Yaşadıklarımdan edindiğim deneyimler ve gözlemlerim sonucu aldığım karar kendimi tecrit etmek yönünde oldu. Günümüzde gitgide artan bana göre ‘arızalı’ kişi sayısındaki artışın bu kararımda büyük etkisi var.

 PARA YERİNE İNSAN HARCAMAYI TERCİH EDENLER:

Bunların hayattaki tek kutsalı PARAdır. Dolayısıyla “Bunu bozarsam Allah’ta beni bozsun!..” deyip düğüm attıkları para çıkınlarını bozmak yerine insan kullanmayı menfaatleri için gerekirse gözlerini kırpmadan dostluk, arkadaşlık harcamayı tercih ederler.

Çünkü onlara göre ortalık nasılsa insan kaynamaktadır. Yeni kullanılacak, kazık atılacak aday adayları her an ortalıkta dolanmaktadır!..

Gerçi nadiren pişman olup size tekrar yanaşabilir, kazanmak isteyebilirler. Ama bir yanlış bir kereyle kalırsa HATA, tekrar tekrar yapılırsa SALAKlıktır!.

ÖNÜNE GELENE TOS VURUP, ARKASINDAKİNE ÇİFTE ATANLAR:

Bu tiplerin görüş alanına girmemek, hele hele yakınlarında durmamak en doğrusudur. İnsanları kırmak, incitmek “Hay senin aklına!..” gibi alnınıza şaplak vurup itip kakarak sevimsiz temaslarda bulunmakta üzerlerine yoktur.

Herkese, her şeye sinir olurlar. Bir tek onlar akıllı, bilgili ve uyanıktırlar.

Genel olarak içlerinde kopan fırtınalar, bir türlü kontrol edemedikleri öfkeleri nedeniyle yüksek tansiyon hastasıdırlar!..

GÜNE HEP SOLDAN KALKARAK BAŞLAYANLAR:

Özellikle uzuuuun iş hayatı sürecinde bu tiplerden çok çektim. Günaydın, dersiniz kabahat olur. Bugün nasılsın?.. demek tam manasıyla gaflet olur.

Yanlarına nerdeyse öğlene kadar yaklaşılması hiç uygun değildir!..

Birkaç kahve, dört beş bardak çay ve yaklaşık bir paket kadarda sigara içmeden afyonları patlamaz!..

ŞÜKÜR YERİNE KÜFÜR’Ü TERCİH EDENLER:

Sahip oldukları şeylere değil, olamadıklarına odaklıdırlar. Bu sebeple daima veryansın ederler.

İyimser olan bardağın dolu tarafını görürken, bunlar boş kısma odaklanıp sürekli yakınma halindedirler. Allah’ın milyarlarca kulunu bırakıp bir tek onları mercek altına yatırmasını ve yağdırmasını beklerler!..

Sonunda -iş, eş, ev vb.- elde olanı da kaybedip tam manasıyla cıscıvlak kala kalırlar.

KAVGAYLA, ZULÜMLE BESLENENLER:

Kavgayı neyi bahane edip çıkartacakları, ne tip işkencelere başvuracakları konusundaki yaratıcılıkları sınır tanımaz boyuttadır.

Hani yıllar evvel televizyonda ‘İtilmiş, Kakılmış’ gibi bir parodi tiplemesi vardı. Adam her fırsatta karısına girişiyor, adeta dinlenip dinlenip dövüyordu.

Normal bir insan için nefes almak, su içmek ne kadar elzem ise bunlar içinde kavga zulüm adeta yaşam kaynağı ve vazgeçilmezleridir.

Asla pişman olmaz ve özür dilemezler. Bilakis, rekor egale etmek isteyen sporcular gibi sizi bir punduna getirip daha fena şeyler yapmak için hep fırsat kollarlar.

HASET VE FESAT OLMAYI SEÇENLER:

Sanırım bu doğuştan gelen bir durum. Ya genetik ya da ‘Can çıkmadıkça, huy çıkmaz’ deyişini hatırlatan ölene dek sürecek bir hal.

Neye takacaklarını, nerden kıl tüy kapacaklarını kestirmeniz asla mümkün değildir. Uysa da kodum, uymasa da kodum modundadırlar!..

OTU BOKU KISKANANLAR:

Kıskanmak yerine imrenmeyi seçseler, başkasını değiştirmenin imkansız olduğunun ayırdına varıp enerjilerini kendilerine harcasalar ortaya daha iyi sonuçlar çıkacağı muhakkaktır. Ama onlar iyi, güzel, olumlu şeylere ferah etmek yerine kıskançlık gibi ağır bir yükü sırtlamayı seçerler.

