Yarın ne olacak? Ben bilmiyorum. Sen biliyor musun?

Bu yazı gece yarısı yazılıyor, dolayısıyla eğer bitirebilirsem yarın sabaha bu sorunun anlamı daha da çoğalacak. Çünkü ben sabaha nerede ve nasıl bir halde olacağımı garantilemedim hepiniz gibi…

Bunu unutarak, farkında olduğumuz “anlarda” da yok sayarak yaşıyoruz. Ben şu anda kulağımda sevdiğim bir müzik tamamen bu yazıya odaklanmış yaşarken üç dakika sonrasını bilmiyorum. Hayat bildiğim ve yaşamaya alıştığım gibi devam ediyor zannediyorum. Aklımda olan ve size anlatmak için çabaladığım bu şeyleri yazarken bile durabilir kalbim, beynim. “Bu kadar.” Evet, “Bu kadar…”

Hayat bize bu durumu hatırlatıyor zaman, zaman.Bana da hatırlattı yeniden. Oğlumun okulundan bir arkadaşı yoğun bakımda günlerdir. Ailesi ile çıktığı tatil yolculuğu anne ve babasını aldı elinden. Yaşarsa bu acıyla da baş etmeye çalışacak. Arkadaşları hastanede bekliyor yanı başında. “Bu kadar” noktası bu işte…

Bitmeyecek sandığımız, ya da çok uzun bir zaman sonra biteceğini düşündüğümüz ömürlerimiz var hepimizin. Duymaktan hoşlanmadığımız, böyle bir gerçek yokmuş gibi yaşadığımız, yakınımıza geldiğinde önce isyan, sonra çaresizlikle kabullendiğimiz o vazgeçilmez sonuç yanı başımızda oysa.

Kaç yaşında gelirse gelsin hep erken, hep yanlış, hep kahredici. Soğuk ve sevimsiz… Tüm güzel şeylerin, duyguların, isteklerin, heveslerin, arzuların, coşkunun yani hayatın karşıtı: Ölüm…

Bu kadar hayatın içinde ve bu kadar hayatı anlamlaştıran başka bir şey yok aslında. Ölümle fark ederiz en çok yaşamanın anlamını. Dertlerin, üzüntülerin manasızlığını… Hayatın sonuna kadar yaşanması gereken bir şey olduğunu en çok ölümle yakınlaştığımızda fark ederiz. Onun içindir ki yaşamını dolu, dolu yaşamış insanlara daha az üzülürüz. İsteyip yapamadıkları çok olan, genç olan, umutları olan insanların ölümü daha acıdır bu nedenle.

Ölüm, soğuk yüzüyle her an yanı başımızdadır. Günlük yaşamımızda ne kadar çok duysak da adını, bize yakın birine uğramadıkça ne kadar yakında olduğunun farkında olmayız. Ne kadar ömrümüz kaldığını sorguladığımız anlarda da hep daha çok zamanımız olduğunu düşünmek işimize gelir. Aksini düşünürsek ve her an ölüm gerçeğiyle yaşarsak hayatı karşılayamayız çünkü. Bu yanılsamadır bizi yaşatan. Manasız olsalar da bir sürü ayrıntı ile sanki olmazlarsa hayatımız anlamsızlaşacak gibi bizi uğraştıran.

Ölüm kaçınılmaz bir gerçek, hepimizi bekleyen bir son var. Bunu unutmadan yaşayan biriyseniz hayata ve insana bakışınız değişir ister istemez. Daha sevgili, daha üreten, daha paylaşan ve günlük dertleri daha kolay karşılayan biri olursunuz. Yaşadığınız her anın kıymetini bilerek, kırmadan, dökmeden, kimsenin canını acıtmadan yaşarsınız.

Ölüm bir son ama öldükten sonra da hatırlanan biri olmayı kim istemez? Ölümün yok ediciliğini azaltan bir şeydir hatırlanmak.Öldükten sonra arkamızda bıraktığımız mirasımızdır hatırlanmamızı sağlayan. Mal, mülk değil tabii ki kastettiğim. Ben meselâ “başardı” desinler isterim arkamdan. “İyi insan olmayı, sevmeyi, yaşamayı, üretmeyi, paylaşmayı başardı.”

Amerikalı Şair ve FilozofRalph Waldo Emerson (1803- 1882) “Başarıyı” şöyle tariflemiş vakti zamanında:

“Sık, sık gülmek ve çok sevmektir.

Akıllı insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmaktır.

Dürüst eleştirmenlerin onayını almak, sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır.

Güzeli sevmektir.

Herkesteki en iyiyi bulmaktır.

Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir.

Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır.

Gönlünce eğlenmek ve gülmek; Kendinden geçerek şarki söylemektir.

Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir.

İste bu başarılı olmaktır…”

Bu sözlerin üzerine yazılabilecek fazla bir şey yok. Kimin yüreğinden koptuğunu bilmediğim aşağıdaki dizeler belki söylenenleri biraz daha perçinler.

“Hayat yaşandığı kadar vardır.

Ötesi ya hafızadaki hatıra,

Ya hayaldeki ümittir.

Ölümü ise bir tek yerde kabul ediyorum.

Yaşamak mümkünken yaşayamamış olmakta.”

Seneca “Hayat bir hikâyedir. Ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar güzel olduğu önemlidir” demiş. Sizin hayat hikâyeleriniz hem uzun hem güzel olsun. 🙂

Gülseren Karaçizmeli