Platonik aşk, felsefeci Platon’un aşık olma biçimini çağrıştırsa da sanırım onunla ilgisi yok ya da ben bilmiyorum. Neyse siz hiç platonik aşk yaşadınız mı? diye sormayacağım bile… Girişi fazla uzatmayayım, konumuz platonik aşk. 🙂

Platonik aşk deyince hepimizin gözleri bir kayar, geçmişe o saf; naif olduğumuz günlere döneriz. Hayatımızın en “kuş” zamanlarıdır. Duygularımızı daha keskinleştirmemiş, utangaçlığımızı yenememiş ve gidip ona aşık olduğumuzu söyleyememişizdir. Gerçi platonik aşkın binbür türlüsü vardır. Bazı kızlarımız gidip babalarının iş arkadaşlarına aşık olur 8 yaşında ona platonik aşk der, bazıları da gider 32 yaşındaki Hayriye teyzeye. (8 yaşındaki velet için o teyzedir) Benim anlatmak istediğim ortaokul-lise çağlarının platonik aşkları. Nedeni ise belli; ben tek platonik aşkımı lisede yaşadım da…

Aslında onu görene kadar aşk falan hakgetire durumu vardı. Nasıl bişey olduğunu bilmiyordum, çünkü açıkcası pek de layık görmüyordum kendimi. Neyse sonradan birşeyler birşeyler değişti ve içimde birşeyler kıpırdanmaya başladı. Lise 1’de coğrafya dersindeydik ve sınıfta 6 kişi vardı. O da sınıftaki tek kızdı. Arkamda otururdu ve dönüp dönüp ona bakardım. Düz, uzun, kumral saçlıydı; çok masum ve sevimli bir yüzü vardı, adı da Eser’di. Ona bakınca kendimi bie meleğe bakmış gibi hissederdim. Hani gençlik filmlerinde olur ya içeri bir kız girer ve ışıl ışıldır. Aynen öyleydi benim için işte. Biz bir dönem birlikte derse girmiştik, ama ben Lise 1’de henüz yırtık olmadığım daha doğrusu çenem henüz açılmadığı için selamlaşmaktan öteye gidememiştik. (Zaten sonra çene açılmaklar kalmadı resmen caaart diye yırtıldı, bir daha nah! kapanır) Sonra yaz tatili geldi ve onu 3 ay görmedim. Lise 2’nin başında ise benim toptan metamorfozum başlıyordu ve bunu tetikleyen o olmuştu. Okulun açıldığı ilk gün onu güneşten açılmış saçları ve bronazlaşmış teni içinde daha da güzel görünce resmen dibim düşmüştü ve kalakalmıştım. Akşam eve gidip kuzenimi aramış ve 15 dakika onu anlatmıştım. Daha sonraki hergün kuzenimi açıyor ve onu anlatıyordum. Tenüfüslerde pencerelerden sarkıyor ve onu izliyordum. Bir kere olsun yanına gidip konuşmamıştım, konuşacak neyim vardı ki elimde. Belki dersten hatırlardı beni ama daha? Bu arada kendisi okulun sessiz, ama bir o kadar da hareketli kızlarındandı. Hani özel okullarda bir grup psikolojisi vardır ya herkes birlikte takılır falan. O bu ortamların çoğunda vardı ve çevresi de çok genişti. Tabii bu benim onunla tanışabilme şansını azaltıyordu ki ben çok utangaçtım. (Gerçi sonradan fena parmakladı şeytan beni…) Hergün kuzenime onu anlatırken telefon hatlarının karışmasını ve onun, onun hakkında söylediklerimi duyması için tanrıya dua ediyordum. Ba ba baaa, ben de saflığa ve naifliğe bak. Yavru kuş seni, şimdi Eser telefonu açacak daaaa… hatlar karışacak daaa… o karışan hatlar bizi bulacak daaaa… o bunları dinleyecek de…. Sayısal Loto’da 6’yı bulan kuponların Ürgüp Göreme’de bayilik yapan Ahmet Amca’nın gişesinden üstüste iki hafta satılma ihtimali bile daha yüksektir ki biri bile vursa Ahmet Amca bayram eder. Ama işte dedim ya platonik aşk saf ve naif bir aşktır ve böyle düşününce gülümseten saftiriklikleri de içinde taşır.

