Her yer sıcak… Herşey daha da sıcak! Toprak, su, aşk! Hepten sıcaklar! Doğal olanı budur değil mi yaz mevsiminde. Keyifli olanı, gerçek olanı… Bir de deniz, biraz tuz, biraz Bodrum! Hani bazı yerleri keşfedilmemiş bir bakireye benzetirler ya Bodrum öyle mi dersiniz? Herkes gitti, görmeyen kalmadı, şehirlerin en yosmasıdır o mu diyeceksiniz? Bu cevap Bodrum’a hangi yönden baktığınıza göre değişir. Bodrum’u sadece barlarından, turistlerinden, eğlencesinden yana biliyorsanız cevabınız benim bakış açıma değmeyecektir. Bodrum nedir? Ege’de bir tatil cenneti mi? Bu kadar alışıldık bir cevap mı veriyorsunuz bana? Öyleyse ya aşık değilken gittiniz Bodrum’a ya da aşktan gözünüz dünyayı görmüyorken!

Ben ne aşıktım Bodrum’a gittiğimde ne de aşksız! Tüm duygulardan arınmalı insan Bodrum’a giderken. İçindekini denize döküp gitmeli. Bodrum aşktan öte bir yansıma. Bodrum kalp ağrısı kadar ani ve keskin! Bundan 2 yıl önce gittiğimde herşeyi denize dökmüştüm çoktan. Kayıpsız, eksik, yarı gittim oraya. Gidenler bilirler. Tepeden inişi vardır Bodrum’un. Tabii otobüsle gitmelisiniz. Çünkü ben eğer oraya varana kadar o heyecanı yaşamazsam benim için başlamaz o tatil. Bodrum’a her gittiğimde yol için hazırladıklarım aynıdır, yanıma aldığım kasetler aynıdır, giydiğim kıyafetler aynıdır. Bodrum prensiplerim vardır. Hep bir nokta vardır merkeze gelmeden önce. Otobüsün camından dışarı bakarsınız ve tüm Bodrum’u, kaleyi kuşbakışı görürsünüz. Ama hep aynı noktada görürsünüz o manzarayı. Bir km ötede ya da arkada değil. Hep aynı noktada. Ben artık hep o noktada el çırpıyorum pamuk şekerine kavuşmuş bir çocuk gibi. Bodrum’u o tepeden inerken sevmeye başlıyorum. Bodrumdayken insana tuhaf bir uyumluluk, uysallık, sakinlik geliyor. Sanki tüm sinirlerinizden arınmış gibi hissediyorsunuz. Otelinizde sorun mu var? Odanız mı kötü umursamıyorsunuz bile. Tabii eğer gerçekten o elektriği alabildiyseniz!

Gider gitmez ilk olarak tekneyi ayarladık ve kendimizi marinaya attık ki bence dünyanın en güzel marinalarından biridir Bodrum Marina! Şanslıydık ki kaptanımız da yıllardır Bodrum’u ve denizi tüm ayrıntılarıyla seviyor ve biliyordu. Günler boyunca gitmediğimiz koy kalmadı. Keşfetmediğimiz ada kalmadı! Öyle ki Bodrum’a ilk defa gidiyorsanız önce onu sonra ona bağlı olanları tanımanız gerekir. 3. Gün kaptanın büyük jestiyle hiç bilmediğim, yıllarca da gitmediğim bir koya yanaştık. Çok uzun bir yol aldık ama değdi açıkçası. Bizden başka kimse yoktu. Saat akşamüzeri 4 gibiydi. Demirledik ve denize girdik. Etrafımda gördüklerime inanamadım. Doğa tamamen benimleydi. Yeni yağmış ve hiç dokunulmamış bir kara ayak basmak insana nasıl bir haz veriyorsa hiç dokunulmamış bir karaya çıkmakta o denli güzel inanın bana! Hiç konuşamıyorduk bile. Sessizliği bozmak günahtı sanki! Yemin etmiş gibi susuyorduk. Denize girdim. İçtiğim suyun dibini bu kadar net göremediğime dair yemin edebilirim size. Yüzen, suyun altında duran herşeyi görebiliyordum. Su o kadar durgundu ki… O kadar temizdi ki ben yanında kirli kalmıştım. Sadece üzerinde durdum öylece. Balıklardan korkmadım, taşlara bastım, ellerimi izledim, ayaklarımı izledim. Sessizliği dinledim. Bu o kadar güzel bir şey ki. hiç kimsenin olmadığı bir yerde öylece durup sessizliği dinlemek, su üzerinde durmak, yaşadığını hissetmek! İlk defa balık tuttum o koyda. Kocaman bir balık yakaladım ama sonra “katil oldum ben katil oldum” diye bağıran bir kıza kimse dayanamadı ve balık yeniden hakettiği yere döndü. O sulara sahip olsaydım bende oltalardan nefret ederdim. Bende biri benim için vicdanlı davransın isterdim!!!

