“ABD’de, şiddetli tartışmalara neden olan bitkisel hayattaki Terri Schiavo, hayata bağlandığı beslenme borusunun bir yagıç kararı ile çıkarılmasından 13 gün sonra öldü.” 01.04.2005 tarihli Hürriyet gazetesinde yer alan bu haberi Kasım CİNDEMİR Washington’dan bildirmiş.

 

 

Bilgisayarımın başında oturmuş, sabah gazetelerimi sanal sanal okurken karşıma çıkan bu haber, bir gece öncesinden sinemada seyrettiğim Million Dollar Baby filminin ardından gelen ikincil ve ölümcül yumruk etkisi yarattı bende.

 

Zaten sinemada filmi seyrettikten sonra salak salak sahilde yürüyüp kendime gelmek için deniz havasına ve yosun kokusuna ihtiyaç duymuştum. Boğazıma yumruk büyüklüğünde oturan o garip nesneyi yutabilmek için uğraştım, durdum bütün gece. Filmi seyredenler bilir nedenini, bilmeyenlerden küfür yememek için anlatmayayım, ama mutlaka gidin ve görün. Sonra sizde anlarsınız nedenini.

 

Yazıyı okumaya devam ettikçe gözüm şu satırlara takılıyor;

 

“…Terri’nin hayatta kalması için son ana kadar mücadele veren ailesi, kızlarının ölümü sırasında yanında olmak istemedi. Pinellas Park’taki hastanenin önünde günlerdir gösteri yapan yüzlerce kişi de ölüm haberiyle gözyaşlarına boğuldu… …Muhafazakarlarca “cehennemlik” ilan edilen ve “tıbbi terörizm” ile suçlanan Yargıç George Greer’in kararı, beklenen trajik sonucu verdi…”

 

Bitkisel hayatta geçen 15 yıldan bahsediyorlar. Kocasının bile iyileşmesinden ümidi kesdiği ve başka bir kadınla evlenip, bir çocuk sahibi olduğunu kadından bahsediyorlardı. Ve bu kadının acılarına son verildiği için hastane önünde gösteri yapıyorlardı. Bu bana biraz garip geldi.

 

Kimse yanlış anlamasın, bir insanın hayatını sona erdirebilecek bir kararı bir başka insanın vermesinden asla yana değilim. Ama burada bahsedilen hayat, 15 yıldır zaten kayıp geçen bir hayat.  Yirmili yaşlarında derin bir uykuya dalıp kırklarını yaşarken hala uykuda olan ve ölünceye kadar da uyumaya devam edeceği bir hayat. Uyanabilmesi için en küçük bir ışığın, umudun olmadığı bir hayat. Bu hayatın neleri zaten çoktan kaçırdığını ve yaşadığı süre içerisinde de neler kaçıracağını bir düşünün lütfen. O zaman bu insanı hala hayatta tutmaya çalışmak bencillik değil mi? Ve bu kararı protesto etmek şovenizm değil mi? Kolay bir karar değil. Ben olsaydım bu kararı verebilir miydim? Sanmıyorum, ama en azından gidipde hastane önünde protesto yapmazdım. Oturur evimde üzüntümü yaşar, eğer becerebilirsem de ağlardım ardından. Ama o kadar.

 

Amerikan başkanı Bush tatilini yarıda kesmiş ve ABD Kongresinin, Terri’nin soluk borusunun geri takılması için hazırladığı yasa tasarısını imzalayarak kendince, insana ve onun yaşatılmasına verdiği desteği göstermiş. Irak’a özgürlük operasyonun yaratıcısı ve binlerce insanın (hem Irak, hem ABD insanının) ölmesine neden olan Bush. Ne kadar dokunaklı…

 

Vatikan’dan Kardinal Jose Saraiva Martins yaptığı açıklamada, Schiavo’nun beslenme ünitesinin kaldırılmasına sert tepki göstermiş. Martins, “Bir kişinin yaşamına saldırı, canı vermiş olan tanrıya karşı yapılmış bir saldırıdır” demiş. Acaba aynı kardinal, herhangi bir müslüman ülkede yaşanmış olsaydı bu olay ve müslüman bir insana uygulanmış olsa idi bu karar aynı tepkiyi verir miydi? Yoksa benim dinime ait bir olay değil, ben karışmam mı derdi? İnsanoğlunun aklına binlerce benzeri soru geliyor bunları okuyunca.

