80’lerin başında doğanlar için SSCB’nin yıkılması ve sonrası yaşananlar; batının ve özgürlüğün zaferi bir çocukluk anısı olarak hayatlarımızda yer etti.
TRT’nin tek kanal olduğu günlerde 32. Gün izlerken; Birand’ın liberalizme ve özgür dünyaya düzdüğü övgüler, bugün bile kulaklarımda. Duvarın yıkıldığı günü de, Çavuşesku’nun idamını da, Gorbaçov’bun düşürülüşünü de bugün Halk TV izleyen çocukların izlemesi gibi izledim. Bizim kuşağı politize olması da böyledir işte SSCB yıkılır, Körfez Savaşı’nda insanlık tarihinin en eski şehrinin Real Time bombalanması izlenir filan. 🙂
Neyse uzatmayayım işte sonuçta Batı kazanmıştı. Bütün dünya bu zaferi kutluyordu. Doğu da kaybettiği halde aslında kazanmıştı, onlar da bunu kutlamalıydı, çünkü doğu halkları da sonunda özgürdü. Yani biz doğulular da batının bu büyük zaferine şampanya patlatmalıydık.
Uydu anterleri tam da bunun içindi ve bizim apartmanda da uydu anteni vardı. RTL, CNN, MTV gibi üç harfliler yıllarca bu zaferi kutladı ve bu süreçte sürekli çalan bir şarkı vardı: Pet Shop Boys’tan ”GO West!”
Bu şarkı ritmiyle, sözleriyle, vokaliyle, ruhuyla adeta bir zafer marşıydı. Öyle ki bütün Avrupa bu şarkıyla inliyordu, meydanlar, diskolar, futbol maçlarında tribünler; GO West diye yıkılıyordu (Özellikle de Almanya’da).
Batıya gitmeliydik. Çünkü zafer, özgürlük ve mutluluk oradaydı.
Bu şarkının anlattıklarına daha yakından bakarsak; Batı, tarihsel olarak “özgürlük”, “umut”, “daha iyi yaşam” ile özdeşleştirilmişti, bu nedenle Batı’ya gitmek, zincirlerinden kurtulup yeni bir hayata adım atmaktı.
Batı iyilikti, güzellikti, bütün dertlerden azade olmaktı.
Gelin birkaç söz yazayım şarkıdan, daha iyi anlaşılır ne demek istediğim:
GO West
Life is peaceful there
in the open air
Where the skies are blue
We’ll find our promised land
We will feel just fine
And the pace back East
This is our destiny
Söylemlere bakar mısınız? Batıya değil de cennete gidiyoruz sanki..
Batıya git; Orada hayat huzurlu.
Kaostan, baskıdan veya karışıklıktan uzak yeni bir yerdi Batı.
Gökyüzünün mavi olduğu yerdi… Bizim vaadedilmiş topraklarımızdı, her şey çok güzeldi, bu bizim kaderimizdi ve doğuyu geride bırakmalıydık.
Batı sonunda yüzyıllık savaşını kazanmıştı. 1917 Bolşevik devrimi, sonrasında Çin Devrimi-Mao ve aradaki minik Japon faşizm fragmanı artık yoktu. Tekmili birden yenilmişti ve Batının özgürlüğü maçı kazanmıştı.

Peki ya bugün;
Bu şarkının ilk defa söylenmesinin üzerinde 45 sene, ama asıl anlamının kazanmasının üzerinden 35 sene geçti. Şarkının bahsettiği batı paradigması bu süre zarfında yerle yeksan oldu. Ya da daha doğru bir söylemle Batının özgürlük kavramı; paraya endekslendi. Yani para kazanma özgürlüğü dışında, Neoliberalizm batıda tek bir özgürlük bile bırakmadı.
Bugün Kuzey Amerika ve Batı Avrupa toplumları antidepresanlar, narkotik maddeler, intiharlar, depresyonlar eşliğinde büyük işsizlik, mutsuzluk, yalnızlık, parasızlık dalgası yaşıyor. Yabancı düşmanlığı ve yükselen sağ ile otoriter rejimler kuruluyor, irrasyonalite, bilimsizlik bütün gücüyle batıyı ele geçiriyor.
Batıya gittik, Expad olduk, Erasmus, Interrail, Work and Travel, Aupair’lik yaptık, gezdik tozduk hatta AB’nin özgürlüğünü de bir süre yaşadık. Ama işte ”Başlangıcı olan herşeyin bir sonu da vardır.” Batının sunduğu özgürlük sona erdi. Finito.
Artık doğuya gitme vaktidir.
Çünkü doğu artık az parayla da yaşayabilme ihtimalidir.
Çünkü doğu kasvetli kışlar olmadan da yaşayabilme imkanıdır.
Doğu gülen insanlar görebilme şansıdır.
Doğu bireyliğimizden kurtulup yine komünler halinde yaşayabilme fırsatıdır.
Doğu boş zaman imkanıdır.
Doğu artık sadece spritüel bir kaçış değil anlamlı bir liberal seçenektir.
Doğunun zamanı gelmiştir.
Anlatmaya devam edeceğimdir.

