Erkeğin öyle dönemleri vardır ki hayatında yıllar geçse ve onun hayata bakışı değişse bile, bu ‘özel’ zamanların anlamı hep aynı kalır içinde. Yılbaşı geceleri de işte bu ‘özel’ zamanlardan biridir erkeğin gönlünde.

 

Küçük bir veletken yılbaşı sizin için oyuncak demektir ağırlıklı olarak. Noel babalar, geyikler, o gece yenen yemekler, sonra yine hediyeler ve oyuncaklar… Biraz daha büyüyüp ergenlik çağlarında kulaç atmaya başladığınızda ise oyuncaklar yerini yavaş yavaş tişörtlere, kazaklara, bilgisayar oyunlarına bırakır. Lise çağlarında ise kızlar hayatınızdaki yerlerini almaya başlamıştır ve artık Noel Baba’dan size sevgili getirmesini beklediğiniz dönemlerdir bunlar ve sevgilisi olanların evi de bilumum peluş hayvancıklarla dolmaya başlamıştır. Ha bir de sınıflarda yapılan çekilişlerden gelen ve pek de anlam ifade etmeyip işinize yaramayan çeşitli zerzevatlar da… Üniversite ve sonrasında ise artık küçük velet “adam” olmuştur ve “adam”lara uygun daha olgun hediyeler gelmeye başlar diye devam ettirmem gerekiyor bu cümleleri, ama kazın ayağı öyle değil işte!!! Niye mi?


Erkek Adam Tazmanyalı Terlik Giyer

Bu gezegen, kadın adı verilen ve temel amaçları “aslanlar gibi delikanlıları yılbaşlarında tazmanya canavarı terlikleriyle donatıp, onları kimlik bunalımına düşürmek suretiyle dünyayı ele geçirmek” olan bir organizma türüyle doludur ki galakside bu gidişata dur diyebilecek kahramanlar bile Pamuk Prenseslere dönüşmek suretiyle zaman zaman bunların saflarında yer almıştır (Bkz. Komser Şekspir). Gerçi şöyle taş gibi bir kadın karşısında Pamuk Prenses’e dönüşmeyecek erkek sayısı da azdır, ama o vatanevlatları bile eninde sonunda o Tazmanyalı terliklerle arz-ı endam edecek ve gezegenin kadın milletine tesliminde katkıda bulunacaktır. Kükredi mi dağları deviren nice koçyiğitler telef olmuşlardır o terliklerin içinde savunmasız kalma suretiyle… Neyse olayın bu boyutlarını, vaziyetin vahamiyetini daha geniş gözler önüne seren kitaplarda (bkz. Etekli İktidar) okursunuz. Ben “tazmanyalı terlik giymek suretiyle ele geçirilmişler”den biri olarak devam edeyim yazıma.


Erkek Adam Çekirdek Çitler

Kendimin kızsal camiayla tanışması daha doğrusu ilk aşkımı yaşayışım Lise 2 dönemindedir. Bu ilk aşkın bana “yahu şimdi yılbaşını onunla geçirsek ne güzel olurdu” fikrini aşıladığı sene ise 1993 yılbaşıdır. Yine o yılbaşı aşık olduğum bir kıza hediye aldığım ilk dönemdir ve o hediyenin “canım arkadaşım” muhabbetleri eşliğinde yüreğimin poposunda patladığı ilk zaman da…


Ondan sonraki altı sene boyunca büyük bir istikrar gösterip her yılbaşında bir aşkım olmasını dilemiş ama her sene kendimi TV karşısında çekirdek çıtlarken bulmuşumdur. Eh yılbaşı için istediğiniz tek hediye “elini tutarak yeni yıla girebileceğiniz bir sevgili” iken; tuttuğunuz sadece “abi tuzlu mu olsun, tuzsuz mu?” diyen çekirdekçinin ya da size para üstü uzatan büfecinin eli olunca, bir süre sonra melankolik bir çekirdek psikopatına dönüşmeniz çok da anormal olmuyor hani.


Erkek Adam Zor Koşullarda da Çitlemeye Devam Eder

Sonraki senelerde bir sevgili eşliğinde geçirdiğim yılbaşları da oldu tabii ki de; ama bir kere alışamaya görsün insan işte, elin dursa bile ruhun o çekirdek melankolisini yaşıyor. Doğal olarak da bir süre sonra “aşkım senin neyin var” diye size ne kadar sevecen olduğunu göstermeye çalışan ama esasında “bana bak ulan, yıllardır o salak Ayşegül’ün sevgilileriyle geçirdiği yılbaşlarını dinlemekten çatladım. Kırk yılda bir elime fırsat geçti ve bu yüzden annemi bile kandırdım, bir de bir dolu masraf ettim üstüme başıma. Şimdi bu melankolik erkek tripleriyle sıçma gecemin ağzına…” diyen bir sevgiliyle karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Diyemiyorsunuz ki ona “Başlatma lan şimdi Ayşegül’üne. Hemcinslerin zaten yıllardır oydular zavallı ebemi de vatana millete hayırlı evlat olacağıma, kuruyemiş tüccarlarına yar oldum. Ah şimdi tuzlu bir güne bakan olacaktı, yanına da biraz leblebi şöyle sıcak sıcak. Gel keyfim gel”; ağzınızdan çıkan sadece “Bir şey yok, eğlenmemize bakalım aşkım” oluyor.  Kısacası kadın milleti bu işte, varlıkları ayrı bir dert, yoklukları ayrı.

