Aslında hayatınızın en zor anları gibi görünen anlar bile size verilen hediyelerle doludur. Sadece onları almak zaman ve farkındalık gerektirir. Bu doğum günüme babamsız gireceğim ve bu gerçekten büyük bir acı benim için ama aynı zamanda bu süreç o kadar çok şey öğretti ki. Bunlardan ilki hepimizin bildiği ama idrak edemediği anı yaşamanın değeri. Her anın çok kıymetli, eşsiz ve tekrarsız olduğu.

Her an doğuyoruz ve ölüyoruz ve bir an geliyor tamamen terk ediyoruz bu dünyayı. Babamın süreci o kadar kısa sürdü ki; bir hafta içinde gitti. Hal böyle olunca bütün sorunlar, programlar, takıntılar çok anlamsız geliyor bana artık. Bir hafta sonra belki de olmayacağım bir dünyadaki olayları neden bu kadar sorun ediyorumki diyorsun. Zamanının değerini anlıyorsun. Anı yaşamanın önemini. Bilmekten öte artık idrak ediyorsun. Bu sefer anlarını gerçekten değer verdiğin dostlarına armağan etmek istiyorsun. Bu da bir nevi arkadaş detoksunu devreye sokuyor.

Bundan birkaç sene öncesine kadar hayatından kimseyi çıkaramayan biriydim ben. Beni aramayanları bile arar hayatımda tutmaya çalışırdım insanları hep. Son senelerde yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştım hayatımdaki misyonu biten insanlara güle güle demeyi. Ama babamın vefatıyla birlikte bu çok hızlandı ve doğal olarak gelişmeye başladı. Nicelik değil nitelik arar oldum. En zor günümde benim yanımda olduğumu hissettiremeyen birine ben neden “an”larımı veriyorum diye düşünmeye başladım. Yanımda olduğunu hissettirmekten kastım fiziken yanımda olmak değil bu arada. Onu ben de her zaman yapamayabiliyorum. O yüzden hissettirmek diyorum. İtalya’da, Avusturalya’da, Peru’da olduğu halde yanımda hissettiğim ama İzmir’de olduğu halde çok uzakta hissettiğim insanlar oldu. Zatürre olduğu halde cenazeye gelen arkadaşımla, aradan 15 gün geçtikten sonra görüşelim diye arayan birini aynı kefeye koymak haksızlık oluyormuş gibi geldi. Çok yakın arkadaşım olduğunu düşündüğüm insanların aslında uzak; o kadar da yakın olmadığımı düşündüğüm insanların ise can olduğunu anladım. Belki de yakın olduğunu düşündüklerimden beklentim fazlaydı kim bilir. Beklentinin de iyi bir şey olmadığını anlamış oldum.

Hmm başka ne öğrendim? Arada whatsapptan yollanan bir satırın ya da sadece bir şeklin bile insanın psikolojisine ne kadar iyi geldiğini anladım. Yanlış anlaşılmasın sakın hepinizi çok seviyorum 🙂 Bu süreçten geçmeden önce ben de bilmiyordum bunları. Bundan sonra bir yakınını kaybeden birine nasıl destek olabileceğimi de öğrenmiş oldum.

Bu süreçte yanımda hissetmediklerime net oldum. Bana ne hissettirdiklerini yazdım ya da söyledim. Kimisi ben kendimi ifade edince yanımda hissettirdi; kimisi o zaman da sallamadı. İnsanların hayatımdaki rolü bittiyse bazen bu tip olaylar da çıkmalarına vesile oluyor. Bana da sevgi ile uğurlamak düşüyor. Sevgi ile güle güle demeyi öğrendim. Babamın gidişinin üzerinden bir ay birkaç gün geçti ve bunlar öğrendiklerimin sadece birkaçı. Diğerleri de yanımda olan insanlarla paylaşacağım anlara kalsın 🙂 Şimdi “İdil iyi de neden yazdın bütün bunları?” diyeceksiniz belki. Sadece içimden geldiği için 🙂 Hayatta her şey bizim iyiliğimiz için oluyor. Yeter ki doğru açıdan bakmasını bilelim.

İdil Göksel