Öncelikle bir hesaplamam lazım 2020 yılında ben kaç yaşında olacağım.

2020-1970=50,. Güzel bir yaş olmalı. Sonları sıfırla bitiyor. Ben öncelikle spiritüel içseslere girmek istiyorum. Şöyle bir ışınlanalım bakalım neler görüceğiz: Yok olmadı bir on sene öncesine gelelim sene 2010. Yok o da olmadı bence adım adım gidelim, yıl 2005. Yakın plana girelim, içseslere doğru derinleşelim. Ortalıkta göz gözü görmüyor. Herkes bir ağızdan bağırıyor: “Benim Allah’ım senin Tanrı’ndan iyi. Sen Kulsun ben O’yum! Ben kimim? Nereye aitim? Biz yaratıcıyız. O zaman neden yazılı olanları yaşıyormuşuz” gibi… Kadere hükmedebilir miyiz? Evet esas soru bu. Biz buradayken yazılı olanı değiştirebilir miyiz? Yazıyı silip yeniden yazabilir miyiz? Esasında tehlikeli bir uğraşı bu.

Tanrı içimizde mi yukarıda mı? Tanrı izliyor mu, müdahale ediyor mu? Biz yaratmaya başlarken yönlendiriyor mu, tamamen serbest mi bırakıyor, kafalarını vura vura öğrenirler nasılsa diye? Yoksa gerçekten Tanrı veya rab tamamen biz miyiz? Ama gene de tesadüf benzeri olaylarla bir sonuca itilmeye çalışıyormuşuz gibi olmuyor mu bazen? Size de öyle gelmiyor mu?

Esasında cevabını bildiğimiz bir soruyu mu arıyoruz bütün hayatımız boyunca ve karşımızdakini ne kadar sevmeliyiz? Ya aynı Allah’lara ait değilsek? O karanlıkları, Tanrı sanıyorsak? “Cennet nerde cehennem burada”, “Yaaaa Allah şimdi Tanrı için savaşalım”, “Herkesin Tanrısı kendine arkadaşlar tartışmayalım” diyenler, “benim Allahım senin de olmalı” diyenler tarafından hırpalanacak. Tarih boyu böyle olmadı mı? İki adım geri, iki çeyrek ileri… Evet görünen o ki 2005 ila 2010 arası bu seslerin yükselmesiyle geçecek ve bu arada sessiz olanlar cevaba en yakın olanlar olacak sanırım. Bu sesler devam ederken sokaklarda ışık karanlıkla kovalamaca oynayacak. Sevmeyi öğrenmeye çalışan insanlarla, hiç niyeti olmayan insanlar birbirine hayretle bakarken (umarım aşık olmazlar) bir bakmışsın denge hepimizin susadığı bir iksir olmuş ve bir yandan koşulsuz sevgiyi öğrenmeye çalışan insanlar ne kadar öğrendiler diye sınavlardan geçerken (bunun kaçışı yok); sevgi ile ilgili fikirleri sürekli yer değiştirmeye, kendine içinde rahat edeceği bir kap aramaya devam edecek. Çünkü koşulsuz sevgi, bunun açlığını çeken insanlar tarafından talan edilme tehlikesiyle de karşı karşıya. Öyle insanlar tanıyorum ki yola bu amaçla çıkıp, bir kaç darbeden sonra kuyruğunu kıstırıp, daha sevgisiz eve dönen… “Yok kardeşim bu millet sevgiden filan anlamaz iyice bir kötek lazım” diyen ve sayıları bayağı çok.

Peki kim bu soruları sükunetle cevaplayacak olan? Yeni peygamberlere mi ihtiyaç olacak gene? (Burçlar kitabının terazi kadınıyla ilgili bölümünü bir daha okumak lazım. Hay allah bir sürü soru , hadi kızım birşey söyle… Eeee, dur bir kaç soru daha geldi aklıma)

Ne oldu 2012 senesindeyiz, İşte onu gerçekten Allah bilir… Sanırım kalan sağlar bizimdir durumları söz konusu olacak; kim sağ, kim yaralı, kim gitti, kim kaldı onu bugünden bilmek zor. İşte o zaman Tanrı baba ya da bizim içimizdeki Tanrı, bizi şöyle bir sallayacak. Velhasıl o zaman ciddi bir kaos bizi bekliyor olacak.

Bııızzzzzzzzzttt!! Bu kısmı hızlıca geçip gelelim 2020 senesine… O ne? göremiyorum, nerdeyim ben? Burada yıldızdan başka birşey yok… Şaka şaka buradayım hala… Kristal şifası yapıyorum. Bir de çimenlere şarkı söylüyorum…

İşte 2020 senesinden beklediklerim: Evet sonunda güneş açmış. Dünya, bütün bu depremleri, kaosları yaşamamış gibi ışıl ışıl bir güneşe uzatmış ayaklarını. Şimdi artık nasıl geriye dönüp anlatılır bilinmez; torunlarını kucağına alıp hikayeyi tadıyla anlatan , dinleyene bütün olanları yaşamış gibi hissettiren insanlara ihtiyaç var…. (gene torun yok yok çocuksuzluk başıma vurdu)
“Bak evladım bu gördüğün güneş o kadar yaşlı ki esasında ve inanmazsın yaşadıklarına, bakma öyle parıl parıl ısıttığına; bundan seneler önce, 10 sene önce değil, 1000 sene önce değil, 300.000 sene öncelerinde bir ülke varmış adı Lemurya, ondan sonra Atlantis varmış. İyi ki oradaki hataları yapmadık, iyi ki uçurumun kenarından döndük, iyi ki birbirimizin gözlerine baktığımızda, esasında ne kadar çok şey bildiğimizi ve içimizdeki değiştirme gücünün mihenk noktasının sadece sevgi olduğunu anlayanlarımız oldu ve harcına sevgiyi ekmediğin toprağın, bir ev yapmaya yetmediğini anladık. Çatısı sevgi, toprağı bilgi, sütunları bilinç ve iyi ki anladık emeğimizi korumayı, savaşmadan kendimizi korumanın yollarını bulduk… Şişşşt evladım oğlum dinlesene yahu bunları senin için yaptık! Yeni nesil abi, anlamıyor, saygısız bunlar…

Konuk Yazar