Belki biraz yabancılık çekeceksiniz yazdığım kelimelerde gezerken ya da yakından tanıdık çıkacaksınız. Bilmiyorum size hangi surette cevap vermem gerektiğini. Ben sadece kendimi bazen durdurduğum anlarda içime akan zehiri dışarı akıtmak amaçlı yazıyorum bunları. Ne kadar akrabalığınız vardır acılarımla ya da mutluluklarımla bilemem ama bildiğim tek şey eğer bu dünyada, “benim olduğum” bu dünyada biraz daha varolmaya kararlıysanız benim girdiğim yolların siyah beyaz çizgilerinden geçmeyin. Beni sollamaya hiç kalkmayın. Ben bildiğiniz tüm kuralların ihlaliyim. Katil, gafil ve delil gibi ayrıntılarla aram iyi değil. Öyle dik başlı ya da saldırgan bir duruşum yok tam tersine sesim soprano yüzüm kırmızıdır benim. Biraz güvensizim o kadar. Ama eğleniyorum bu halimle. Kendi ızdırapları ile eğlenen birini tanımadıysanız “memnun oldum tanıştığımıza!”. Aşk galiba faili meçhul alanlarda dar paslaşmalarda bu aralar. İnsan hep aynı noktalarda yanılır. Çünkü aşk da, ayrılık da hep ortak bir rolün repliklerini ezberlerler. Ben karşıyım efendim buna. Heyhat baş kaldırıyorum işte. Bu düzene dur demek benim de hakkım. Şimdi sen bana kalkıp “hop usta sen neye, kime ne anlatıyorsun, o yolların çizgilerini ben yazdım” diyeceksin. O zaman hey sen! Bu kelimeleri okumakta ısrar eden “adam, kadın, adamkadın, kadınadam” ya da her kimsen.

Bana insan ruhundan bahset bakalım. İçinde neyi en saf haliyle barındırdığını anlat! Kaç kez beden değiştirip kaç kez aynı noktaya döndüğünü?

Bugün yolda yürürken biraz insan inceledim gözlerimin perdelerini kaldırarak. Çokça yalnız kalmaya mahkum bir gündü bugün. Böyle zamanlarda insan daha da iyi gözlüyor etrafını. Tüm duyuları açılıyor. Birkaç aile izledim, birkaç sevgili, birkaç arkadaş, birkaç çalışan…

Galiba herkesin en ortak noktası hep bir şeylerin etrafında kendilerine yer edinmeye çalışmalarıydı. Herkes yalnızdı. Herkes en az benim kadar yalnızdı işte!!! Bir aileye baktım. 2 çocuklu anne babalı bir çekirdek aile. Bir tabakta dondurma yiyen küçük kız, bir bardakta kola içen abisi, çocuklarına “yapma etme dökme” diyen bir anne ve sigarasına dalıp giden bir baba. Hepsinin bir hikayesi var tabii. O kızı düşündüm. Büyümese keşke. Ne ızdıraptır ama büyümek! Keşke o dondurma erimese. Çocukken hayat kolaydır belki biraz daha. Eğer saçma sapan bir sorumluluklar güllesi altında ezilmediyseniz tabii. Bu kız büyüdüğünde dondurma ellerine bulaşamaz! Tabağın dibini yalayıp yutamaz, dondurma fıstıkları rüzgarda elbisesini lekeleyemez. Bu kızın büyüdüğünde kadın olmanın her haline katlanması tabaktaki dondurmanın eriyişi gibi kaçınılmazdır. Olur da hayata perdesiz melodilerle bakabilirse ne ala! Senin benim gibi bir oradan bir buradan demlenir durur deliliğiyle. Ya abisi? Ağabey olmak nedir ki? Koruma içgüdüsü ile varolan bir adam! Zor değil midir bu? Keşke büyümese diyeceğim ama erkekler ne zaman büyüdü ki zaten. Bir erkeğin en özendiğim yanı hep çocuk kalmasıdır. İstediği kadar aşktan geçsin, istediği kadar acı çeksin… En büyük yatıştırıcılarıdır bir futbol maçı! Ne güzel ama! Elinde top olan kaç 60 yaşında erkek görmüşüzdür peki ya hiç elinde bez bebek olan bir kadın göreniniz var mı? Kızmıyorum o yüzden yaptıkları hiçbir çocukluğa. Hiçbir terkedişleri de koymuyor canıma! Gülümsüyorum hep yaptıklarına. Güzel geliyor. Şimdi ne bu erkek korumacılığı demeyin. Feminist bir politikaya dahil olacak kadar öldürmedim içimdeki çocuğu. Gel oyna deseler şimdi gider oynarım topla sahalarda. Gel uçalım deseler atlar giderim araba yarışlarına. Kadınlığımın hiçbir anını onlarla eğlendiğim kadar iyi geçirmedim. Varsın yaksınlar canımı. Varsın hep kırılan dökülen ben olayım. Yeter ki büyümesinler. Hadi hep birlikte üzerime yürüyün kadın birlikleri, hadi hep birlikte topa tutun beni. Allah allah allah saldırılar başlasın hadi. Hazırım hepsine. Nasılsa hep aynı tantana aramızda. Paylaşılamayan bir tek şey var. Aşk! Kitaba el basarım ki hiç “iyi” erkek tanımadım hayatımda. Hani şu bizim kız kıza bir araya gelip tanımlamasını yaptığımız “iyi” erkeklerden. Yani kalkıp da bana “sen acı çekmemişsin” falan gibi şeyler söylemeyin. Herkes kadar iz var bedenimde. Hatta yüreğimde! Ama biliyorum ki şimdi o çocuklar hala çocuklar!
Gülmeyi denesenize…

