“Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün…”
Ahmet TELLİ

Hiç düşündünüz mü birilerinin, sizin hayatınızda bıraktığı izleri? Ya da sizin, o birilerinin hayatında bıraktıklarınızı?

İnsan olmanın gereğini yaşarken, kimlerin hayatına, nasıl girdiniz, nasıl çıktınız ve çıkarken nasıl izler bıraktınız? Kimler nefret etti sizden, kimler sevdi? Kimlerle kavga ettiniz? Kimler hayran olup, örnek aldı kendine sizi? Kimler yolunuzu gözledi, kimler bekledi gelmenizi, ya da kimler “git artık hayatımdan” dedi? Onlarda ne kalmıştı da; size bunları söyledi ve sizde nasıl izler bıraktı bu sözler?

Abraham Lincoln’den bahsetmiyorum, ya da Mussollini’den. Atatürk, Gandi, Kennedy, ya da Lenin’den de değil. Sıradan hayat yaşayan, sıradan insanlardan bahsediyorum size.

Sıradan, sade ve basit bir hayat yaşarken bile bırakılan izlerden bahsediyorum. Sabahları alışveriş yaptığınız marketteki kasiyer kızdan, arabanıza benzin aldığınız benzincideki pompacı adamdan, ayakkabınızı boyattığınız, boyacı çocuktan, mesai arkadaşınızdan bahsediyorum. Ailenizden, çocuğunuzdan, eşinizden, dostunuzdan, anne, babanızdan ve akrabalarınızdan. Komşularınızdan, arkadaşlarınızdan, rakiplerinizden, sevgililerinizden bahsediyorum. Bu insanlarda nasıl bir iz bıraktığınızı biliyor musunuz? Bilmeyi bırakın, hiç düşündünüz mü peki?

Mutlu bir eş, vefalı bir evlat, somurtkan bir komşu, asabi bir şef, şımarık bir sevgili, soğuk bir eleman, ukala bir arkadaş, samimi bir dost, romantik bir aşık, huysuz bir ihtiyar, alkolik bir barmen, sorumlu bir baba, kalender bir insan, neşeli bir müşteri, eğlenceli bir şarkıcı, komik bir çocuk, sadık bir sırdaş…. Bunların hepsi sensin belki de. Ama sadece kendine… Ya onlarda hangisisin sen? Hiç düşündün mü?

Her sabah kahvaltını aldığın poğaçacıdan gülümseme dolu bir “hayırlı günler..” eşliğinde güne başlarken, yada öğlen yemeklerine sürekli gittiğin lokantanın sahibi, senin onda bıraktığın izlere göre davranışlarını değiştirdiğinde de mi fark etmiyorsun bıraktığın izleri? Yanına gelip “afiyet olsun…” dediğinde sadece müşterisi misin onun? Yada sen hesabı öderken kasada, “İşler nasıl, ramazan etkiledi değil mi?” diye sorduğunda, sana verdiği samimi bir “Hiç sorma abi yaaaa. Allah’tan bir ay…” cevabında da mı hissedemiyordun?

Peki ya kimlerin kalbinde nasıl izler bıraktın, bunun farkında mısın? Nasıl yaralar açtığının? Kim bilir şu anda aklına sen gelince “O” insanlardan birisi neler hissediyordur senin için? Hafif bir tebessüm mü, buruk bir tebessüm mü yoksa acı bir tebessüm mü??? Hangisi???

Sen kendine sadece bir hayat sunuyorsun ve onu yaşıyorsun, ama ya etrafındakilere sundukların? Onlar seni, sen olarak görüyor ve sen olarak tanıyorlar ama onların gözünde sen kimsin??? Hangi parçanı görüyorlar senin ve nasıl bir iz bırakacak o gördükleri onlarda?

Ya sen okuyucu; sende nasıl izler bıraktı tüm bu insanlar? Kimlerin izleri kaldı sende hayat yolculuğun boyunca? Başkalarında izler bırakmak ve yürüyüp gitmek kolaydır… Ya sende kalan izler??? Kimler kırdı kalbini, kimleri çok ama çok sevdin karşılık beklemeden, kimlere anlattın dertlerini en çok, kimlerle sabahlara kadar telefon sohbetleri yaptın ve kimlerin dizlerinin dibinde saçlarının okşamasını istedin sen huzuru yakalayana kadar… Hangisi sırdaşın, hangisi annen, hangisi sevgilindi? Ne kadar biriktirebildin anı ve acı içinde…

Unutma, sadece hayata gelirken yalnızızdır. O andan itibaren hayatlarımıza hep birileri girer ve çıkar. Birileri hep vardır ve izler bırakır bizlerde. Onlar sende, sen onlarda… Ve sen büyüdükçe, giderek kendinden uzaklaşır, başka birisi olursun. Her an eksilen ve yerini başkalarından aldığın parçalar ile tamamlamaya çalışan ve sana benzemeyen biri olur çıkarsın. Zamanla alışırsın buna da. Çünkü zaman en iyi ilaçtır derler. Tüm yaraları saran, ama saracağı yaraları da açan zamandır zaten. Zaman aslında en büyük yaraları açan silahtır yüreğimizde…

Zaman ilerlerken alır götürür bir bir sevdiklerimiz hayatımızdan. Öyle usuldan, öyle sinsice işler ki; çaktırmadan tüketir sevgileri, değiştirir insanları, eskitir, yıpratır ilişkileri, koparır dostlukları… Sonra da avutmak için seni, “Yarana merhem olacağım, ilacın benim” der utanmadan…

Hayatlarımız boyunca o kadar çok iz bırakıyoruz ki farkında olmadan. Bir sigara içimi, bir duruş, bir bakış, bir gülüş, bir kahkaha, hepsi, ama hepsi bir yerlerde izler bırakıyor ve sen her bir izle birlikte bir parçanı bırakıyorsun birilerinde… Sana bıraktıkları ile de eksik kalan yerleri kapatmaya çalışıyorsun…

İnsan olmak budur belki de. Ne kadar fazla parçaya bölünürsen, o kadar fazla insan oluyorsundur kim bilebilir?

Şimdi ey okuyucu; kabul etsen de etmesen de, artık biraz daha eksildin bu yazıyı okuduktan sonra. Çünkü bir parçan daha bu yazı ile gidecek senden ve yerine bu yazıdan alacağın bir parça ile kapatmaya çalışacaksın. Ama hiç üzülme, zaman denen afyon gelecek sarmaya yaranı…

Emre Sakaryalı