Bağ mı, Bağımlılık mı? Aidiyet ve Acının İçinden Geçmek
Aidiyet ihtiyacımızla kurduğumuz bağlar, acıyla karşılaştığımızda bazen nasıl bağımlılığa dönüşüyor?
Kendimizle, Öz’ümüzle, dünyayla ve diğerleriyle sağlıklı ve dengeli bağlar kurmaya ihtiyacımız var.
Çünkü insan; yalnız olmadığını, güvende olduğunu, sevildiğini, değerli ve yeterli olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyuyor.
Bu ihtiyaçların karşılığı olan bağlar, bize aidiyet duygusu veriyor.
Üstelik insan her şeyi tek başına taşımak zorunda değil.
Destek almak da bağ kurmanın doğal bir parçası. Birinin yanında olması, bizi dinlemesi, tutması, yol arkadaşlığı etmesi iyileştirici olabilir.
Bağ Kurmak, İncinebilir Olmaktır
Fakat bağ kurmak aynı zamanda incinebilir olmak demek.
Bağlandığımızda terk edilmekten, kaybetmekten, reddedilmekten, değersiz görülmekten, yetersiz kalmaktan korkabiliyoruz.
Ve korkularımız tetiklendiğinde acıyla karşılaşıyoruz.
İşte tam o anda bir seçim ortaya çıkıyor:
Acının içinden geçmek mi, yoksa ondan uzaklaşmak mı?
Acı Geçmiyor, Erteleniyor
Acıya temas etmek yerine ondan kaçmak için bir nesneye, kişiye ya da davranışa yönelebiliyoruz.
Sigara, alkol, televizyon, sosyal medya, alışveriş, yemek, çalışma ya da bir ilişki…
Bunların her biri bir süreliğine bize rahatlama, oyalanma, görülme, güven veya yakınlık hissi verebilir.
Burada ince bir yanılgı başlayabiliyor.
Bizi acıdan bir süreliğine uzaklaştıran şeyi, acıyı gerçekten çözen şey zannediyoruz.
Oysa acı geçmiyor; erteleniyor.
Ve biz, ihtiyacımızı karşılayan gerçek bağ yerine, ihtiyacımızı karşılayacağını sandığımız nesneye bağlanmaya başlıyoruz.
Böylece zan, bağın yerini alıyor:
“Bunu yaparsam rahatlarım.”
“O yanımda olursa güvendeyim.”
“Beni seçerse değerliyim.”
“Bunu başarırsam yeterliyim.”
Ve paradoks burada ortaya çıkıyor:
Bağ kurmak isterken bağımlı hale geliyoruz.
Sağlıklı Destek ile Bağımlılık Arasındaki Fark
Oysa sağlıklı bağ ile bağımlılık arasındaki fark, belki de desteğin bizi nereye götürdüğünde saklı.
Sağlıklı destek bizi hayata daha çok bağlar.
Bağımlılık ise bizi desteğin kendisine bağlar.
Sağlıklı bir ilişkide birbirimize yaslanabiliriz; ama birbirimizin yerine yaşamayız.
Destek alabiliriz; ama kendi merkezimizi bütünüyle başkasına teslim etmeyiz.
Sevebiliriz, bağlanabiliriz, ihtiyaç duyabiliriz; ama karşımızdakini içimizdeki boşluğu doldurmakla sorumlu tutmayız.
Acının İçinden Geçerken Eşlik
Mesele bağ kurmaktan vazgeçmek değil.
Tam tersine, daha sahici bağlar kurabilmek.
İhtiyacımızı fark ederek, korkumuzla karşılaşarak, acı geldiğinde kendimizi terk etmeden ve gerektiğinde destek alarak…
Desteği bir kaçış değil, acının içinden geçerken eşlik olarak kabul ederek.
Dönüşüm işte tam da burada başlıyor:
Acı geldiğinde yalnız kalmak zorunda olmadığımızı bilmek; ama acımızı bütünüyle bir başkasına teslim etmemek.
Hem kendimizle, hem Öz’ümüzle, hem de birbirimizle bağımızı koruyabilmek.
Çünkü ihtiyacımız ne kopmak ne de bağımlı olmak.
İhtiyacımız, birbirimize bağlı kalarak özgür olabilmek.
Gerçek Aidiyet: Bu Âlemde Bir Yerimiz VAR
Gerçek aidiyet de tam olarak budur:
Kendimizden kopmadan başkalarıyla bağ kurmak, başkalarına tutunmadan birbirimize destek olmak ve acının içinden birlikte geçebilmek.
Ve belki en derinde, aradığımız aidiyet duygusunun cevabını zaten biliyoruz:
Bu dünyada, bu evrende, bu âlemde bir yerimiz VAR.
Ben varım.
Sen varsın.
Biz varız.
Belki de bütün mesele, bizi geçici olarak tamamlayacağını sandığımız nesnelere bağımlı olmak değil.
Sen, ben ve birbirimizle kurduğumuz bağlar üzerinden, ait olduğumuz VAROLUŞLA gerçek bir bağ kurabilmek.