Kadınları kullanma kılavuzlarına, kadınlar ne ister filmlerine gülümsemeyi denesenize! Keşfe çıkmış adam çocuklar onlar. Hayatı biraz erkekçe ele almak lazım belki de hey kadınlar! Tek gecelere alışmak lazım belki de. Hızlı geçmeli acılarımız. Yazıp çizmekle, ölüp dirilmekle, kırılıp dökülmekle, içip söylenmekle geçmiyor hayatlarımız baksanıza. Elinde yün topakları olan bir nine olmaya niyetim yok. Tüm topraklardan onlar gibi emin geçmek gerek! Onlarla dost olabilmeyi başarmak gerek. Şimdi diyeceksiniz ki bir erkek çocuğu izlerken bu kadar da şey düşünülür mü? Yok tek sebep o çocuk değil. Kıza anneye ve babaya da baktım bunlar aklımdan geçerken. “İyi” anneme benzemedim ben! Öyle hanım hanım bir halimde yok. Bana bunu “iyi” bir adam öğretti. Çocuk kalmayı ya da doğrusu içimde varolanı hep orada tutmayı başarmayı!

Denemelisiniz…
Hayata biraz erkekçe bakabilmeyi denemelisiniz. Siz erkekler! Siz de içinizi korumalısınız. Lakin sahip olduğunuz en derin kadını orada besliyorsunuz farkında olmadan. Biz sizden erkekliği siz bizden kadınlığı aldınız. İçinize bakın. Perdelerinizi kaldırın. İnsan bedeni dünyada yer kaplasın diye üretildi bence. Düşünsenize bomboş bir küre. Birleşen hiçbir şey yok! Karşı karşıya gelen de yok! Fark yok! Zıtlıkların yarattığı ahenk yok! Düşünsenize temassız geçen bir hayatı. İnsan bazen duvara yaslanmak ister. Duvarın soğukluğunu hissetmek…

Dokunmadan geçen bir hayat bitkiseldir…
İşte bu yüzdendir insan bedeninin yaratılışı! Gerisi ve en önemlisi iç’te yatar. İçe bakmak da cesaret ister. Neden varız? Bir koşuşturma içindeydi bugün baktığım herkes. Ben orada öylece sebepsizce otururken bir sürü insan en dünyalı halleriyle koşuyordu. Hep aynı sevgili resimleri geçti gözümden. Bir adım önce elele bir adım sonra öfkeyle! Sanki bir pazarlık bu aşk dedikleri. Şartlı tahliyeler gibi eksik bir yerleri. Ben anlamadım bu işlerden. Biraz daha hayata dahil galiba yazdığım senaryolar. Aşk da hayata dahil. Ama sadece bu! Öyle ki bana diz çöktürsün bir adam, kağıt yetmesin yazdıklarıma… Kendimi koyarım ortaya! Bir şiirden alıntı bir aşk cümlesi!

Aşk bir kadınla ya da bir erkekle yaşanmıyor sadece. Bir insan hep aynı acıyla da yaşlanmıyor aslında. Biraz televizyon kültürü var şimdiki aşklarda, hayatlarda. Kapak olsun istiyoruz her aşkımız! İbreti alem olsun istiyoruz. Herkes duysun günahımızı, herkes bilsin yanımızdaki adamı ya da kadını!
İçimde bir kadın büyüttüm ben. Dışarıda çocukluğum var. Doğduğumdan beri böyle içten dışa bir delilik benimkisi. O yüzden kapak olsun istemedim yaşadıklarım. Ben güçlü olayım, ben benimle olayım ve yanımda da o adam olsun. Sadece olsun. Beklentisizce…

Anlatamadım, anlamadılar… Aşk mahkeme kararı gibi girer hayatımıza. Ya parmaklıklarımıza geri döneriz ya da parmaklarımızı dilimizle ıslatıp havayla kuruturuz. Ya bir daktilo sesinde müebbet bir felakete kurban veriliriz ya da Fransız şarkılarıyla hayata merhaba deriz, ya kolumuza girip bizi bilmediğimiz bir karanlığa atarlar ya da elimizi tutup hayata salarlar. Ayrılık mahkeme duvarı gibi ilan verir davalarımızın tarihini. Ya yumruk vurur el kırarız ya da paşa paşa yaşar çıkarız. Her davada sicilime işlenen her adamı hayattan sayarım. Ama yakmak istemem de diyemem o sayfaları.
Denedim. Denemeyin boşuna. Onları yakmayı göze alacak hiçbir ateş yok bu dünyada!

Çisel Onat