Ufacık bir bebeksindir… Ağlarsın… Bir ihtiyacın vardır; belki açsındır, belki gazın vardır, belki de “bağlantı” kurabileceğin bir dokunuştur ihtiyacın olan… Ağlarsın… O anda sana bakmakla yükümlü olanlar, “gerçek” ihtiyacını bilmeyip seni sadece susturmaya yönelik hareketler yapabilirler. Dikkatini bir çıngırağa çekmeye çalışırlar mesela, ya da senin sesini bastıran şarkılar söylerler ya da önüne çizgi filmi dayarlar, ya da daha beteri belki sarsarlar seni… hatta öyle yerlerde ağlarsın ki… mesela bir otobüs yolculuğunda. İçerideki ortam rahatsız etmiştir seni. Etrafı rahatsız ediyoruz stresi anneni babanı daha da germiştir. Sen daha da ağladıkça, daha da fazla susturulmaya çalışırsın ortam daha da gerilir…
Sonra o ihtiyaçları görülmemiş, gerçek iletişim kurulamamış bebek büyür. Dünya ile hayat ile bağlantısı arızalıdır. Kendi ihtiyaçlarının bir türlü farkında değildir ve bu sefer de elinde çıngırak sallayan bir sürüsü çıkmıştır karşısına… TV izler, sosyal medyaya girer, maça gider… Her yer onun ilgisini çekip, kendi ihtiyaçlarını bu ilgi üzerinden gidermeye çalışan niceleri ile doludur… O küçük bebek bir o yana bakar bir bu yana… Uyaranlar o kadar fazladır ki…
Ama hepsinin ardında kendi farkında olmadıkları ihtiyaçlarını diğerlerini ve hatta kitleleri yönlendirerek gidermeye çalışan başka büyümüş bebekler vardır ki onlar da farkında değillerdir neye ihtiyaçları olduğunun…
Bu büyümüş bebeklerin yaşamları da oradan oraya savrularak, bir o çıngırağın bir bunun peşinde geçer gider… O çıngırak bazen mevki, şan şöhret olur (çünkü görülme ihtiyacı vardır), kimi zaman mal mülk olur (güvende hissetme) kimi zaman cinsel ilişkiler olur (dokunulma ihtiyacı), nice hazlar peşinde koşmak olur (beslenme ihtiyaci)… Dallanır budaklanır böyle ama en geriye gidildiğinde o bebeğe kadar geliveririz…
İşte dikkati sürekli oradan oraya çekilen o bebekler de bir türlü gerçekten neye ihtiyaçları olduğunu bilemezler. Bir şeylerin eksik olduğunu hissederler ama nedir sorusunun yanıtını “akıl otoriteleri”nde ararlar. Onlar da anlatır da anlatırlar… Ama aslında onlar da kendi ihtiyaçları peşindeki başka bebeklerdir…
Bu döngü devam eder durur. Taa ki bir vakit o “büyümüş” bebek, “Benim gerçekten neye ihtiyacım var” diye sorana dek…
Şimdi bu noktada dur ve kendine gerçekten sor bakalım sevgili artık çoktan “büyümüş” dost: Senin gerçek ihtiyacın ne?

