Kalbin Hatırladığı Şey
Aşkın Hatırlattığı Hakikat • I
İnsan, bu dünyaya geldiği günden beri bir şey arıyor.
Kimi bunun adına mutluluk diyor.
Kimi huzur…
Kimi başarı…
Kimi özgürlük…
Kimi de sadece “iyi hissetmek”…
Fakat insanın bütün arayışlarının altında, adını koyamadığı daha derin bir özlem saklıdır.
Çünkü insan, bazen neyi aradığını bilmeden arar.
Bir ömür geçirir…
Şehirler değiştirir.
Meslekler değiştirir.
Dostlar değiştirir.
Evler değiştirir.
Hayaller değiştirir.
Ama içindeki eksiklik hissi, onunla birlikte yürümeye devam eder.
Sanki ruhunun en derin yerinde unutulmuş bir isim vardır da, onu hatırlamaya çalışıyordur.
İşte aşk, çoğu zaman tam o anda gelir.
Hiç beklenmediği bir zamanda…
Hazırlık yapmana fırsat vermeden…
Hayatının en sıradan gününü, ömrünün en unutulmaz gününe dönüştürerek…
Belki bir bakışta…
Belki tek bir cümlede…
Belki yıllarca yanından geçtiğin bir insanın gözlerinde…
Belki de hiç hesapta olmayan bir karşılaşmada…
Ve o andan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Dünya aynı dünyadır.
Gökyüzü aynı gökyüzüdür.
Yağmur aynı yağmurdur.
Ama sen artık aynı insan değilsindir.
Çünkü aşk, önce dünyayı değiştirmez.
Kalbi değiştirir.
Kalp değişince de dünya değişmiş gibi görünür.
İnsan, işte bu ilk sarsıntıya aşk adını verir.
Ve çoğu zaman hikayenin yalnızca iki insan arasında yaşandığını sanır.
Oysa bu, kitabın henüz ilk sayfasıdır.
İnsan aşkı önce bir yüz sanır.
Sonra bir ses…
Bir gülüş…
Bir dokunuş…
Bir mesaj…
Bir bekleyiş…
Kalbi hızlandıran, uykusunu kaçıran, saatlere anlam yükleten o insanı aşkın kendisi zanneder.
Çünkü sevdiği kişiyi gördüğünde içinde daha önce tanımadığı duygular uyanır.
Daha merhametli olur.
Daha cesur olur.
Daha kırılgan olur.
Daha cömert olur.
Sanki yıllardır sessiz duran kalbi ilk kez konuşmaya başlamıştır.
Ve insan şöyle düşünür:
“Bütün bunları bana o hissettirdi.”
Belki de gerçekten öyledir.
Ama yalnızca görünen kısmı budur.
Çünkü hiçbir insan, senin içine koymadığı bir şeyi ortaya çıkaramaz.
Bir tohum toprağın içinde yoksa yağmur onu yeşertemez.
Yağmur yalnızca gizlenmiş tohumu uyandırır.
Aşk da böyledir.
O sana yeni bir kalp vermez.
Kalbinin derinliklerinde sessizce bekleyen sevgiyi uyandırır.
İşte bu yüzden bazı insanlar hayatımıza sahip olmak için değil…
Uyandırmak için gelir.
Onlar bir kapıdır.
Kapının ardındaki oda ise daima bize aittir.
Ne gariptir ki insan, çoğu zaman kapıya aşık olur.
Oysa asıl güzellik kapının açıldığı yerdedir.
İnsan, aşkın ilk günlerinde sevdiği kişiyi hayatının merkezi yapar.
Onsuz yaşayamayacağını düşünür.
Onun sesiyle mutlu olur.
Sessizliğiyle üzülür.
Bir mesaj bütün gününü güzelleştirir.
Bir gecikme bütün huzurunu alıp götürebilir.
Kalbinin direksiyonunu fark etmeden başka birine teslim eder.
İşte tam burada aşk, insana ilk büyük dersini vermeye başlar.
Çünkü sevgiyle bağımlılık birbirine çok benzer.
İkisi de insanı bir başkasına yöneltir.
Ama biri özgürleştirir, diğeri esir eder.
İnsan çoğu zaman bunu ayırt edemez.
“Onsuz yaşayamam.”
“Onu kaybedersem biterim.”
“O benim.”
Bu cümleler ilk bakışta sevgi gibi görünür.
Oysa dikkatle dinlersen, onların içinde sevgiden çok korku vardır.
Sevgi, var olana şükreder.
Korku ise kaybetmemek için tutunur.
Ve insan çoğu zaman sevdiği kişiyi değil…
Onun yanında hissettiği kendisini kaybetmekten korkar.
Belki de aşkın ilk aynası budur.
Karşımızdaki insanı değil…
Kendi eksikliklerimizi gösterir.
İşte bu yüzden aşk yalnızca bir mutluluk değildir.
Bir yüzleşmedir.
Bütün maskelerin düştüğü, insanın kendi hakikatiyle baş başa kaldığı sessiz bir yüzleşme…
Çünkü aşkın hiç sevmediği bir şey vardır.
Sahtelik.
İnsan yıllarca kendisine bir kimlik kurar.
Başarılı görünmeye çalışır.
Güçlü görünmeye çalışır.
Yaralarını saklar.
Eksiklerini gizler.
Sonra aşk gelir.
Ve tek bir bakışla bütün savunmaları anlamsız hale getirir.
İnsanı olduğu gibi bırakır.
Çıplak…
Kırılgan…
Gerçek…
Belki de bu yüzden aşk cesaret ister.
Çünkü aşk, bir başkasını sevmekten önce kendinle karşılaşmayı göze almaktır.
Devam edecek…
Bir sonraki bölüm: Aşk Neden Acıtır?








