İnsan Neden Aşık Olur?
Aşkın Hatırlattığı Hakikat • III
İnsan, ömrü boyunca sayısız insanla karşılaşır.
Yüzler görür.
Sesler duyar.
Eller sıkar.
Aynı masaya oturur, aynı sokakta yürür, aynı gökyüzünün altında yaşar.
Fakat gariptir…
Onca insanın arasında yalnızca biri, bazen bütün hayatın yönünü değiştirebilir.
Neden?
Neden binlerce yüzün arasında tek bir yüz kalbin kapısını çalar?
Neden milyonlarca ses arasından yalnızca biri ruhunda yankılanır?
Neden bazı insanlar hayatımızdan sessizce geçip giderken, bazıları tek bir bakışıyla yıllarca içimizde yaşamaya devam eder?
Bu soruların kesin bir cevabı yoktur.
Belki de olmamalıdır.
Çünkü aşk, çözülecek bir problem değil, yaşanacak bir sırdır.
Yine de insan, anlam arayan bir varlıktır.
Kalbiyle yaşadığı şeyi aklıyla açıklamak ister.
Ve çoğu zaman der ki:
“Demek ki kader.”
Belki…
Bir başkası der ki:
“Kimyamız tuttu.”
Belki…
Bir diğeri:
“Ruh eşimi buldum.”
Belki…
Ama bütün bu cevapların ötesinde, daha sessiz bir ihtimal vardır.
Belki de insan, karşısındaki kişiyi değil, onun içinde kendisine dokunan bir hakikati sever.
*****
Hiç düşündün mü?
Seni etkileyen insanlarda ortak olan şey neydi?
Gözleri mi?
Sözleri mi?
Güzellikleri mi?
Başarıları mı?
Yoksa onların yanında ortaya çıkan sen miydin?
Belki de insan, bir başkasını sevdiğini sanırken, onun yanında uyanan kendisini sevmeye başlıyordur.
Çünkü bazı insanlar, içimizde yıllardır sessiz duran tarafları uyandırırlar.
Birinin yanında daha cesur oluruz.
Bir başkasının yanında daha merhametli…
Bir başkasının yanında daha neşeli…
Bir başkasının yanında ise ilk defa gerçekten kendimiz gibi hissederiz.
İşte bu yüzden aynı insan, herkes için aynı anlamı taşımaz.
Çünkü aşk, karşımızdaki insan kadar, bizim iç dünyamızla da ilgilidir.
Aynı güneş, her pencereye farklı açıdan vurur.
Aynı yağmur, her toprağı aynı şekilde yeşertmez.
Kalp de böyledir.
Herkes aynı sevgiyi yaşamaz.
Çünkü herkes aynı insan değildir.
*****
Belki de insan, eksik olduğu için değil, içindeki bütünü unuttuğu için aşık olur.
Hayatın telaşı içinde kalbin üzeri örtülür.
Çocukken bildiği birçok şeyi unutur.
Sevinmeyi…
Şaşırmayı…
Hayran olmayı…
Sessizce bakabilmeyi…
Bir çiçeğin açışını fark etmeyi…
Gökyüzünün rengini seyretmeyi…
Sonra biri çıkar karşısına.
Ve yıllardır uyuyan bütün duygular birden uyanır.
İnsan bunu o kişiye bağlar.
Oysa belki de o insan yalnızca saatin alarmıdır.
Uyandıran odur.
Fakat uyanan sensindir.
İşte aşkın en büyük yanılsamalarından biri burada başlar.
İnsan, kendisini uyandıran kişiyi, uyanışın kaynağı sanır.
Halbuki hiçbir alarm sabahı yaratmaz.
Sabah zaten vardır.
Alarm yalnızca seni uyandırır.
Belki de sevdiğin insan da böyledir.
Sana sevgiyi veren değildir.
Sevginin zaten içinde olduğunu hatırlatandır.
*****
Bu yüzden bazı aşklar kavuşmayla bitmez.
Bazıları ayrılıkla da bitmez.
Çünkü onların görevi birlikte yaşlanmak değildir.
Uyandırmaktır.
Hayatımıza giren bazı insanlar uzun süre kalmaz.
Belki birkaç ay…
Belki birkaç yıl…
Belki yalnızca birkaç dakika…
Ama bıraktıkları iz, yıllarca silinmez.
Çünkü süre değil, dokunuş derindir.
Bir kıvılcım, koca bir ormanı değiştirebilir.
Bir cümle, bir ömrün yönünü değiştirebilir.
Bir bakış, insanın bütün hayatını yeniden kurabilir.
İşte aşkın dili budur.
Zamanla değil…
Derinlikle konuşur.
*****
İnsan neden aşık olur?
Çünkü ruh, kendisini hatırlamak ister.
Çünkü kalp, uzun zamandır sustuğu yerden yeniden konuşmak ister.
Çünkü insan, kendi içinde unuttuğu sevgiyi yeniden bulmak ister.
Çünkü hayat, bizi bazen başka insanların elleriyle eğitir.
Ve belki de… bütün bunların ötesinde…
İnsan aşık olur, çünkü sevgi, varoluşun en eski dilidir.
Biz onu sonradan öğrenmeyiz.
Onu yalnızca yeniden hatırlarız.
İşte bu yüzden aşk, insana yabancı değildir.
Yabancı olan, onu unutmuş olmaktır.
Ve aşk geldiğinde…
Yeni bir duygu doğmaz.
Eski bir hakikat uyanır.
Belki de bütün aşkların özeti tek bir cümlede saklıdır:
İnsan, bir başkasını bulduğu için değil, kendi kalbini yeniden duyabildiği için aşık olur.