 


Erkek Adam Evinde Oturur

Bu satırları okuyan erkeklerin çoğunun gençlik yıllarında ve daha sonraki dönemlerdeki yılbaşlarında o bar senin, bu club benim tarzında takıldığına eminim, ama işte ben daha çok bir ev kuşu modeliyim. Öyle gece alemlerini falan pek bilmem, eğlence yerlerine de senede iki üç anca giderim. Ayrıca bugüne kadar hiçbir yılbaşını bir barda arkadaşlarımla sabahlayarak karşılamamışımdır. Ne yaparsın işte alışkanlık meselesi… Ben de benim gibilerin sözcülüğünü yapmış oluyorum bu vesileyle… 😉


Bu bağlamda hatırladığım ilk yılbaşı gecesi ev aktivitesini 1982’yi 1983’e bağlayan gece yaşamıştım. Annemle kahverengi bir battaniyenin altına geçip siyah beyaz TV’mizden TRT’nin yılbaşı eğlence programını izleyip, her nasılsa eğlenmiştik. Tabii çocuk kafam o kadar meşhur şarkıcıyı bir arada görünce büyülenmişti. Klasik TRT esprisi olan eskiyen yılı yaşlı ve eşyalarını toplayan dede; yeni yılı ise bebek olarak göstermeyi ise çok sevmiştim. TRT’nin o geceki sahne düzenini daha dün gibi hatırlıyorum: kocaman yuvarlak bir platformdan merdivenlerle sahneye iniyordu şarkıcılar falan. O zamanlar sene 1983’tü ve biz annemle battaniye altındaydık…

Aradan yıllar geçti ve geldik 2002’nin yılbaşı gecesine, yer yine Mersin ve bizim ev. Annem yılbaşında eğleniyor. Üzerinde bu sefer pembe bir battaniye ve yine TV izliyor. Ulan aradan ondokuz sene geçmiş değişen tek şey battaniyenin rengi. Ha bir de ben artık o battaniyenin altında değilim. Bu sahneye ekstradan akşam yemeğini, tombala gibi birilerinin gelenek olarak itelemesi yüzü suyu hürmetine senede bir gün oynanan diğer zamanlarda yüzüne bile bakılmayan oyunları ve bol bol kuruyemişi de ekleyince olur size “Türk Erkeği: Home Edition” modelinin aşağı yukarı tipik yılbaşı gecesi eğlencesi.


Erkek Adam İçip İçip Kusar

Erkek adam içip içip kusmayandır delikanlı literatüründe belki, ama ben o literatüre yeni anlamlar ekleyen bir modelim. Aslında bunun nedeni olarak benim içkiyle aramın pek olmamasını gösterebilirim ama “ben insanım kardeşim ve insanlar içinden geldiği gibi davranır, içinden geldiği gibi de çıkartır” geyiği yaparak da içtim mi kusmamı meşrulaştırmaya çalışabilirim. Neyse fazla uzatmayayım bu kısmı da size hayatımdaki ilk sarhoşluk anımı anlatayım da görün erkekliğin kitabı nasıl yazılıyor baştan.


1992 yılbaşı gecesiydi ve ben hayatımda ilk defa cin içiyordum. Tabii onun nasıl çarpan birşey olduğunu bilmediğim için gazoz gibi götürüyorum. Birden dünyanın elektrikleri kesildi ve yeniden geldi. Geldiğinde kendime ben nerdeyim diye sordum. Sonra yanımda bir adam oturuyordu, ona “Sen kimsin?” diye sordum. “Ben Bora Abin, teyzenin kocası oluyorum” diye yanıtladı. Sonra midem acayip şekilde bulanmaya başladı. Zor bela banyodaki tuvalete gittim ve çıkartmaya başladım. Çıkartırken öyle öne eğilmişim ki bir anda ayaklarım yerden kesildi ve havalandım. Eh “her havalanışın bir de inişi vardır” der yerçekimi kanunu ve ben de “Gaaaaarçç!!!” diye göğüs kafesimi alafranga tuvalete aynen ekleştirdim ve nefesim kesildi. O anda dua etmeye başlamışım ki anneannem içeri girdiğinde ise şöyle bir manzarayla karşılaşmış: Ben klozetin başında diz üstü çökmüş, bir elim göğsümde; bir elim havada “Allahım bi daha içmeyecemmmm, sözzzz!!!” diye dua ediyorum (Buradan aldığım ders sarhoşken klozete yaklaşma oldu). 😉


Ve Erkek Adam Uyanır

Onca tantana, eğlence, yeme içme, gürültü patırtıdan sonra ise yılbaşı gecelerinin en kötü tarafı sabah uyanmasıdır. Tüm ay boyunca o geceyi beklemişsinizdir, sonra gece boyunca evde tek başınıza olsanız bile içinize bir heyecan, belki de umut dolmuştur yeni senenin iyi olacağına dair ve sonra sabah gözünüzü bir açarsınız ki herşey aynen yerinde duruyor (bir de üstüne üstlük başınız çatlayacak gibi ağrıyor).


TV’de haberler aynı haberler, dertler aynı dertler, yalnızlık aynı yalnızlık; zaten piyango biletine amorti bile vurmamıştır… Hele bir de sokağa çıkarsınız ki ıssız caddelerde millet taze beyin arayan zombi bakışlarıyla gezmekte. İçiniz sıkılır ama yine de gülümsemeye çalışarak tekrarlarsınız kendi kendinize “Hoşgeldin Yeniyıl” diye…

Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...