Hayatın tuhaf sahnelerini oynayıp, onları satırlarına taşıyan bir kadın… Hepimizin içinde olan kırılganlığı, duygusallığı, özveriyi, fedakarlığı ve aşkı yaşayan ama bir çoğumuzun kendimize uzak tuttuğu cesareti, güveni, açık sözlülüğü kendine yakıştırabilmiş bir kadın…

Gerisi röportajın içinde saklı…

Okumaya ve anlamaya cesareti olanlara…

Ben bir kediyim, kedi evden kaçtı ve şimdi de ya bu tenin ayaklanması… Nasıl başladı bu yolculuk, nereye gidiyor? Neden hep bir kedi? Bu hayvanla alıp veremediğiniz ne? Ya da kediyi aşkla bağdaştıran nokta ne?

Tam olarak nasıl ve nerede başladığını hatırlamıyorum. Balık hafızasıyım biraz. Ama  benimle birlikte hep vardı gibi. Nereye gideceğini de kestiremiyorum şimdiden. Kendimle ilgili bir planım ya da kurgum yok. Yolu her gün yeniden çiziyorum diyelim ve sanırım gittiği yere kadar..

Kediye gelince; pek haz etmeyiz aslında birbirimizden. Ama kitapta iyi durduk yan yana. Kedi ve kadın birbirine çok uzak karakterler değil diyelim.Her kadın biraz kedi dolayısıyla her kadın biraz uysal biraz vahşi..

Kedi evden kaçtı peki ya şimdi? Döndü mü? Aradığını bulabildi mi döndüğü yerde?

Bir çok kere döndü diyelim. Sonra yine kaçtı… Sonra yine döndü… Her an yeniden kaçabilir… Sonra yine dönebilir.. Böyle bi şi… Kahramanlarında okurunda başı döndü mutlaka ama böyle işte.Aradığını buldu mu derseniz; artık aradığı bir şey yok! Dolayısıyla bulmak istediği de.

Her aşk biraz kedi köpek kavgasıdır aslında. Karşı tarafı sessiz sözsüz bırakan bu sözler ne tür bir kavganın yazılaştırılmış hali peki? Neyin kavgası bu?

Benim tek başıma çıkardığım bir kavga ya da tek başıma başlattığım bir savaş değildi bu. Etki olmazsa tepki de olmaz. Deli değilim ve bugüne kadar karşılıksız hiçbir şey yaşamadım. Dolayısıyla iki kişilik suçlar bunlar! Bazı aşklar hırçındır. Sanırım kişilerin karakterleri de önemli burada, yaşanan aşkın cinsi de şekli de. Zor bir ilişkiyse seçilen,  her şey zordur işte. Aşkın kavgası dolayısıyla. Aşkın içinde ki her şeyin.

Kedi evden kaçtı kitabınızda 2 Yasemin var. Biri ismi, ona biçilen kıyafetler her şeyi herkes gibi, dünya kurallarına göre verilmiş olan, sevgi dolu, kırılgan bir kadın diğeri de sadece kendine programlı, pervasız ve tehlikeli bir kadın. Aşk hangi Yasemin’de aşk gibi?

Aslında tek bir yasemin var. Ben bir bütünüm yani. Bazen öyle bazen böyle… Tek bir duyguya bağlı kalmamam sanırım bu çelişkiyi yaratan. Tanrının insana verdiği her duyguyu yaşama şımarıklığı gösteriyorum sanki. Bu yüzden çok kişilikli diye algılanışım.. Bazen ben uyum sağlıyorum her şeye -başarabildiğim kadar- bazen de her şeyi kendime uyduruyorum. Ama her durumda  kendimin arkasında olmaktan başka bir seçeneğim yok.

Aşka gelince; onu nasıl yaşadığım aşkın hangi duygumu daha çok harekete geçirdiği ile ilgili. Ama genel olarak gürültülü bir kadınım. Aşkta da kavgada da.

Terketmek kolay mı? Peki ya terk edilmek? Hangisi daha sizden yana?

