Bir tatil düşünün: Doğal afetle evleri ve yaşamları yerle bir olanların evlerini inşa ettiğiniz…

Afrika’daki AIDS’li çocukların bakımına yardımcı olduğunuz…

Kenya’da defteri kalemi bile olmayan küçük çocuklara İngilizce, müzik, beden eğitimi dersleri verdiğiniz…

Hindistan’daki bir yetimhanede bakıcılık yaptığınız…

Ya da çevreci bir sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerine yardımcı olduğunuz…

Bu liste uzayıp gidebilir, ta ki dünya üzerindeki hiçbir yerde savaş, yoksulluk, doğal afetler, çevre kirliliği gibi yaşamı zorlaştıran ya da yok eden etkenlerin tamamı ortadan kalkana kadar.

Ülkemizde ismi henüz pek duyulmayan, ancak dünyada alternatif tatiller sıralamasında ön sıralarda yer almaya başlayan “voluntourism”, farklılık arayışlarından vazgeçmeyen ruhlarınıza iki yönlü bir zenginlik sunuyor: Kısa ya da uzun süreli tatillerinizde, yaşadığınız gezegene bir faydanız olduğunu hissetmenin eşsiz doyumuve dünyanın bir ucunda, dilini bile bilmediğiniz insanlarla iç içe geçen günler.

Turizm literatürümüze “gönüllü turizmi” olarak giren “voluntourism”i, bir bölgede ihtiyaç duyulan birtakım hizmetleri gönüllü olarak gerçekleştirmek amacıyla yapılan seyahatler olarak tanımlayabiliriz. “Zaten bütün sene çalışıyorum, tatilimi de böyle geçiremem” mi diyorsunuz? Tamam, bir yere kadar haklısınız. Ancak voluntourism’i gönüllü çalışma kamplarından ayırmakta fayda var. Bu seyahatler, gönüllülük esasına dayalı olarak verilen hizmetleri, gidilen yerin koşullarına bağlı olarak sanat, tarih, eğlence, doğa gibi bir tatil programının bilinen konu başlıklarıyla birleştiriyorlar. Turizm sektörünün sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliğinden doğan bu yeni dinlence şekliyle, kişi bir yandan tatilini yaparken, bir yandan da günün belirli saatlerinde yoksul ailelerin çocuklarına İngilizce öğretebiliyor, bir köy okulunun yapımına yardım edebiliyor ya da AIDS’li hastalarla vakit geçirebiliyor.

Uzun lafın kısası, gönüllü çalışmaları uzaktan izleyip “Ben de bir şeyler yapmak isterdim tabii… Ama hiç vaktim yok!” diye iç çektiğimiz günler artık geride kaldı. Gönüllü turizmi, sunduğu tatil ve gönüllü hizmetleri birleşimi ile günlük yaşam temposunda sivil toplum kuruluşlarına vakit ayıramayanlara bir alternatif sunmuş oluyor. Gönüllü turistler, çeşitli sivil toplum kuruluşları bünyesinde gerçekleştirdikleri faaliyetlerle çevrelerine faydalı olmanın yanı sıra, seyahat ettikleri bölgelerdeki halkla iç içe vakit geçirme imkânına da sahip oluyorlar. Bu gönüllü turlara katılan kişilerin çoğu hiçbir şekilde kazanamayacağı bir hayat tecrübesi kazandığını, hayatının zenginleştiğini ve dünyaya yepyeni bir pencereden baktığını söyleyerek dönüyor. Ayrıca ekonomik koşulları turizm sektörüne yatırım yapmaya uygun olmayan az gelişmiş ülkeler de, bu şekilde hem gönüllü hem de turist kazanarak, doğal güzelliklerini geniş kitlelere tanıtıyorlar.

Gönüllü turist nasıl olunur?

Gönüllü turlarına bu alanda uzmanlaşmış organizasyon şirketleri aracılığıyla ya da tamamen kendi imkânlarınızı kullanarak katılabilirsiniz. Bulundukları bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının ihtiyaçlarını belirleyen organizasyon kuruluşları, bu ihtiyaçları gönüllü olmak isteyen turistlerin ilgi alanlarıyla, yapmak istedikleriyle, gönüllü bir çalışma sonucunda hayatlarına katmak istedikleri maddi ve manevi değerlerle eşleştiriyorlar. Bu kuruluşların sundukları hizmetler arasında havaalanında karşılama, tercihlerinize ve bölge şartlarına göre kalacak yer temini, sağlık sigortası, 24 saat acil servis, gönüllü hizmetler dışındaki zamanlarınızda turistik faaliyetlerin planlanması ve rehberli turlar gibi dilini bilmediğiniz bir ülkede karşılaşabileceğiniz zorlukları en aza indirmeyi hedefleyen hizmetler yer alıyor.