O balık o suları bizden daha iyi yaşardı emindim buna! Ve gitti.

Bodrum’un tüm eğlencesine, tüm karmaşıklığına alışkındık hepimiz ve o gece teknede o koyda kalmaya karar verdik. Merkezden çok uzaktaydık ve kimsenin olmadığı bir koyda kalmaya karar vermiştik. Bu bence hayatımın en doğru kararıydı. Hava iyice karardı ve teknede küçük bir ışık olması bile bizi o karanlığı bozduğumuz için rahatsız ediyordu. Hayatımda hiç böyle bir karanlık görmemiştim. O koya gitmeden karanlıktan korkmaya hakkınız yok! Artık inanmıyorum gece lambası olmadan uyuyamayanlara! İnanmıyorum karanlıktan korktuklarına! Gece o demekti! Siyah o demekti! Korku o demekti! Yıldızların ne kadar da çok olduklarını o gece anladım. Şehrin tüm ışığından nefret ettim ilk kez. O yanıp sönen yaşam belirtilerinden nefret ettim! Milyonlarca yıldız milyonlarca dilek demekti! Ve o gece tam 18 tane yıldız saydım bir uçtan bir uca kayan. Teknenin tepesinde öylece uzanıp onları seyrettik. Dilemek istediğim herşeyi diledim. İçinizi boşaltın, eksilerek gidin demiştim size Bodrum’a… İşte bu yüzden. Yıldızlar kaydıkça çoğaldı içimdeki umutlar. Çünkü her yıldız bir dilek demekti!!!

Hafiften Sezen Aksu çaldı… Şaraba ve geceye en çok O yakışırdı. Gece denize gireniniz var mı? Ama o koyda? Sabah ellerimdeki kırışıklıkları saydığım suda şimdi kendimi göremiyordum. Teknenin de ışığını kapatmıştık. Hayatımda hiçbir korku bu kadar sarmamıştı bedenimi. Bir uçaktan atlasanız bunca adrenalin salgılayamazsınız. Aşağıda ne var, etrafta ne var, bir şey olsa kim bulur sizi? Hesapsızca atladık ve yüzdük. Artık sessizlik yoktu çünkü etimizden et koparırlar gibiydik ilk dakikalarda. Çığlık çığlığa! Bağırmasam ölürdüm. Ve ne anladım o gece biliyor musunuz? Karanlıkta daha güzelim. Görünmüyorken daha özelim. Gizemliyim. O sessizlik sayesinde anladım sesimin bu kadar bana benzediğini. İlk defa kendi sesime bu kadar yakındım. İlk defa tüm duyularım sadece kendimi algılıyordu! Kendimle tanıştım o koyda. Bodrum’da!

Kimse bilmiyordu orayı ya da bizim gibi kendini keşfetmeye gidenler dışında…

Bodrum işte böyle bir yer aslında. Kızıyorum onu başka anlatanlara. Yaşamayı bilmeyenlere. Bodrum bakire bir kız! Serseri bir delikanlı! Sevişirken zevk alan bir yosma! Severken incitmeyen bir adam! Mor çiçekler, suskun sokaklar… Bodrum karanlıkken güzel. Kaleden bakıldığında güzel. En tepesine çıkmalısınız kalenin. En ulaşılmaz yerine. Ellerinizi taşlarına sürmelisiniz, zindanlarına kilitlenmelisiniz, başı kesik adamın arkasına geçip resim çektirmelisiniz, tablolar yapan ressamları izlemelisiniz, gözlerinizi kapatıp dinlemelisiniz top atışlarını, savaş çığlıklarını, denize dökülen düşmanları! Yaşamalısınız. Duyumsamalısınız! Acele yaşamalısınız orada. Bırakın dağınık kalsın yatağınız. Siz Bodrum’un peşine düşün. Bırakın geride kalsın acılarınız. Bodrum’da sarılsın yaralarınız. Tuzunu basın aşklarınıza Bodrum denizinin. Bırakın şehir ışıkları varsın yansın. Sizin kalbiniz Ege’de kalsın!!!

 

Çisel Onat