Terk edilmedim hiç. Bazen terk edilmiş gibi görünsem de mutlaka koşulları ben hazırlamışımdır. Kendi sonumu kendim yazarım hep. Kimseye bırakmam genellikle. Ama aşk bittiğinde çok da fark etmiyor kimin önce gittiği. Buralara takılmıyorum.

Bu arada basının gündeminde de aldatmak ve aldatılmak konusu hakim. Sizde kitaplarınızda bahsetmişsiniz zaten… 2.kadın olmak? Bir erkek için 2. kadın mı 1. kadın mı daha önemlidir? Sabit olan hangisidir sizce? Hangisi için hangisi terk edilebilir?

Eğer 2.kadın varsa 1.nci yok demektir. Yani 2.kadın birincidir o anda. Sabit; neye göre sabit? Bu kendini kandırış da olabilir, avuntu da. Ve 2.kadın varsa 1.nci terk edilmiştir zaten.

Bu kitaplarda anlattığınız üstü örtüsüz bir aşk hikâyesi aslında, okuyanların içinde aldatma, aldatılmak, sevişmek başlıkları olan bir kitaba verdiği tepkiler ne kadar umurunuzda?

Umurumda değil. Nereden bakarsa oradan görür insan. Ve nasıl görmek isterse öyle görür. Birinin yanlış yerden bakıyor olması benim yanlış olduğum anlamına gelmez. Doğru yerden bakarsa doğru görür. Hatasıyla başarısıyla günahıyla sevabıyla kendini tam da olduğu gibi ifade eden biriyim ben. Olması gerekenin bu olduğunu düşünüyorum. Gerçek olan bu. Gerçeği seven beni de sever.Kendiyle sorunu olmayan birinin benimle ne sorunu olabilir ki.

Bir basın organında kitaplarınızın cinsel hikâyeler anlatan kitaplar olduğunu yazmışlar. Bana göre kitaplarınızda aşkın gerektirdiği kadar ve gerçekten çok estetik bir cinsellik var. Bu yanlış yorumlamanın sebebi ne olabilir?

Cinsellik hayatın içinde ne kadar varsa o kadar yazdım bende. Yanlış yorumlanmasının sebebi az önce dediğim gibi bakış açısı. Kişilerin yorumları olay hakkında ki kendi düşüncelerini gösterir. Bu kadar basit. Yanlış anlaşılmış olmam benim sorunum değil. Ben kendimi doğru ifade ettim.

Bu kitaplardaki kadın siz misiniz? O adama aşık mısınız?

Evet benim. Evet aşığım. Ya da başka bir şeye dönüştüysek de farkında değilim henüz. Ama içinde aşk olduğu kesin.

Yazılarınızın tavrında son derece belirgin bir dikbaşlılık ve asilik var? Nereye kadar bu kendine güven?

Kendime güvenmemek için bir sebebim yok. Sanırım sonsuza kadar böyle… Hayatın içinde uysal ve kolay uyumlanan biri olamadım hiçbir zaman. Zor biriyim. Savaşçı bir ruhum var belki. Kavga bir alışkanlık oldu galiba. Ama sevmeyi de bilirim…

Bu kadar açık, korkusuz ve ayrıntılı yazmak diğer ilişkileriniz için bir risk teşkil edebilir mi?

Edebilir ama söylemeliyim; yazı benim yaşama sebebim. Bugüne kadar yazının önüne geçebilen bir duygum olmadı. Aşk da dahil. O yüzden çok önemsemiyorum bunu.

Erkeklerin yazdıkları daha kolay kabullenilebilir toplumumuzda ama kadınların işi daha zor. Nedir sizi topluma ve hayatınızdakilere karşı bu kadar cesur kılan? Neye güveniyorsunuz?

Toplumun karşısında duran biri değilim ama yanında da değilim. Bazen kendime bir yer bulmakta zorlandığım oluyor. Kendi doğrularının peşinden giden biriyim. Başkalarının doğruları benim doğrum değil. Saygı duyabilirim sadece. Cesaret kendinize olan güveninizin sonucudur. Benim için doğal bir sonuç.

