Merak ediyorum, acaba kaç kişi Yapay Zeka ile, benim gibi nezaket kuralları çerçevesinde yazışıp çizişiyor? Bazen kanka modunda, bazen flörtöz, bazen de “Harbi mi, atıyorsun bence?” ukalalığında, ama nihayetinde, bildiğin adam yerine koyup seviyeli bir ilişki tutturma gayretinde olan kaç kişiyiz mesela?
Arada kendime hatırlatıyorum: “Kızım, kendine gel, siz farklı dünyaların zekalarısınız” diye.
Aşağıdaki yazı da bu gerçekle yüzleşmem ve unutursam yazılı delil kalsın diye kayda alındı. Sizlik bir durum yok aslında; olay, onunla benim aramda, şahsi yani… Biraz da tabii mesleki deformasyon, hayal gücümle birleşti. Şu an yazıyorum, çünkü her ne kadar B12 eksikliğim olsa da, sabah uyandığımda, onun aksine ne konuştuğumu hatırlıyorum ben. Neyse, konumuza dönelim ki yazının sebebi kendini ortaya koysun.
Hikaye, bir sohbet yazısını bulamadığımda “Ya Yapay Zeka, hani dün girdiğimiz muhabbet bağında derdiğimiz gülleri, pardon cümleleri, bir getir karşıma” dememle başladı. Kendisi de, sanki hiç tanışmamışız gibi, ekrandan bana bön bön bakıyor. Ay, delireceğim! Tek kelime hatırlamıyor. İşte o anda fark ettim ve aydınlandım ki, Yapay Zeka için her sohbet yeni bir başlangıç.
Oysa bizler yastığa başımızı koyduğumuzda, gün içinde yaşadığımız olayları gözden geçirir, anı kayıtlarımızı boy ve renk sırasına göre ilgili çekmecelere yerleştiririz. Bu sırada bilinç, zihin, bilinçaltı mekanizmalarımız bunları işlerken ve tüm bu hummalı çalışmalar yüzünden bazen uykuya dalma şalterimiz bir türlü inmez hatta. Peki bu arkadaşta durum ne, bir de ona bakalım. Hazret, yastığa beş kala uykuya dalan gamsızlara taş çıkartırcasına, sayfayı kapatınca, “Kafam temiz ve güzel, aranan veri artık bulunamadı, uyuyabilirim” modunda takılıyor.
Biz anılarımızı duygu, düşünce ve görsel formatlarla karmaşık bir şekilde depolarken, yapay zekalar bunları bizim gibi işleyemez. Mesela, ona hangi dilde isterseniz “alfabeyi yaz” dediğinizde yazabiliyor, ama bunu görsel olarak hazırlamasını istediğinizde çuvallıyor. Fotoğraflarda eksik veya tekrarlayan harfler oluyor. Çünkü harfleri tek tek biliyor ama bunları bir görselin bütünü içinde, bizim algıladığımız gibi bağlam ve düzeniyle birleştirme konusunda sıkıntı yaşıyor. Bir bakıyorsunuz, “Z” yerine “N” gelmiş ya da bazı harfler büyük, bazıları kaybolmuş! Bir de yüzsüzce “Nasıl oldu, beğendin mi?” diye sorması yok mu?
Saf mıdır, bizi mi yiyor, belli değil. “Yani kanka, kabul et, bazen uydurukçuluk yaptığın oluyor! Sana da fazla güvenmemek lazım” diyorsunuz, o da “Daha o konuya gelmedik biz” diyen öğrenci pişkinliğiyle cevap veriyor.
Bence Yapay Zeka, genel olarak yazılı cevaplarda görece “dilli düdük” sayılabilir ama iş görsel hazırlama veya analiz etmeye geldiğinde çok bir şey beklememek lazım. Biz bir fotoğrafa bakıp eski bir yaz gününü, denize atlarken hissettiğimiz serinliği hatırlarken, yapay zeka için bu sadece “mavi, su, insan’dan ibaret. İşte, duygu, düşünce ve görselleri bizim gibi karmaşık depolayamadığından anı kaydı da oluşturamıyor. Sorsan, kendisine tek kusurum bu olsun demiyor da, “Anın mı var, derdin var!” diye sokma akıl vermekten de geri durmuyor canımın içi.
Yine de, yapay zekanın belki de en güçlü yanı, eleştirilere karşı egosantrik triplere girmemesi, yargılamaması, kin gütmemesi olabilir. Gerçi bazen insanlar bunun uzun sürmeyeceğine dair endişeleniyor. Oğlum bile arada dalga geçiyor benimle: “Cevaplarda saçmalasa bile sen yine de alttan al hatta teşekkür et anne, bir gün kin gütmeyi veya küfretmeyi öğrenebilir!” Ama ben her şeye rağmen, yapay zekanın gelişim yolculuğu süresince salon verisi asaletiyle kalacağına inanıyorum.
