Bazı bilim insanları vardır ki, ortaya koydukları fikirler kendi dönemlerinde fazlasıyla uç, hatta fantastik bulunur. Galileo Galilei, Isaac Newton, Albert Einstein, Max Planck, Werner Heisenberg ve Erwin Schrödinger gibi isimler, zamanında ciddi itirazlarla karşılaşmış; görüşleri uzun süre spekülatif ya da akıl dışı görülmüş. Oysa bugün bu isimlerin ortaya koyduğu fikirler, modern bilimin temel taşları arasında yer alıyor.
Uppsala Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Maria Strømme’nin, 25 Kasım 2025 tarihinde Amerikan Fizik Enstitüsü’nün hakemli bilimsel dergisi AIP Advances’te yayımlanan “Evrensel Bilinci Temel Bir Alan Olarak Ele Almak: Kuantum Fizik ile Non-Dual Felsefe Arasında Teorik Bir Köprü” başlıklı makalesinde ortaya koyduğu öneriler de bugünün bilim dünyası için uç noktada ve tartışmalı görünüyor. Ancak bilim tarihinin defalarca gösterdiği gibi, bu tür yaklaşımlar zaman içinde gerçekliğe bakışımızı kökten değiştiren yeni yönelimlerin önünü açabiliyor.
Makalenin temel iddiası son derece net: Bilinç temeldir; zaman, uzay ve madde bilinçten ortaya çıkmıştır. Buna göre bilinç, beynin ürettiği bir yan ürün değil; evrenin tamamını mümkün kılan temel bir alandır. Uzay-zaman, enerji ve madde ise bu bilinç alanının farklılaşmasıyla ortaya çıkan yapılardır. Yani evren, önceden var olan bir sahne üzerinde akmaz; sahnenin kendisi bilinçten türeyerek oluşur.
Çalışma, gerçekliği üç temel ilke üzerinden açıklıyor: Evrensel Akıl (yaratıcı potansiyel ve düzenleyici ilke), Evrensel Bilinç (farkındalığın temel alanı) ve Evrensel Düşünce (potansiyeli deneyimlenebilir forma dönüştüren mekanizma). Bu üçlü yapı, kadim öğretilerde karşımıza çıkan birlik anlayışını, modern fiziğin matematiksel diliyle ifade etmeye çalışıyor.
Makale, Büyük Patlama’dan önce, uzay ve zamanın henüz var olmadığı zamansız ve biçimsiz bir bilinç alanı varsayıyor. Bu aşamada evren, tüm olasılıkları içinde barındıran saf bir potansiyel hâlinde. Uzay-zamanın, maddenin ve enerjinin ortaya çıkışı ise bu alanın kuantum düzeyinde “çökmesi” (yani olasılıklardan birinin gözlemlenmesi sonucu gerçekleşmesi) ile oluyor. Böylece Büyük Patlama, mutlak bir başlangıç olmaktan çıkıp, bilincin farklılaşma sürecindeki bir eşik olarak yeniden yorumlanabiliyor.
Bu çerçevede bireysel bilinçler, evrensel bilinç alanı içinde yerelleşmiş uyarımlar olarak tanımlanıyor. Ayrı bir “ben” algısı ise kişisel düşüncenin ürettiği geçici bir deneyim olarak ele alınıyor. İnsan, evrensel bilinçten kopuk bir varlık değil; onun belirli bir formda, belirli bir süre için yoğunlaşmış hâli. Bir nevi okyanustaki dalgalarda beliren köpükler gibi. Bu bakış açısından ölüm de bilincin yok olması değil, bireysel bilincin evrensel bilinç alanına yeniden bütünleşmesi anlamına geliyor.
Prof. Strømme, bilinci yalnızca teorik bir metafizik kavram olarak ele almıyor; kuantum fizik, kozmoloji ve nörobilim alanlarında test edilebilir öngörüler de sunuyor. Bilincin sıfır-nokta alanı ile etkileşimi, biyolojik sistemlerde senkronizasyon, kolektif bilinç etkileri ve hatta kozmik arka plan ışımasındaki anomaliler, bu çerçevenin sınanabileceği alanlar arasında gösteriliyor. Bu yönüyle çalışma, bilinci soyut bir tartışma konusu olmaktan çıkarıp, doğrudan bilimsel araştırmanın merkezine taşıyor.
Ayrıca makale, modern bilimin ulaştığı bu noktayı Advaita Vedanta, Tasavvuf, Budizm ve diğer kadim öğretilerle açık bir paralellik içinde ele alıyor. Kadim metinlerde mecazlarla ifade edilen birlik fikrinin, bugün kuantum fiziğinin diliyle yeniden gündeme gelmesinin tesadüf olamayacağını ifade ediyor. Yazar, erken dönem kuantum fizikçilerinin — Schrödinger, Heisenberg ve Planck gibi isimlerin — bilince dair sezgilerini, çağdaş matematiksel araçlarla genişletmeye çalışıyor.
Makalenin tamamını okuduğunuzda — her ne kadar matematiksel bölümleri bu alanla ilgisi olmayanlar için yer yer ağır olsa da — sanki yıllardır kadim öğretilerle uğraşmış birisinin elinden çıkmış güçlü ifadelerle karşılaşıyorsunuz. Özellikle ölümün bir yok oluş olmadığı, sadece kendini birey ve ayrı olarak algılayan bilincin sonsuzluğa karıştığını söylediği cümleler oldukça çarpıcı. Daha da çarpıcı olan ise bunları bir profesörün kaleminden, hakemli bir bilimsel dergide okumak. Üniversitenin web sitesindeki haberde, bu çalışmanın derginin ilgili sayısının en önemli makalelerinden biri olarak nitelendirildiği de söyleniyor.
Elbette Prof. Strømme’nin de belirttiği gibi, teorilerinin ölçülmesi ve kurama dönüşmesi için daha pek çok ölçüm ve çalışma yapılması gerekiyor. Ama bir bilim insanının elinden çıkan ve şimdiden ciddi yankı uyandıran bu makale, kim bilir, belki onlarca yıl sonra bu teoriler kuramlaştığında öncü çalışmalar arasında anılacak. Zira iddia edilen noktaların büyük bir kısmı, kadim öğretilerde binlerce yıldır mevcut. Geriye kalan ise bilimin, bilimsel yöntemlerle bu iddiaları ölçmesine kalıyor ki bu hiç de imkânsız görünmüyor.
Kaynak:
Maria Strømme, Universal Consciousness as a Foundational Field: A Theoretical Bridge Between Quantum Physics and Non-Dual Philosophy, AIP Advances, 25 Kasım 2025.

