Bu konuda yazılacak çok şey olduğu kadar çözümün de bir o kadar az olduğunu düşünenlerdenim. “Önce Ben!” dediğimiz bir dünyada ne denli başkalarını düşünebiliriz ve ne denli başkalarının haklarına kendimizdeki gibi sahip çıkabiliriz ki… Gerçi kendi haklarımıza da ne denli sahip çıkabiliyoruz, o da ayrı bir tartışma konusu.

Ben yaşadığım ve gözlemlediğim olayları sizlerle paylaşmak istedim. Öncelikle de ‘’Azınlık’’ statüsünde olduğum “Vatan”ımdan başlamak en doğrusu. Buradaki haklarımı artık saymama gerek yok, hepsini sindire sindire öğrendim, öğretildim, fakat kabullenmek inanın zoruma gidiyor. Benim şirketim Beyazıt’ta, yaklaşık 1970’den itibaren de aynı yerde hizmet vermekte ve tam karşımızda Kara Baba Türbesi var. Önceleri bir adet olan yatırların sayısı, zamanla iki oldu son zamanlarda vefat eden Evliya veya Ermiş olduysa haberim yok benim cahilliğim kusura bakmayın. Benim meselem oradaki yatırların kimlikleri veya adeti değil, 50 seneye yakın dönem sokak olarak bilinen sokağımızın bir anda Kara Baba Türbe sokak olarak değişen ismi. Kime soruldu? Bunun kararını almak kimin tekelinde? Tabela, kartvizit veya faturalardaki hatta ve hatta web sayfası adreslerini değiştirirken uğrayacağımız mağduriyetin hesabını kime sorabileceğiz? Sakın cevabını aramayın, iki senedir ben bulamadım…

Hakkımı sorabileceğim bir muhatap yok, herkes topu başkasına atıyor. İsviçre’de okuduğum yıllarda sokağımızdaki büyük bir çam ağacını kaldırtmak istedik ve belediyeye yazı yazdık, hemen inceleme yapıldı, mahalle sakinlerine mini bir referandum uygulandı ve ağaç kesilmeden büyük bir vinçle nakledildi. Konu İsviçre’den açılmışken bir noktaya da değinmek istiyorum, şayet orada uzun yıllar yaşamış ve vatandaşlık hakkı kazanmışsanız pasaportu aldığınız gün sizi bir sürpriz bekler. O da doğum yeriniz kısmıdır; hangi şehirden müracaat yaptınızsa, orası yazar hanede. Kısacası İstanbul’da bile doğmuş olsanız onlar artık sizi orada doğmuş kabul eder ve tüm vatandaşlarına vermiş olduğu hakkı kayıtsız şartsız size sunar. Biz hala nüfus cüzdanımızdaki din hanesini tartışaduralım…

Hatta birçoklarımızın bilmediği bir olayı da paylaşmak istiyorum. Pasaportlarımızda din hanesi yok, fakat ilk sayfasındaki numara kısmı ayrımcılığın çok basit bir göstergesi. Benim gibi tüm Ermeni vatandaşların numarası 31 ile başlar, bu ayrıma ne gerek var hala anlamış değilim… Benim de sizler gibi verecek sadece bir can borcum var bu vatana sonuçta. Amerikan Vatandaşı olmaya hak kazanan birinin elde ettiği ilk hak seçme ve seçilme özgürlüğü… Bunu sırasıyla özgürce seyahat etme vs vs izliyor. Maalesef ülkemizde bu haklar elimizden alınmış. Bırakın Hıristiyan dini mensuplarını, yer yer Alevi Kürt ayrımı dahi yapılmakta, bir şekilde onların da hakları çiğnenmekte. Biz ülke olarak haklarımıza sahip çıkmazken başkalarından bunu nasıl bekleyebiliriz, nitekim önce hep ben dedikçe de galiba hiçbir zaman gerçek haklarımızdan hep muaf olarak yaşayacağız .

Gurbetçi bir vatandaşımızın yurt dışında uğradığı bir sokak saldırısına nasıl tepki veriyorsak, aynı şekilde o tepkiyi buradaki yabancı uyruklu bir vatandaşın uğradığı mağduriyete de göstermeliyiz. Ama biz kolayı seçeriz; gece sokakta ne işi vardı demek daha kolayımıza geliyor, o kişinin gece Beyoğlu’nda gezmeye hakkı yok çünkü.

Dünyada bir çok ulusa nasip olmayan bu güzel mozaik maalesef bilinçsizce ve sadece “önce ben” demek koşuluyla yıkılmaya yüz tuttu. Ya “kalan sağlar bizimdir” zihniyetiyle devam ederiz, ya da seneler evvel başardığımız kardeşçe sürüp giden bu mozaiği hak hukuk tanıyarak geliştiririz.

Aret Akpolat

8 Ağustos 1970’te İstanbul’da doğmuşum. İlk ve ortaokulu Ermeni mektebinde bitirdikten sonra soluğu İsviçre’de aldım. Lise ve üniversite hayatım Cenevre’de geçti. Memleketi belki ben kurtarırım sevdasıyla ‘Ekonomi’ okudum. Sonra İstanbul’a geri gelip 1992’den itibaren baba mesleği olan ayakkabı-terlik sektöründe faaliyete geçtim.. Müzik, Fenerbahçe ve deniz başlıca tutkularımdır. Fanatik bir taraftarım ve kongre üyesiyim…