Evet, kıskançlık çok yakıcı ve taşıyanı yakan kavuran adeta kıvrandıran bir duygudur.

Kendimden biliyorum… Sadece sevdiğim kişiye karşı hissettiğim ve gayet marazi bulduğum ve taşımakta zorlandığım bu duyguyu birde olur olmaz kişilere ve objelere karşı besleyenlerin işinin gerçekten zor, hayatlarının çekilmez olduğunu düşünüyorum.

Çünkü siz kıskandınız diye kimse çıkarıp parmağındaki yüzüğü, altındaki arabayı, oturduğu evi, diplomasını falan vermez!..

Naçizane tavsiyem imrenme yönündedir. O takdirde daha alası sizin olacaktır. Denedim, tecrübeyle sabit.

İLTİFAT EDER GİBİ YAPIP HAKARET EDENLER:

Nasıl yani?! Dediğinizi duyar gibiyim.

Örnek vereyim; “İlk defa üstünde düzgün bir kıyafet görüyorum!..” diyen “Bugüne kadar hep paspal giyiniyordun” veya “İlk defa sende düzgün bir çay içiyorum” ise yani “Daha önceki demlediklerin sidik gibiydi.” veya “Çoban oğlunun abdes suyuydu” demek isterler!..

Olumlu gibi başlayan ama olumsuz mesaj veren cümlelerdir hep kullanmayı tercih ettikleri… Amaç incitmek, hakaret etmektir.

HÜKMEDEMEZSE ZULMEDENLER:

Bazı kişilerde dediğini yaptırtma hastalığı vardır. Sizin adınıza gününüzü planlayıp, nereye gideceğinize, ne yiyeceğinize hatta ne giyeceğinize onlar karar vermek isterler.

Bir iki saatliğine oturmaya geldiklerinde evinizin şeklini, perdelerinizi falan değiştirtmeye kalkarlar!..

Sizden olumsuz cevap alıncada huysuzlaşmaya hatta çirkefleşmeye başlarlar.

Bu tiplere boyun eymek, dediklerini yapmakta bir zulumdur özgür bir birey için. Mutlaka uzak durulması gerekenlerin başında gelirler!..

KRİTİK KABUL ETMEYEN, OTO-KRİTİK DE YAPMAYANLAR:

Hiçbir konuda eleştiriye tahammülleri yoktur. Eskaza kalkışırsanız, mevzuyu saptırıp olmayacak yönlere kaydırır ve mutlaka kavgaya dönüştürürler. Tabiri caizse; ‘Burunlarından kıl aldırmazlar’.

Buna mukabil; kendilerini sorgulamaz özeleştiri de yapmazlar. Onlar kusursuzdurlar. Bilakis herkesi hizaya getirmek misyonuyla dünyada bulunmaktadırlar.

ÖZÜR DİLEME ÖZÜRLÜLER:

Hayatları etraflarındakilere; laf sokmak, incitmek, eskaza ağızlarını açmasalar dahi kaşlarıyla gözleriyle dövmekle geçer.

Siz neden niçin bu densizliklere maruz kaldığınızı anlamaya çalışıp kendinize gelmeye uğraşırken onlar özür dilemeyi akıllarının ucundan geçirmezler.

Bilakis nasıl bir zihinsel yapıya sahipseler… sizin onlardan özür dilemeniz gerekmektedir!.. Kendi dediklerini ve yaptıklarını bilahare size mal eder, kinlenirler.

Bu tarz kişilerle beraberken bir olay cereyan ettiği takdirde siz başka bir şey onlar ise bambaşka bir şey anlatır. Aklınızdan şüphe etmenize dahi sebep olabilirler!..

SONUÇTA;

Hayatımın elli yılını bu tarz kişilerle bolca geçirdikten sonra; kendimi koruma altına alma kararı aldım!..

İkinci bir elli yıl yok!..

Cahil, bön, dangalak, bilmediğini bilmeyen, huysuz, inatçı, iddiacı, sevgisiz, haset, fesat, yalancı, entrikacı olduğunu tespit ettiğim kişileri yaşına başına ve benimle doğuştan ya da geçmişten gelen hukukuna bakmadan hayatımdan çıkartıyorum.