Zaman ilerledikçe onaolan aşkım artıyordu, fakat sonradan ona başka birinin daha aşık olduğunu öğrendim ki o okulun popüler çocuklarından biri sayılırdı ve onun aşık olduğunu duyunca hemen geri çektim kendimi. Hiçbir zaman şansım olmazdı ona karşı, o benden daha değerliydi çünkü. Hehehehehe, bir yandan nostalji; bir yandan psikoloji. Bunu öğrendiğim gün ve kendimi unutmaya verdiğim gün ne kadar üzülmüştüm yahu, ama o günü de hatırlayınca gülümsüyorum. Zaten bir de üstüne üstlük sevgilisi olduğunu öğrenince hepten bir terkediş oldu kendi içimde, ama yine de içimde bir tutku olmuştu onunla tanışmak. Bu arada hayatıma başka bir aşk daha girmişti ve artık Eser iyice çıkıyordu. Tam bu anda benim kaderimi değiştiren işlerden birini yaptım ve okulda bir duvar gazetesi çıkartmaya başladım. Zaten sonradan da yazmak hep kaderimi değiştiren bir yetenek olarak kaldı bende. Üniversitedeki en büyük değişimim de kendi dergimi çıkartmakla olacaktı sonradan. Gerçi gazete-dergi çıkartmak aşırı zor birşey değildi de benimkilerin kader değiştirici yöne hep tarzı olmuştu. Ruhumda hep varolan “ben farklı olmalıyım” hissi sürekli olarak bana daha önce denenmemiş yolları deneme motivasyonu veriyordu ve bupek de şikayetçi olduğum bir durum olmayacaktı hiç. 😉 Lise 2’de çıkarttığım duvar gazetesi için bir anket sorusu yaratmıştım ve tüm lise 2’lere sormuştum bu soruyu. Aslında çok klasik bir soruydu ama daha önce kimse onlara bunu sormamıştı ve herkes çok ilgilenmişti: “3 dileğiniz olsa, neleri seçerdiniz?”. Amaç bir yandan gazeteye yazı hazırlamak gibi görünse de esas amaç Eser ile tanışmaktı. Tabii ben Eser’i vuracam derken durum çakılmasın diye nerdeyse tüm okulla anket yapmış ve tamamıyla tanışmıştım. Artık yolda yürürken selamlaştığım bir sürü insan vardı ve hepsinin arasına rahatlıkla girebiliyordum; zaten sonradan da onların hiçbirinin başkalarını dışlayan tipler olmadığını ve sadece kendi kendimi dışladığımı anlamıştım. Neyse ben o anketi yaparken diğer kıza aşık olmaya başlamıştım ve Eser bitiyordu bile. Derken birgün sınıftan çıkarken Eser’in içeri girdiğini gördüm ve arkasından seslendim ve ona anket sorusunu verdim. Sonra bir süre de muhabbet ettik. Muhabbet ederken artık tüm büyünün uçup gittiğini farkettim, evet; tenüfüslerde izlediğim kız karşımdaydı ve muhabbet ediyorduk ama ben de birşeyler bitmişti. Sonradan daha da çok muhabbet edecektik, hatta yanlış hatırlamıyorsam birbirimizin aşklarından bile konuşacaktık. (Oraları çok net hatırlamıyorum) Hehehehe ay bu satırları yazarken bir saflığım ve kendimi aşağılayışım daha aklıma geldi de sizinle paylaşayım. Psikoji dersine birlikte giriyorduk ve o yan sırada oturuyordu. Ben ona bakarak sıraya “Seni seviyorum Roxanne” diye yazıyordum. Ba ba bak kafaya bak, o yazdıklarımı görsün diye çabalıyordum; görse n’olacaktı bilmiyorum. 🙂 Bu arada Roxanne, Cyrano De Bergerac’ın (uzun burunlu) aşkının adıydı ve ben kendimi Cyrano gibi görüyordum. 🙂

Şu anda Eser ne eder, ne yapar bilmiyorum. Liseden sonra bir kere gördüm onu sanırım Amerika’ya gitmiş. Gerçi bir ilk aşk, ilk ve son platonik aşka göre pek ilgisiz kaldım ona. Ama birgün karşılaşırsam söyleyeceğim veya kazayla bu satırlar eline geçmişse bilmesini isterim ki o aslında geriye dönüp baktığımda benim için aslında çok önemsemem gereken “çok özel” bir konumda, sonuçta ilk aşkı, ilk platonik aşkım ve daha da ‘özel’i dünyada aşık olduğum ve benim ona olan aşkımı bilmeyen tek kız. Sonraki tüm aşklarım bunu hep bildiler ve açıkcası bir daha da platonik aşk yaşamadım. Yaşamk ister miyim tekrar? Hayır. 🙂 Evet, platonik aşk saftır, pırıltılıdır, içinde hep bir büyü taşır ama ben tüm bu özellikleri karşılıklı aşkta yaşamayı seçiyorum. Tabii ki aşkın her boyutunun farklı bir güzelliği var ve ‘ulaşamamışlık’ duygusunun da büyüsünü kabul ediyorum. Ama ‘çok özel’ olan bir kızla zaten yaşadım bunu ve o benimle mezara gidecek. 🙂 Hayatıma hiç beklemediğim yerden gelmiş ve ölene kadar saklayacağım simli bir kartpostal gibi…

Arada çıkarıp bakmak fena olmuyor hani o kartpostallara… 😉

Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...