Geçen sayı köşemizde, günümüzde geçerliliğini koruyan pek çok olgunun, Sumer uygarlığıyla birlikte başladığını anlatmıştık. Bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bakın ilk’ler içerisinde neler var. Hepsi gerçek, hepsi kil tabletlerde kayıtlı…

Küresel ısınmaya ilk adım, ilk doğa kıyımı;

Efsanevi Sumer (Uruk) kralı Gılgamış ve can dostu Enkidu’nun öyküsünü herkes bilir. Bu kralın öyküsünün bir yerinde, ahşaptan güçlü kaleler ve tekneler yapmak isteyen kral, karanlık ormanlara gidip oradaki en iyi ağaç olan Ardıç ağaçlarının tümünü keserek kentine taşımak ister. Can dostu Enkidu’nun uyarısına karşın kral amacından vaz geçmez. Oysa orman, Humbaba isimli bir koruyucu canavar tarafından korunmaktadır.Sonuçta Gılgamış ve ekibi, tüm ardıçları keserek ilk doğa kıyımını gerçekleştiriler. Bu arada kendilerini durdurmaya çalışan Humbaba’yı zorla da olsa öldürmeyi başarırlar. (Sakın Humbaba günümüzün Green Peace benzeri doğa koruma örgütlerine karşılık gelmesin!) Bu sefer de arkalarına tüm öfkesiyle doğanın katline sinirlenen tanrı Gökboğa takılır (Belki o da doğanın kirletilmesi, yok edilmesi sonucu ortaya çıkan doğal afetleri, toprak kaymalarını ve her şeyi silip süpüren dev Tsunamileri temsil etmektedir). Sıkı bir kavga sonunda Enkidu ölür, Gılgamış da yaralanır ama buna rağmen gök boğayı öldürmeyi başarır. Ama bu suçları kralı da Hades’e (Cehenneme) göndermeye yeter. Oradan kurtulmak için epey bir çaba sarf edecek, tanrılara yalvarıp yakarmak zorunda kalacaktır Gılgamış (Onca beladan sonra bugün yaşasaydı herhalde KYOTO anlaşmasını gözü kapalı imzalardı kahramanımız.).

İlk İkili Meclis;

Ele geçen belgelerden, bundan tam beş bin yıl önce Sumer’lerde iki ayrı meclis olduğunu öğreniyoruz. Bunlardan birincisi “Senato veya Yaşlılar Meclisi” , diğeri ise eli silah tutan genç savaşçıların oluşturduğu “Gençler Meclisi”. Söz konusu belgelerden, Kiş kralı Agga’nın Uruk’u tehdit ettiği, bu tehdit karşısında Senato’nun barış ve antlaşma istediği, karardan hoşnut kalmayan Gılgamış’ın ise Gençler Meclisine danıştığı ve onların karşı koyma, yani savaş isteğini dikkate alarak bu kararı uyguladığı ele geçen tabletler sayesinde bilinmektedir. Hükümetlerin, hükümdarların meclisleri kendi isteği doğrultusunda kullanma istekleri de size tanıdık geldi mi?

İlk mahkeme Kararı;

İ.Ö. 1850 yılında Sumer ülkesinde bir cinayet işlenir. Bir berber, bir bahçıvan ve sonuncusu da işi ne olduğu belli olmayan bir adam, birlikte Lu-İnanna isimli bir mabet memurunu öldürürler. Sonra da gidip bunu (bilinmedik bir nedenle) adamın Nin-Dada isimli karısına söylerler. Kadın bunu gidip yetkililere bildireceği yerde, derin bir sessizliğe bürünür Yine de bu haber bir şekilde kral Ur-Ninurta’ya ulaşır. O da işin araştırılması görevini, Nippur kentindeki “Adalet Mahkemesi Halk Kuruluna” verir. Kurulun 9 üyesi, sadece cinayeti işleyenlerin değil, cinayeti bildirmeyen kadının da katillerle aynı derecede suçlu olduğunu savunur. Kurulun iki üyesi bu karara karşı çıkarak, kadının cinayete katılmadığını ve cezalandırılmaması gerektiğini söylerler. Diğer üyeler bu savunmayı haklı bulurlar, çünkü görünüşe göre adam karısına iyi bakamayan, belki de onu hırpalayan bir adam. Bu durumda kadının suskunluğu onu suçlu kılmıyor. Karar, mahkemeden; “üç adam için ölüm kararı” olarak çıkıyor ama kadın cezalandırılmıyor… Günümüz mahkemelerinde, yüzlerce benzer dava olduğunu adım gibi biliyorum. Bu öykü, Sumer tabletlerinde ayniyle mevcut.

İlk İlaç yapım ve Kullanımı;

İ.Ö. 3. binin sonlarına doğru yaşayan bir Sumer hekimi, meslektaşlarının ve öğrencilerinin yararlanması için önemli ilaçları bir reçete halinde toparlayarak yazmağa karar verir. Yumuşak kilden 9,5*16 cm büyüklüğünde bir tablet hazırlar, sonra da üçken şeklinde kestiği bir kamışla, bu ilaçları tabletin üzerine çivi yazısıyla birer birer yazar. İşte bu tarihin en eski “Tıp ElKitabı” dır ve Philadelphia University Museum’a getirilinceye kadar Nippur kenti harabeleri altında, yaklaşık dört bin yıl öylece bekleyip durmuştur. Bu ilaçlarda neler kullanıldığını merak ediyor musunuz? Birkaç örnek; sodyum klorid (mutfak tuzu), potasyum nitrat (güherçile), süt, yılan derisi, kaplumbağa kabuğu, cassia (Çin tarçını), myrtle (Mersin ağacı) asafoetida (şeytan tersi otu), kekik, söğüt, armut, köknar, incir ve hurma…

İlk Atasözleri ve Deyimler;

Sümer tabletlerinde çeşitli durumlara uyan sayısız özlü söz veya atasözü kayıtlıdır. Örnek mi.. buyurunuz;

Herkesin bildiği bir gerçeği saptırmaya kalkanlara söylenen söz: “Çiftleşmeden gebe kalınmaz,

Yemeden şişmanlanmaz.”