Benim kapım kapalı!.. Başka kapılara gidip, başkalarından beslensinler!.. Benden malzeme yok artık. Tükendi, bitti…

Söz kurşun gibidir. Ağızdan çıktı mı bir defa geri dönmez!.. İfade gücüm yüksek, ama ne kadar tumturaklı konuşsam da bir yere varamadım. Denedim… Susmak, mesafe koymak, uzaklaşmak… işe yaramadı. Bir yolunu bulup mutlaka bulaşmaya devam ettiler. Dolayısıyla daha radikal kararlar, kat-i önlemler gerekti.

Hayatın bana verilmiş bir armağan olduğunu ve her an bitebileceğini düşünerek yaşamımı; sağlıklı, sakin, mutlu, huzurlu, sevgi dolu, paylaşımcı ve barışçıl bir biçimde sürdürmek istiyorum.

Yukarıda saydığım hususiyetlere uyan kişileri; ister kardeş, isterse akraba, çocukluk arkadaşı, dost tanımıyla, her ne sıfat ve unvanla hayatıma girmiş olurlarsa olsun hayatımdan çıkartma kararı aldım ve uyguluyorum.

Bana göre bu hakkımda alabileceğim en hayırlı kararlardan biriydi. Çünkü insan denilen varlık kesinlikle siz sınırlarınızı iyi belirlemedikçe nerede duracağını bilmiyor.

Benim uğraşım kendimle. Tek başıma onurlu ilkeli bir hayat mücadelesi veriyorum. Bugüne dek şayet bir arpa boyu yol kat edebildiysem tamamen kendimi geliştirmeye, öğrenmeye adamış olmamdan ve bu yönde gayret sarfetmemden dolayıdır.

Başıma gelen en olmadık şeyde bile karşı tarafı değil evvela kendimi suçlarım. Ben ne yaptım acaba bunu hak edecek?.. diye. Kendimi düzeltebilmek adına…

Kendimle uğraşmanın faydalarını görüyor, meyvelerini topluyor ve Allah’a şükrediyorum verdiği ve vermediği her şey için. Çünkü O bizim için hayırlı olanı bizden iyi bilir.

Bu yazıyı neden yazdığıma gelince; Canım ANNE’min vefatı sonrası öyle sert deneyimler yaşadım, onun hatırasına saygı duymayan, rahmetle değil çemkirerek anan, baş sağlığı dilemeyen, acıma saygı göstermeyen, iftiraya dahi yeltenenlerden o kadar canım yandı ki sonunda kavgaya gürültüye mahal vermeden beni çekmek istedikleri girdaba kapılmadan, sessizce kapımı kapattım. Ve tüylerim diken diken; ANNEM gibi munis, hoşgörülü, fedakar ve muhterem birinin ardından bile bu nankörlükler ve vefasızlıklar nasıl olur diye şok içinde kaldım. Kadıncağızı kurt gibi kemirmiş, yemiş bitirmişler. Ölerek kurtulmuş ellerinden!..

Canım ANNEM; “Ölsem ölsemde dirilsem, dostumu düşmanımı bilsem” derdi. Onun gidişi sonrası, hayatı ve uzun zamandır tanıdığımı sandığım kişileri bambaşka ve maalesef çok çirkin açılardan tanımak zorunda kaldım…

ANNEMle iftihar ediyorum, kızı olmaktan gurur duyuyorum. Ancak, dostluk, akrabalık mizanseni ardında onu üzenler, zulmedenler hiç kusura bakmasınlar ve benden onun aynısı olmamı işkencelerini bende devam ettirmeyi, kabullenmemi beklemesinler. Benim genetik yapım, huyum, hayatın geçirdiği kulvarlar farklı. Doğal olarak netice de farklı!..

Her şeyde olduğu gibi bununda iyi tarafını görmek istediğimden; istemediklerimle görüşmeme lüksüne ve en önemlisi bunu ayırt edecek akli kapasiteye sahip olduğum için kendimi tebrik ediyorum. Şükürler olsun… mutlu ve huzurluyum. En azından ANNEmin acısını, gitgide büyüyen boşluğunu sukunet içinde kabullenmeye çalışıyorum.

Bundan böyle yukarıda belirttiğim tarzdaki durumlar; bu tip kişilerle görüşmek zorunda olduğunu düşünenler ve görüşmeye devam edenlerin problemidir.

Kendimi koruma altına aldım. Çünkü ben, bana daha lazımım!..

Şiyma Aksekili