Aldattığını yazabilmek bunu açık açık asi bir dille açıklayabilmek gerçekten zor gibi ama aldatmak konusundaki gerçek düşünceleriniz de bu kadar umarsız ve asi mi? Yani sizce yaşanabilirliği var mıdır aldatmanın? Yasemin Pulat için caiz midir? (Hahaha)

Yaşandı ki yazıldı. Tabi ki hoş değil aldatmak ve aldatılmak ama hayat böyle bi şi. Her şey yaşanılabilir ve öğrenilebilir bir gün.

Çirkin bir adama aşık olabilir mi Yasemin? Aşkın ölçütü, kriterleri var mıdır Yasemin Pulat için? (yaş, görünüm, eğitim gibi…)

Güzel çirkin kavramı kişiye göre değişir. Aslında bunlar göreli kavramlar. Beni enerjisi ile etkileyen bir adama aşık olabilirim sanırım. Kendimce kriterlerim var tabi  ama ağır basan şey bana hissettirdikleri kişinin ama zaten aynı frekansta olmadığım birinden etkilenmem söz konusu bile değil. Bunu algılıyor bünye. Baktığında biliyor insan bir şekilde ama zeki olmayan birine aşık olmam imkansız. Zeki ve hayata karşı ateşli olmalı.

Ya bu tenin ayaklanmasında dokunulmamış bir aşk teması var? Bu sefer yazar daha dingin daha ulvi duygular peşinde sanki. Aşkın bu şekilde de yaşanabileceğine inanıyor musunuz?

Aşk, içime düşen bi ateş… Kendi vücut sıvılarımla sönebilir de hemen, alev alıp bir orman yangınına da dönüşebilir. Beni harekete geçiren duygunun adı aşk. Dolayısıyla olabilir tabi. Eğer karşı taraftan da size dokunan bir duygu varsa tenlerin birbirine dokunması gerekmiyor illa ki aşkı hissetmek için ama ne kadar süreceğini bilemem tabi.

Yazdığınız şarkı sözleri ve besteler kitaplarınızdaki hikayelerden beslendiğiniz hikayeleri mi anlatıyor

Şarkı sözü yazmak biraz ironik bir durum. Müziği okumak gerekiyor. Bazı şeylerin açıklaması yoktur ya onlardan olsa gerek. Kişinin doğasında varsa oluyor. Kitaplarda olduğu gibi yine kendimden besleniyorum tabi ama çalıştığım sanatçının bana geçirdiği enerji de önemli.Burada da aşk yaşamak gerekiyor yani. Bu işler aşk olmadan olmuyor.

Daha önceki röportajlarınızda kitaplarınızda yaşadığınız bir çok aşk hikâyesini anlattığınızı yazdılar. Ama tek bir kişi için yazıldı bu kitaplar öyle değil mi? Bir adam için bu kadar şarkı, bu kadar kitap yazmaya değdi mi peki?

Birini değerli kılan sizin ona hissettiklerinizdir. Benim yazmadığım hiçbir şeyin ve hiç kimsenin sayfalarca önemi ve değeri olamaz. Onu önemli ve değerli kılan bendim. Değersiz kılmakta benim ellerimde. Ama yaşanan her şey değerlidir sonuçta. Değdi ki yazıldı. Ayrıca kitaplarım sadece aşkı anlatmıyor. Daha doğrusu kitaplarımın merkezi aşk değil. Tıpkı aşk dünyanın merkezi de olmadığı gibi.

Sizi bir kez kaybedenin bir daha hayatınıza girebilme yüzdesi nedir? Gerçi cevabı tahmin ediyorum ama! (hahaha)

Birinin samimi olduğu sürece beni kaybetmesi mümkün değil. Kaybetmekten ve kaybedilmekten hoşlanmıyorum. Hata insani bi durum. İnsanlar hata yapabilirler. Dolayısıyla hataları kabullenebilirim ama samimiyetsizliği kabullenemem. Samimi olan herkes kalabilir hayatımda.