Çok sevilmeyen, aykırı kimselere söylenen söz:

“Suya soksalar suyu kirletirsin,

Bahçeye soksalar meyveleri bozarsın.”

Yaşama ve ekonomiye ilişkin olarak:

“Öleceğiz, harcayalım,

“Uzun yaşayacağız, biriktirelim.”

Yoksulluk üzerine:

“Fakir yaşamaktansa ölmeli,

Ekmeği olursa tuzu olmaz,

Tuzu olursa ekmeği olmaz,

Eti olsa, kuzusu olmaz,

Kuzusu olsa, eti olmaz.”

Malını çoğaltan, derdini de çoğaltır sözüne karşılık olarak:

“Gümüşü çok olan mutlu olabilir,

Arpası çok olan mutlu olabilir,

Ama hiçbir şeyi olmayan da rahat uyuyabilir.”

Başarısızlığının nedeni olarak çevresini, eşini dostunu görenler için:

“Ben iyi cins bir at idim,

Fakat bir katıra dokundum,

Araba çekmek,

Kamış ve arpa taşımak zorunda kaldım.”

Evliliği yük olarak görenlere:

“Kim karısına ve çocuğuna bakmıyorsa,

Onun burnunda bir köle tasması yoktur.”

İşten eve gelmiş, yemek bulamamış Sumer’li yakınıyor:

“Karım mabette,

Annem aşağıdaki nehirde,

Ve ben burada açlıktan kıvranıyorum.”

Mutsuz adamın sözü:

“Evde huysuz bir kadın,

Acıya acı katar.”

Dereyi görmeden paçayı sıvayanlar için:

“O tilkiyi henüz yakalamadı,

Ama tasmasını yapıyor.”

Ve de hiç değişmeyen bir gerçek:

“Bir beyiniz, bir kralınız olabilir,

Ama asıl korkulacak adam, vergi memurudur.”

 

İlk Uzun Etek, Kısa Etek tartışması;

İster inanın ister inanmayın. Tabletlerde bir kadın, kendisine açık saçık giyindiğini söyleyen diğer kadına şunu söylüyor; “Sen uzun elbise giymeye devam et, ben aslan, elbisemi kısaltacağım.”

İlk Ninni “Ururu şarkısı”;

Bir anne, uyutmaya çalıştığı oğluna şu ninniyi söylüyor:

u-aa-u-a

ururu-şarkımla büyüsün,

ururu-şarkımla kocaman olsun,

irina-ağacı gibi kökten sağlam büyüsün,

şakir-bitkisi gibi tepeden geniş büyüsün,

Uyku,

Nehir kenarındaki elma ağaçlarının uzayan dalları arasında,

Üzerine kollarını gerecek,

Yatanın üzerine kollarını gerecek,

Oğlum, uyku seni sarıyor,

Uyku üzerine çökmek üzere,

Gel uyku, gel uyku,

Gel oğlumun olduğu yere,

Acele gel uyku, oğlumun olduğu yere,

Duraksız gözlerini uyut,

Elini renkli gözlerine koy,

Ve ağulayan dili ile,

Uykusunu bozdurtma,

O uyku kucağına kaplıca bitkisi dolduracak,

Ben senin için küçük peynirleri tatlı yapacağım,

İnsanın şifası olan o küçük peynirleri,

Adamın şifası, ey beyin oğlu,

Ururu-şarkımda ona bir eş vereceğim,

Ona bir eş, bir oğul vereceğim,

Dadı, neşeli bir kalp ile konuşacak onunla,

Ben oğluma bir eş alacağım,

O tatlı bir oğul doğuracak ona,

Kadın onun ateşli kucağında yatacak,

Oğlu onun açılmış kollarında yatacak,

Karısı mutlu olacak onunla,

Oğul mutlu olacak onunla,

Genç karısı neşelenecek kucağında,

Oğlu büyüyecek tatlı dizinde,

Karın desteğin olsun,

Oğul payın olsun,

Saçılan arpa gelinin olsun,

Kusu tanrıçası Aşnan seninle olsun,Koruyucu bir meleğin olsun, Mutlu günlü bir saltanatın olsun, şölenler alnını açık yapsın.

İnanın bu beş bin yıllık ninninin sözlerini okurken gözlerim yaşardı. Anneler yüz yıllar, bin yıllar içinde hiç değişmiyor değil mi? Bence şimdi ne yapalım biliyor musunuz; annemiz yakındaysa bir koşu gidip boynuna sarılarak onu öpücüklere boğalım, ona habersiz bir çiçek alalım, uzaktaysa hemen telefona sarılalım topu topu 3-4 dakikamızı alır, hayatta değilse de onu sevgi ve saygıyla analım.. olur mu?

Gelecek ayki yazımızda artık bu konuyu tamamlamak istiyorum. Eğer birlikte olursak size Hitit usulü bir de nefis meyveli ekmek tarifi vereceğim. Gerçekten de uygulanabilir ve Hititler tarafından hazırlanarak afiyetle tüketilmiş bir meyveli ekmek tarifi olacak bu. Yazmak benden, denemek sizden, o zamana kadar sevgiyle, sağlıkla kalın.

Kaynak; “Tarih Sümerle Başlar”, Yazarı; Samuel Noah Kramer, Çeviren; Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ.

Sabit Sümer