Tabii sunulan tüm bu kolaylıkların bir bedeli var. Tüm organizasyonu tek başınıza yapmanızla karşılaştırıldığında bu bedel, 3-4 kat daha fazla olabiliyor ve genellikle yol paranız buna dâhil olmuyor. “Ununu elemiş, eleğini asmış” diye tabir edebileceğimiz 50-60 yaş üzeri kişilerin maddi birikimlerinden binlerce dolar ayırarak yer aldığı bir organizasyonu, bir üniversite öğrencisi ya da mesleki kariyerinin başlarında olan bir kişinin karşılaması neredeyse imkânsız. Ama siz kendi gönüllü turunuzu, biraz zaman ve emek harcayarak kendiniz planlayabilirsiniz. Birkaç konuya dikkat etmek şartıyla…

Hem gönüllü hem turist olmadan önce…

Her şey kulağa çok hoş geliyor, değil mi? Bir gün Tac Mahal’i gezerken, ertesi gün yerli halka İngilizce öğretmek, bir kadeh şarap eşliğinde okyanusta gün batımını izlediğiniz günün sonrasında, bir köy okulunun inşası için harç karmak, hafta içi Afrikalı çocuklarla şarkılar söyleyip hafta sonu safariye gitmek… Yalnız unutmayın ki, her şey her zaman beklediğiniz gibi gerçekleşmeyebilir, özellikle de yaşam koşullarının zaten zor olduğu yerlerde. O yüzden gönüllü turunuzu planlamadan önce, aşağıdaki faktörleri göz önünde bulundurmakta fayda var:

Öncelikle neden gönüllü olmak istediğinizi, böyle bir tatille neyi hedeflediğinizi belirlemelisiniz. Farklı bir kültür tanımak mı istiyorsunuz, kariyerinize faydası olacak bilgi ve deneyimler mi elde etmeyi umuyorsunuz ya da yalnızca “yardım etme” amacını mı taşıyorsunuz? Katılacağınız gönüllü programı seçmeden önce amacınızı kesinleştirin.

Belirlediğiniz hedef doğrultusunda yararlı olabileceğiniz gönüllü kuruluşları araştırın. Bu kuruluşların internet sayfalarındaki bilgiler her zaman güncel olmayabilir, bu yüzden mutlaka yetkili bir kişiyle e-posta yoluyla temas kurarak bilgi edinin. Organizasyonun yapısı, gönüllü faaliyetlerin içeriği, gönüllü profili, çalışma süreleri gibi her konuda aklınıza gelen her şeyi ama her şeyi sorun. Bu soruların yanıtlarını almak, karşılaşabileceğiniz hayal kırıklıklarını en aza indirgeyecektir.

Hepimizin fiziksel ve duygusal anlamda birtakım sınırları vardır ve bu sınırlar aşıldığında, yaptığımız işe karşı motivasyonumuz da düşer. Özellikle gönüllü çalışmalarda, kişinin motivasyonunu yüksek tutması önemlidir. Bu yüzden, örneğin AIDS’li hastalarla çalışmanın moralinizi bozacağını ya da sabahın erken saatlerinde başlayan bir inşaat işinin sizi yoracağını düşünüyorsanız, kendinize daha uygun alanlar seçmeye çalışın. Asık bir suratla çevrenizdekilerin motivasyonunu da düşürmek yerine, fiziksel ve ruhsal açıdan kaldırabileceğiniz koşullarda çalışsanız daha iyi olmaz mı?

Kurumsal bir şirkette geçen normal bir iş gününde bile beklenmedik birçok olayla karşılaşabilirken, deprem sonrası hayata tutunmaya çalışan bir köyde neler yaşayacağınızı günler öncesinden bilmeyi bekleyemezsiniz. O yüzden anlayış, hoşgörü ve soğukkanlılığınızı asla kaybetmeyin.

Orada geçirdiğiniz sürenin aynı zamanda tatiliniz olduğunu unutmayın. Çevrede görülmesi gereke tarihȋ ve doğal güzellikler için vakit ayırın, mümkünse yola çıkmadan önce bu yerler ve ulaşım olanaklarıyla ilgili detaylı bir araştırma yapın.
Doğruya doğru, kısacık bir zaman diliminde dünyayı kurtaramazsınız. Ama edineceğiniz deneyimlerle hayata bakışınızı tümüyle değiştirebilir, evinize bambaşka bir insan olarak dönebilirsiniz. Ne dersiniz?

Detaylı bilgi isteyenlere:
www.voluntourism.org
The Complete Guide To Volunteer Tourism, Christina Heyniger, www.bravenewtraveler.com

Not: Bu yazı daha önce Kâmil Koç Otobüsleri A.Ş. Yolculuk dergisinde yayımlanmıştır.

Deniz Yalım Kadıoğlu