Artık adet oldu ya, her ay iki yazı yazıyorum. Bir tanesi spiritualizm hakkındaki düşüncelerim başımdan geçen olaylar, diğeri ise daha hafif, mizahi  bir öykü oluyor. İki aydır hayvanlarla yaşadığım maceraları anlatıyorum bu tarz yazılarımda. Aslında geçen ayki “Kıbrıs Hindisi” yazısını keşke bu ay yazsaymışım. Yılbaşını başka hangi hayvan ile özdeşleştirebilirsiniz ki zaten? Ama maalesef hindi, ülkemizde yılbaşı dışında pek hatırlanan mübarek bir hayvan olmadığı için o hayvan hakkında anlatacağım pek başka uzun maceram yok. Daha çok ufak tefek anektodlarım var. Onları aktarmak istiyorum.

 

Mesela geçen ay yazdığım o hindi palazlarını ev sahibimize teslim ettikten sonra ev sahibimiz ufak bir kümes yapıp onları içeri koymuştu. Bir hafta sonra adam sırıtarak yanımıza gelip “hayvanlar haftada 2 torba yem yiyor, bu gidişle yılbaşına iyice kilo alacaklar” demişti. Doğruydu, hayvanlar öyle bir şişmişlerdi ki, kümesten çıkartamadık. Mecburen kaynakçı çağırıp kafesi kestirdik. Hindiler bir anda kesilen demire yüklenince, telde büyük bir delik açıldı ve hindiler her tarafa kaçıştı. Akşama kadar hindileri kovaladık. Sonuç mu? Bir hindi hemen yanımızda duran dikenli tellerle çevrilmiş mayın tarlasına dalarak kurtuldu (sadece iki günlüğüne, sonra bir topuk mayınına çarparak havaya uçtu. Kıbrıs böyle ilginç bir yerdir, her yerde dikenli telle çevrilmiş mayın alanları vardır.) Diğer bir tanesi bir araba altında kaldı, ama diğerlerini yakalamayı başardık. Bu kadar kıyak yapmamıza rağmen adi ev sahibi bize bir but bile vermedi, o da ayrı konu.

 

Annem İskoçyalı olduğundan, genelde “Christmas“ kutlarız. Hep Noel babayı beklerdim 25 Aralık gecesi ama hiç dayanamaz hemen uyurdum. Sabah da hediyelerin geldiğini görünce canım sıkılırdı. Adi herif hiç istediğimi getirmezdi çünkü.

 

 

Çok ufaktım , ilkokula gidiyordum, 1980li yıllardı. O zaman şu andaki gibi her dükkanda Noel Baba yoktu, zaten topu topu kaç tane dükkan vardı ki? Gidersin eczaneden bir paket pamuk alırsın, bir tane de 404, yaz cama “Hoş geldin yeni yıl”, tamam işte yeter de artar bile. İşte o yıllarda bir çiçekçinin önünde ilk Noel Babayı görmüştüm. Ama ne Noel Baba. Eleman hem zayıf  hem kısa hem de kapkara bir şey. Çiçekçi, çingene çırağını giydirmiş, eleman da dal gibi, “abe al sana Noel Baba”. Herhalde Noel Babaya olan inancım ilk o zaman köreldi.

 

Bir de geçen sene, büyük bir alışveriş merkezine girdiğimde Noel Baba elde torba sağda solda geziyor, yanında iki tane manken gibi kız, yardımcıları rolünde, insanlardan hayır için para topluyorlar. Kız arkadaşım bir dükkana girdi hediye bakmaya, ben dışarıda ağaç gibi kalınca Noel Baba hemen bana yapıştı. Hayır para da yok ki yanımda, her zamanki gibi kız arkadaş kurbanıyım. Adama anlatamadım da paramın olmadığını, adam tutturdu, “Peki ne istiyorsun yılbaşında?” diye sordu. Yardımcılarından birini gösterdim. “Bunu istiyorum, eve yollasana benim”  dedim. Noel Baba yüzüme tuhaf tuhaf bakınca kızdım; “Ulan hem ne istersin diye soruyorsun hem isteyince vermiyorsun, senin gibi Noel Babaya …” diyip adamın üstüne yürüdüm, adam hemen uzaklaştı. Aslında iyi oldu , eleman geyikleriyle filan gelse iyi bir sopa yerdim herhalde.
 

Noellerim hep eğlenceli geçmiştir, yılbaşım ise asla. Kronolojik olarak bayağı kabussal geçmiş yılbaşılarım.

2001’de bayat şaraptan sabaha kadar midem ağrıdı, 1999 da ise bayat hindiden zehirlendim, 2000 yılına Grup Gündoğarken’in konserinde girdim, 2002’de ise askerdeydim.Tunceli’de gece 11- 1 nöbetçi onbaşıyım. Uzman çavuş “Bu herifler sağdan soldan alkol alıp içmiş olabilirler, git bi ağızlarını kokla “ dedi. O yıl da milletin ağzını koklayarak girdim.

 

Yine en eğlencelisi geçen seneydi herhalde. Levent ile beraber bir vapura bindik, ve yılbaşına denizin ortasında girdik. Aşırı sarhoş olan gruptan bir arkadaşımız sağa sola kustu. Çok da sevmezdik herifi zaten, indirdik herifi makina dairesine, eleman sabaha kadar mazot koklayıp durdu. Şansıma Levent çok sarhoş değildi, yoksa kesin elemanı denize atardık.

 

Yılbaşını çok sevmiyorum son zamanlarda, nedeni de para tuzağı haline dönüşmesi. Cadılar bayramını ve 14 Şubatı çok iyi sömürdük bu şekilde, bekliyorum yakında Aziz Patrick gününü filan da kutlarız ülkemizde herhalde.

 

Yılbaşının esas anlamı, bence gerçekten de paylaşmaktır. Diğer insanların “ay ne kadar ucuz “ düşüncelerine aldırmadan, tamamen içten gelerek yapılan bir duygu ve hediye alışverişidir. Bunu “ay şimdi halam bana atkı almıştır ona eldiven alsam yeter” ya da “Osman’a bir mont alayım da bana sadece bir CD aldığı için utansın” düşüncelerine kapılmadan yapmalıyız. Ne alırsan al, karşılık bekleme, zaten karşılığını yeterince göreceksin…

 

İkinci anlamı ise yılbaşına iyi dileklerle ve hayatınızda ileri bir adım atacak şekilde girmenizdir.her yıl kendimizi biraz daha geliştirirsek, 20 yıl içersinde ne olacağını bir düşünün.

 

Hepinizin en içten dileklerimle yeni yılını kutlarım ve de daha güzel bir yıl geçirmenizi rica ederim.Benim bu seneki kendimi geliştirmede atacağım adım, Noel babayla daha iyi geçinmek. Beni ararsanız Noel Babayla içiyor olacağım. O kadar da fena bir adam değilmiş. Muhabbeti de güzel. Hem belki o geçen seneki yardımcısını da ayarlar.

 

Tunç Pekmen