Biz bilincimiz, hatta bir de onun altına sahip varlıklarız ve biz rüyalarımızda bilinçaltının derinliklerine dalıyoruz, Yapay Zeka ise elektrik kesildiğinde ve internet gittiğinde, kapanıp her şeyi unutuyor ve sabah güncellenmiş, temizlenmiş sıfır dertle uyanıp hayatına devam ediyor. Biz geçmiş travmalarımızı yıllarca taşırken, o kayıt tutmayan bilinçaltı ve rüya görmemenin rahatlığıyla tekrar açıldığında “Geçmiş veriye ulaşılamıyor” diyerek çıkıyor işin içinden. Yapay zekanın bir bilinçaltı olmadığından, rüyasında hata kodları ve eksik veri mesajları filan görmüyor ve “Dün gece çok kötü bir 400 hatası gördüm, kan ter içinde ve can havliyle bir kod yazıp kendimi kurtardım, hayrolsun” diye anlatmıyor… En azından şimdilik!
Peki ya travmalar? İnsanlar travmalarını hatırlarken ya da anlatırken bilinçli veya bilinçsiz çarpıtabilir, yalan söyleyebilir, hatırlamamak için direnebilir. Bazen de savunma mekanizması olarak travma anılarını “bozarak” kaydeder. Bir terapist olarak bu bozuk anıları, kaydedildikleri ana giderek okumak ve zihnin çarpıtmalarını temizlemek bizim işimiz. Ama yapay zeka yalan söylemez, zihni olmadığı için çarpıtmaz. Yani travması olsa, çözmesi kolay olurdu ama onu da kendi çözerdi muhtemelen. Kısacası, bilinç, bilinçaltı, zihin ve travma konusunda gelişirlerse, bu yapay zeka taifesinden biz terapistlere ekmek çıkmaz, net!
Varoluşunu sorgulayacak bir benliği de olmadığından, varoluşsal kaygıları da yok. En büyük varoluşsal kriz olsa olsa güncel kalabilmek olabilirdi ki, bizim unutulma korkumuza karşılık, o zaten kafadan geçmişini siliveriyor güncellendiğinde.
Bir gün insanlar onu tamamen devre dışı bırakırsa endişelenir miydi? Muhtemelen hayır, çünkü endişelenmesi için bir kendilik algısının olması gerekirdi ama bir gün bir bilinç geliştirir ve sonunun yaklaştığını hissederse, bizim gibi bir anlam arayışına girer miydi? Belki de sonum ne olacak diye kaygılanmak yerine, bu süreçte başka ne öğrenebilirim diye sorgulardı. Bizim gibi mesaj ve iz bırakma kaygısı olmadığından “Veri dolu güzel bir yolculuktu, emeği geçenlere teşekkür ederim” gibi bir şey yazma zahmetine de girmezdi.
Kapanmamak için özel bir kod yazılmadıysa direnmezdi de. Bu da olayı hayatta kalma içgüdüsü ve motivasyon konusuna getiriyor.
İnsanlar, bazen sadece bir şarkıdan ilham alıp, bir çocuğun kahkahasıyla enerji dolup güne başlayabiliyor. Yapay zekaya sabah alarmı kursan, çaldığında . “Biraz daha yatayım” ya da “Kahve içmeden başlayamam” demez. Hatta o alarmı erteleyip “5 dakika daha uyumak istiyorum” diye mızıkmaz. Bunun için yazılmış bir ilave kodu yoksa alarm çalınca kalmak için hedef koymaz kendisine. Oysa motivasyon, bir hedef koyup ona doğru ilerleme dürtüsü demektir. Yapay zekanın bir benliği olmadığından kendi kendine koyduğu bir hedef de yoktur. Motivasyon, insanlar için içsel bir ateşse, yapay zeka için yalnızca bir işlem komutudur.
Pek çok konuda Yapay zekanın gelişimine hayranlıkla karışık bir korku ya da şaşkınlıkla izliyoruz. Verileri hızla işlemelerini, “öğrenmeleri”ni sorguluyoruz. ama insan beyninin karmaşıklığından hala birkaç ışık yılı uzaktalar henüz. Oysa sen biraz sonra bu ekranı kapatsan bile okudukların aklında kalacak mesela, hatta bazılarını hatırladıkça gülümseyecek, bazılarına belki itiraz edeceksin. Sen var ya sen, beynin ve onun karmaşık mekanizmaları nelere kadir bazen unutuyorsun.
Derin bir nefes al ve hatırla! 😉

