Yolculuk için yola çıkmak gerek, yollar olmasa yolculuk nasıl olurdu? Yollar insanı bulunduğu noktadan bir yere götürür veya bir yerden getirir. Hep gitme isteğinde olduğumdan, bir gün “Yollar bitene kadar yürüyelim” demiştim. Yollar bitti veya bitmedi dedi birileri… Bitse de bitmese de yollardan çok şey öğrendim. Çünkü önemli olan varmak değil gidiyor olmaktı…

İl Hatay`dı. Düz ovanın uzağındaki yalçın kayalı gizem dolu dağlar görüntüyü bölmüştü, elimi uzattım ve hadi oraya gidelim dedim. Yollar bitti dediler. Sınıra gelmişiz ötesi Suriye imiş. Israrın gereksizliğini anlamıştım, yollar da biter diye umutsuzlukla, olanaksız şeyler üzerine düşünmeye başlamıştım…

Yıllar sonra, aynı yolda- hani artık yollar bitti dedikleri noktada- özel bir araçta buldum kendimi, sınırı geçiyoruz dediler. Sınır geçmek basit iş, bir kapıdan çıkarsın başka ülkede olursun diye düşünürdüm. Değilmiş öyle… Kapılar çokmuş. Türk sınırı bitince, yani askerlerin her iki tarafta nöbet tuttuğu bayraklı kapı izlenimi veren kısım geride kalınca bilinmedik bir bölge başladı, ara- tampon bölge diyorlar. Uzunluğu kaç kilometre unuttum ama epeyce yoldu. Ve yaşam yoktu sanki orada, her şey dondurulmuş film karesi gibi, askerler – polisler, bazı araçlar, bir ekmek satıcısı, otobüslerde yüzü solgun adamlar- sadece erkekler… Arkada kalan verimli toprak yok burada…Nefesim kesiliyor nedense, biri fısıldıyor, burası kanunsuz bölge diye… O ne diyorum. Burada hiç kanun yok, istersen in ve istediğini yap, kimse karışmaz… Kulağa özgürlükmüş gibi geliyor, ne özgürlüğü peki, burası hiçbir yaşantının olmadığı bir yer. Araç ilerliyor… Uzakta yeni bir kapı ve bayraklar görünüyor, şimdi Suriye` ye giriyoruz diyorlar. İçimde bir telaş var. Ve işte Suriye deyiz…Bizim askerler var sağda solda, bu nedir diyoruz. Anlaşma böyle imiş, sınırların yakınında her iki ülkenin askeri olurmuş. Ardımızda bıraktığımız yeşil toprak değişmiş, çorak ve sessiz burada. Yerleşim yok, sınıra yakın yaşamadıklarını öğreniyoruz bu ülke insanlarının.

Araçtaki biri ülkemize dönelim diye bağırıyor. Ağlamaya başlayanlar oluyor hemen ardından, ülkemiz az bakınca gerimizde- uzak değil. Şiddetle istiyoruz ama, burası yabancı- korkutucu. Ülkemize dönelim. Şoför geri dönüş yapıyor. Yollar bizi götürmesin istiyoruz o bilmediğimiz dağlara. Oranın nefesini- kokusunu istemiyoruz… Alacağımız yeni bir şey olmadığını algılıyoruz her nasılsa… Sınırları aşmak da her zaman istenilesi değil demek ki…

Oysa bu ilk sınırlar geçişim değil ki… Üstelik de ne gençtim ardı ardına o ülkeden öbürüne giderken. Bir gemi İstanbul` dan alıp da Avrupa – Afrika kıtalarının değişik şehirlerini dolaştırıp, Cebelitarık Boğazından burnunu uzatıp gene geri getirmemiş miydi beni İstanbul` a? O da bir yoldu, yolculuktu. Götür götürebildiğin yere kadar, sakın geri getirme demişsem de gemi dinlememişti. Gemiler de yol alır, ciddidirler. İzlemeleri gereken rotaları vardır.

Atina`dan ayrılıp Tunus`a varma sürecinde, iki tam gün kara gözükmeden Akdeniz `de yol almıştık. İnsanlar karaya varmak için söyleniyorlardı, okyanusta kaybolmuş gibi, kara nerede diyorlardı. Bense mutluydum, rengine lacivert de denilmez mavinin tanımsız tonundaki bir denizin ortasında boşluktaymışcasına gidiyor olmaktan. Sonraki içsel eğitimlerde bunu anladım, gidiyor olma hissi hoştu- umut taşıyordu. Varmaktan önemliydi gidiyor olmak.

