Amacını Değil, Yerini Bulmak…
Bir can dostum var, bir süredir ortalarda görünmüyor. Geçen sordum nerelerdesin dedim. Aylardır dükkanın tadilatıyla uğraşıyordum, ama çok iyiyim dedi. Kendisinin aslında o dükkana ihtiyacı yok, yıllar önce zaten başarılı bir iş adamıyken bırakıp çıktığı bir işti. 10 seneden fazladır eğitimlere katılıyordu, birlikte çok eğitimlere katıldık, çok seyahatler yaptık. O seyahatlerde nicelerine nasıl derinden dokunduğuna, dönüşümler yarattığına şahitlik ettim.
Ama bir yandan da bir yere ihtiyacı var gibiydi. Her nerede olursa olsun; o, zaten insanlara dokunuyordu, fakat işte burası benim yerim dediği bir yer. Bunu bir merkez açmak gibi düşünmeyin ki onu da yaptı, fakat değildi işte. O, başka bir yer arıyordu. Onlarca yıldır kendisiyle yüzleşmelerini, kucaklaşmalarını, hatırladıklarını, hatırlattıklarını… aktarabileceği bir yer…
İşte bu dükkan ona bunu verdi. Kendini en iyi hissettiği yerdi bu.
Bugün telefonda konuştuk, “Ya burada çok mutluyum, insanlarla muhabbet ediyoruz sürekli. Dün 92 yaşında bir kadın geldi dükkana bastonlarıyla, müzik açmıştım. Dedim hadi gel dans edelim. Birlikte dans ettik. Sonra baktım dükkandan yürüye yürüye çıkmış, bastonu falan da bırakmış gitmiş.” Dedim, sen dükkan açmamışsın aslında farkındasın di mi? Sen bir gönül evi dermişsin. Tam o anda birisi girdi dükkana ve bizimkisi gülerek karşıladı.
*****
Zihnimiz sürekli “Hayatın amacını” arıyor ya, aslında aradığımız amacımız değil, bu dünyadaki yerimiz. Ama bir yandan da zannediyoruz ki illa ruhsal yolculuğa çıkıyorsak, ruhsal bir iş yapmalıyız. Halbuki sır işine ruhu katmakta.
Elbette ki bu bir yolculuk. Ama yolun bir noktasında artık dünyadaki amacını aramayı bırakıyorsun, çünkü zihninin sürekli amaçlar ürettiğini ama hiçbirinin de aslında o yanıtı vermediğini görüyorsun. Çünkü ihtiyacın yanıtta değil, oluşunda…
Belki çok iyi bir iş adamısın, belki iyi bir yönetici, belki de bir çaycı… Olduğun yerde huzurda mısın? Hem huzurlu hem de kendini yerini bulmuş gibi hissediyor musun? Kal orada ve varlığını orada sürdür. Belki bir kabin memurusun ve olduğun yerle memnuniyetinle yaptığın hizmetindeki enerji alanınla belki nicelerine dokunuyorsun, ama farkında bile değilsin. Hatta belki de bırakıp yoga hocası mı olsam diyorsun. Bırak, yoga hocalığını hayatını gerçekten yogaya adayacak olanlar yapsın. Sen hizmetine devam et. Yönetici ise şirketini bırakma. Ruh diyorsan hepsi ruh hepsi yol…
Tamamlamış hissediyorsan oradaki hizmetini, yeni bir yere geçebilirsin. Ama sen olman gereken yerde tam anlamıyla olduktan sonra tamamlanır orası, yoksa yarıda bırakıp gitmekle, zihnen burada olmalıyım diye düşünmekle olmuyor.
Peki nerede olmalıyım diye soruyorsan da hayatına bir bak. Neyi yapmayı çok seviyorsun. Oraya yönel, yerin orasıdır belki. Belki diyorum çünkü bunu en iyi senin kalbin biliyor.
Güzel dostum gibi, nice eğitimler yolculuklar yaptı. Artık onları aktarmak istediğinde en baştaki işine geri döndü. Belki 1 sene sonra bambaşka bir yere açılacak yolu. Ama orada olarak açılıyor sonraki adımı…
Bunca yıldır amacını arayan nicesi oldu da bulanlar oldukları gibi olanlar oldu. Olduklarını yapanlar oldu. Kendilerini en iyi hissettikleri yerde olanlar oldu. Bunu meslek olarak düşünmeyin, belki çok mutlu olmadığı bir mesleği vardı ama sevdiğini başka şeyleri yaparak yerlerini bulanlar oldu.
92 yaşındaki o kadın öyle bir deneyim yaşadı ki o anda, daha kaç sene kalır burada bilinmez ama ayrılırken bu dünyadan o anı yanında götürür. Bir de o anın hatırası olarak bir şeyler almak ister o dükkandan belki evinde görmek istediği, belki de son anında avcunda tutmak istediği. İşte bu da rızıktır. O anın rızkı… Dükkan, dost, müşteri… hepsi birden kazanır. Çünkü ruh var ya…
Belki şimdi şunu sormanın vakti, benim amacım nedir yerine; benim yerim ne bu alemde… Bu yer de gönlünde olmayı ve yapmayı en sevdiğin yerde…