Genç ve güzel bir kadın olarak neden yazar olmayı seçtiniz? Manken de olabilirdiniz? (Hahaha) Güzel ama aptal kadın tezini mi çürütmeye çalışıyorsunuz?

Yazmak için doğduğuma inanıyorum. Benimle birlikte hep vardı gibi. Varoluş amacım gibi yani. Hiçbir şeyi çürütmeye çalışmıyorum. Sadece güzel kadın aptal, akıllı kadında çirkin olmak zorunda değil diyorum. Bunu da soruyorlar diye söylüyorum. Yoksa kendi kendime gürültü çıkartmıyorum. Yani manken güzel ama aptal yazarda çirkin ama akıllı mı olacak. Yok böyle bi şi. Genellemelerden çok sıkılıyorum. Ayrıca hala manken olabilirim(haha)

Şiirsel bir anlatımınız var. Yaşadığınız aşk da buna benzer bir aşk mı, şiir gibi mi yoksa asi, hırçın, tutkulu ve belki de bir alışkanlık mı?

Tek bir duygum yok. Her duyguyu hissedilme potansiyeline sahibim. Bütün bunların özü tutkulu biri olmamdan kaynaklanıyor galiba. Her duyguyu ağırlığınca yaşayabiliyorum. Ve zaten aşk düz bir çizgide oturmuyor emin olun.Alışmadım da diyemem.

Okuduğumuz satırlarda verilmek istenen duygu sürekli istikrarsız bir iniş çıkış yaşatıyor insana. Neden? Böyle bir aşk mıydı? Bir anı bir anına uymayan?

İstikrarlı biri değilim zaten. Söz konusu aşk olunca saçmalamaya çok yakın durabilirim ama hiçbir yere ve hiç kimseye ait olamama duygum yüzünden kendi içimde de ilişkide de sürekli rahatsızlık yaratan biriyim. Hep gitmeye programlıyım sanki. Hep bir şey kaçırıyor muyum hayattan diye bakınıyorum etrafa ve aşkta emniyet duygusu beni hiç ilgilendirmiyor.

Bu adam, bu teni ayaklandıran, sizi bir kedi yapan, kediyi evden kaçıran, geri döndüren bu adam… Okudu mu kitabı? Kaldırabildi mi acaba tüm bu yaşananları? Yaşananların bu kadar güzel ifade edilmiş olmasına verdiği tepkiler neydi acaba? Yani kısaca sizin gibi arkasında durabiliyor mu yaşadığınız aşkın?

Bunları yapan o değildi aslında bendim kendime. Dedim ya ben anlamlı kılıyorum yaşadığımı düşüncemde. Benim tutkum, benim coşkum, benim duygum.. Ayaklanan da benim, kaçan da, dönen de. Hissettirmedi diyemem bana tüm bunları ama herkes aynı şekilde yaşamaz hissettiğini.

Yaşadığının arkasında durmaya gelince, genel olarak insanlar düşündüklerinin bile arkasında duramıyor insan kaldı ki yaşadıklarının duracak. Zor.

Peki kim bu adam?

Adı ben de saklı diyelim!

Peki son kez hala aşık mısınız?

Bir şey tüm olumsuzlara ve imkansızlıklara rağmen bitmiyorsa ve devam ediyorsa sebebi aşktır galiba.

Şu an O bunu okuyor ne söylemek istersiniz? (Hahaha)

Onun söylemek istediği bir şey var mı diye sormak isterim.

Aşkı sizin gibi cesur, olduğu gibi, katıksız, asi, cüretli yazabilen bir kadınla sohbet edebilmek son derece keyifliydi. Umarım kedi olması gereken evdedir, kalptedir ve huzuru bulduğu yerden umarım bir daha hiç kaçmaz…

Herkes olması gereken yerdedir zaten. Ben teşekkür ederim bu güzel, zeki ve samimi sorulara. Keyifti…

Çisel Onat