Karalara varıldı, oradaki insanlar tanındı, karalardan ayrılındı, başka yerlere gidildi, geri dönüş yolunda aniden Çanakkale Boğazında durdu gemi. Denizde veya gemide bir sorun vardı. İnsanların gene canı sıkıldı, İstanbul`a az kaldığı için toparlanmış olanlar valizlerini güverteye taşıyanlar bile vardı. Bir an önce varacağımız limana ulaşsak, evimize gitsek diye düşünüyorlardı. Yapılan duyuruya göreyse 11 saat kalmamız gerekti olduğumuz noktada. Çanakkale` nin o hırçın denizinin ortasında onun masalını dinlerken, insanların bu anlamsız duruşa kızma sesleri yankılanırken….Ben aşık oldum.

Arka güvertede müzik vardı, sabaha kadar çaldı, kızgın insanları yatıştırmak için özel eğlenceler düzenlendi, amaç zaman kolay geçsindi. Tur rehberleri gösteriler hazırladılar… Bense onu görüyordum sadece, hiç bilmediğim bir duyguyu… Onunla dans ettim, ilk kez dans ettim, ilk kez birine bunca yakın oldum, ilk kez birinin eline dokundum. Yolda kalmıştık… Yol götürmüyor gibiydi bir yere, ancak iç dünyamdaki yol öyle uzadı, farklı duyguları ziyaret ettim ki… Asırlar geçiyordu, tüm ömrümü masal gibi tüketiyordum sanki. Tanrım dedim 10 yıl alabilirsin ömrümden bu anlar için, bunca güzel miymiş bu yaşam. Sürekli bunu tekrarladım. Çok gençtim ve günlüğüme aynen bunları yazdım… Keşke hep burada kalabilseydik dedim, yollar bitmesin, gitmeyelim bir yere istedim…

Yollarda olmak?

Tır şoförü imiş sonradan öğrendim, kardeş bakar mısın dediğimde bilmiyordum. Ailemden birilerini kaybetmiştim, ağlamalarımı tutmuş- güçlü dayanıklı görünmüştüm hep. Güneyde bir yere gidiyordum ve uzun bir mola verilmişti. Deniz mavi- berraktı, balıklar tüm endamları ile sakince yüzüyorlardı ve kendimi tutamıyordum, ona dönüp beni dinler misin biraz kardeş dediğimde gözyaşlarım zaten çoktan akmaya başlamıştı. Kaybetmelerin acısını anlattım hiç tanımadığım o güney insanına, sessiz dinledi beni, haklısın bacım dedi arada. İlk ağlayışımdı bu, çok iyi anladı. Anlamayacak ne vardı ki, onları özlüyorum demiştim. Duygular paylaşılabiliyor diye rahatladım. Ayrı yolların yolcusuyduk oysa, başka yerde rastlaşsak belli etiketlerin etkisiyle selamlaşmazdık bile. O an için ise iki insan olduk kimliklerden arınık. Otobüse kadar geldi benimle, şoföre bayanın acısı var abi, yolda ona dikkat edin dediğini duydum. Varmam gereken yerin önemi çok kalmamıştı, huzurla uyudum.

Hep yollarda oldum, somut anlamda olanları tanımlamak kolay, içsel yolculuklar daha derin ve resme dökülmesi uzun bir süreci kapsar. Yolculuklardan öğrendiğim, yollarda yaşananlar, çıkarılan dersler, kendini bulmalar- kaybetmelerdi. Varmak değildi amaç, yolda olmaktı- yolu yaşamaktı.

Yollar bitene kadar yürüyelim demiştim.
Yollar bitti demişti birileri, hayal kırıklığı yaşamıştım…
Sonra o bitti denilen yolları da yürüdüm, bitmezliği gördüm.

Yollar bitmesin de demiştim, bitti gene de…Yeni yollara düştüm…

Upuzun mesafeler kat edip aynı yere dönüldüğünü de gördüm…Dönülen yerin aynı algılanmadığını da…
Önemli olan yola çıkanla dönen aynı kişi miydi?