 

Şimdi, durumu biraz daha içinden çıkılmaz bir hale getirelim. Düşünün ki Terri kısmen felçli ve sadece konuşabiliyor ve yemek yiyebiliyor. Ama hepsi o kadar… Şu anda 41 yaşında, ilerisi için hiç umut ışığı yok. Işık olmadığı gibi kendisinin de umudu yok ve fişinin çekilmesini istiyor. Yani bir nevi intihar etmek. Kim karışabilir? Bütün dinlerin ortak paydası değil midir, Tanrı ile kulun arasına girilmeyeceği? Kişi kendi hayatını sürdürdüğü gibi onu bitirme kararını da kendisi alabilir, alabilmelidir. Kişinin kendi hayatı ile ilgili alacağı bir kararda kendisinden daha yetkili bir başka kurum, şahıs yada merci var mıdır? Bu durumda, kişi kendi hayatına saldırmış ve ona o canı veren tanrıya mı saldırmış oluyor?  Karıştı mı kanallar? Daha değil mi? Peki o zaman. Ama Terri, kendi kararını alacak kadar bilinçli değil ve sadece yaşamını sürdürebiliyor. Başka hiçbir şey yapamıyor. Ailesinin ötenazi yapılmasına karşı çıkmasının gerekçesi arada sırada tebessüm eder gibi mimikler sergilemesi. Yani etrafında olanları algılamıyor bile. Bırakın onlara tepki vermeyi. Nasıl isteyebilir fişinin çekilmesini. O halde bırakılması mı gerekiyor bu insanın biyolojik ölümünün gerçekleşeceği zamana kadar. Belki bir yirmi yada otuz yıl daha. Sonra da allah verdi canı, yine o aldı…

 

İçinizden bazı seslerin, ama tıp hızla ilerliyor ve belki de bir hafta sonra çaresi bulunacaksa o zaman kim vercek aldıkları o canın hesabını dediğini yada en  azından diyeceğini tahmin ediyorum. Çünkü bu soruyu bende soruyorum kendime. Peki o zaman diyelim ki Terri, bir kaç yıl sonra bilimin akıl almaz gelişmeleri sonucunda bir mucize gerçekleşti ve iyileşti ayağa kalktı. Hoplaya, zıplaya; kırlarda, bayırlarda koşmaya başladı. Sonra bir de baktı ki, kocası olduğunu zannettiği insan bir başka kadınla kendi hastalığının başlamasından, birkaç yıl sonra evlenmiş. Ondan bir çocuk yapmış ve başka bir aile kurup, başka birisinin kocası olmuş. Etrafındaki bütün insanlar, onsuz bir hayat kurmuşlar ve zaten onsuz yaşamayı öğrenmiş ve yaşamışlar.  Kendisi de dahil olmak üzere bıraktığı hiçbir şey yerinde kalmamış. O saatten sonra kimin hayatında yer açacak ve orada kendine nasıl bir yer edinecek? Kayıp ve kopuk olan süreç zihninde nasıl bir tahribat yaratacak?

 

Her şeyden önemlisi bu sorulara KİM cevap verecek? Bu kayıp zamanın hesabını kim verecek?

 

Ötenazi yapılmasının taraftarı değilim, bunu belirtmiştim. Fakat bir yargıya varmadan ve bu yargının sonucunda bir eylem belirtmeden önce konu üzerinde düşününce insan farklı noktaları yakalayabiliyor.

 

Kısa bir süre önce sevdiğim bir arkadaşım beklenmedik bir zamanda hamile olduğunu öğreniyor ve ummadıkları bir anda gelen bu bebeği ne yapacaklarını düşünüyorlar. Aldırmak için geç kalınan bir dönemdeler üstelik ve mecburen bu bebeği doğurmaya karar veriyor. Ancak doktor kontrolleri yapılırken farkediyorlar ki bebeğin gelişimi problemli ve eğer doğabilirse % 99 sakat doğacak ve doğumdan gelen bu sakatlıkla bir ömür geçirmek zorunda kalacak… Böyle bir durumda olsaydınız siz ne yapardınız? Lütfen samimi cevaplayın. Kolay bir cevap değil, değil mi? 

 

“Bir kişinin yaşamına saldırı, canı vermiş olan tanrıya karşı yapılmış bir saldırıdır.” Bu sözleri sarfeden insan acaba kendisinin böyle bir çocuğu doğacak olsaydı, nasıl bir davranış sergilerdi? Yada bu masum bebeğe aklı başına gelinceye kadar beklerler miydi sormak için; “Evladım, karar ver, ölmek mi istersin yoksa bu durumda yaşamak mı?” diye? Ve lütfen unutmayın, ateş en çok düştüğü yeri yakar…

 

Ben, kendi aileme ve yakınlarıma buradan, hepinizin huzurunda ve şahitliğinde bir VASİYET yada SON ARZU bildirgesi yayınlıyorum. Eğer bir gün benim başıma bu gibi bir olay gelirse, lütfen bir an bile düşünmeden bu bildirgeyi uygulayın ve uygulatın…

 

LÜTFEN ÇEKİN BENİM FİŞİMİ…

Emre Sakaryalı