Sevgili arkadaşlar yazılarıma hayatın getirdikleri, beğenmeyip götürdükleri yüzünden biraz ara vermiş olsam da sizlerin; “yazıların olmadan yetimiz Ayşe, iş bitimine yakın okuyup kafa dağıttığımız, maillerle birbirimize attığımız tek eğlencemizi bizden alma Reis serzenişleriniz sonucu derhal başladım (Bir blogcunun o kadar okunuyorum ki çırpınışları 🙂

Bugün sizlerle paylaşmak istediğim konu iltifatın önlenemeyen yükselişi ve düşüşü! Blogun başlığını okuyan eli yüreğinde genç kızlarımıza sesleniyorum: Evet bu yazıyı okuduğunuzda da hayatınızda hiçbir değişiklik olmayacak ve yine her zamanki gibi kırmızı da durup yeşil de geçeceksiniz ayrıca sevgiliniz ya da kocanız size sıklıkla iltifat tabi ki de etmeyecek. Kısacası bu yazı size hayatın sırrını vermeyecek ama şaşkalozluklarımıza az da olsa ışık tutacak.

Günlerden bir gün çokça romantik, pantolonu gömleği sentetik kadın kısmı bir erkeğe tutulur ve tutulduktan sonra adamla ilgili 5 yıllık kalkınma planını hazırlar. Kendisine uygun bulduğu avını tartıp biçtikten sonra ve tabi ki adam da ikinci kez ararsa (ki günümüzde bir erkekle ikinci buluşmaya gitmek mucizedir) buluşmalara başlanır. Erkek de söz konusu alımlı çalımlı kadından hoşlanmıştır ki; mesaisini, vaktini, zihnini, cüzdanını kadın için harcamaktan bir an olsun çekinmez. Erkek bir süre sonra ilişkide kadını bir türlü mutlu edemediğini görerek çok şaşırıp;

“Allah Allah o kadar hediye gönderdik, yemeğe götürdük  hala mutlu olmuyor daha napalım” diye ilişkiye adeta “Ersen ve Dadaşları” da dahilmiş gibi “yaptık etttik yedik içtik” gibi toplu güruhlu cümleler kursa da, kadın sakin, suskun, planlı, tırnakları içinse kemirgendir. Çünkü kadın gönderilen hediyeden önce içindeki karta, yemeğe çıkılmışsa menüden önce kıyafetine yapılan iltifata bakar. Erkekse “karnını doyurduk, çıkmadan tuvalete de girdi, Eee geçen gün hediye de gönderdik daha bu ne surat arabaya bindiğimizden beri arkadaş yaa” (buraya istediğiniz küfrü sıkıştırmakta özgürsünüz…) diye homurdanır, sonra da “yok yaa bu kadınlara yaranılmaz” diyerek konudan uzaklaşır.

Halbuki kadının sirke satan suratının tek sebebi iltifata aç bünyesidir. Yukarıdaki örnek, ilişkinin başından beri iltifat etmeyen, kadına güzel bir söz söylemek aklına bile gelmeyen “sığır ve ötesi” erkeğin dramıyken bu dram onları hesapçı, istediklerini alana kadar Şair Ruhlu Don Juan’lara bürünen, Kamuflaj Pantolonlu Sinsi Romeo’lardan daha sempatik yapar. Bu ikinci kısma giren ve her yerde çokça görebileceğimiz model ise; en başta “güzellik” diye başlayan “bir tanem” diye son bulan gece SMS’lerine doyamaz, size tatlı rüyalar dilemeden uyuyamazken ilişkinin 2. yılında Diyarbakır Karpuzu ile kapınıza dayanabilir. Bu tip adamlar için durum çok basittir; “neden durmadan iltifat edeyim niye habire seni seviyorum diyeyim ki, sevmesem birlikte olmazdım, beğenmesem evlemezdim heralde”

İşte bu erkeklere hakim olan mantık jiletle kazısanız da o asfalttan kazınmaz, o yüzden durmadan adamlara “Ama ilk aylarımızda bana durup dururken çiçek gönderiyodun içine de ne güzel sözler yazıyodun şimdi bi tek yatağa girerken yalandan iltifatlar ediyosun” ya da “sadece kavga ettikten sonra haksızsan bir özür diliyorsun” diye söylenmeyin. Artık o tren kaçtı, geçmiş olsun, sizin de çok güzel söylediğiniz gibi o ilk zamanlardaydı! Sizi tanımıyordu, keşfetmek istiyordu, bu macera iştahını kabartmıştı ve tabi ki söylenme kapasitenizi, 72 saat aç susuz ve trip atarak yaşayabileceğinizi, gündelik hayatın monotonluğunu, bilmiyordu ve en önemlisi her kadın bir fetihtir mottosuyla size haçlı seferi düzenliyordu ama artık ne fethedilecek bir kale ne de şaşıracağı bir özelliğiniz kaldı, işinde gücünde yaşadığı sıkıntılar da cabası. Şimdi hal böyleyken adamın aklına mı gelir durup dururken bir karta “günaydın birtanem” yazıp yastığınızın üstüne koymak, şimdi onun yapacağı tek şey sabah siz uyurken üzerinize takacağı kravatları yığmaktır.

Erkeklerin, ilişkinin ilk günlerinde yaptığı sonra hiçbir devamlılığı olmayan öyle güzel jestler var ki, kız arkadaşlarımdan o güzel hikayeleri dinlediğimde ben bile vay be o mu yapmış bunları, o çorabıyla sevişen sıkıştırılmış pet şişe kadar romantik adam mı söylemiş bu güzel sözleri diye inanamayarak yan gözle o adamlara bakıyor ve o anda İbo’dan “Beni Bu Günümden Dünden Ettiler” şarkısını patlatıyorum.

Yazıma iltifat konusunda kendi başıma gelen şahane bir anıyla son veriyorum.

Sanmayın ki hep böyle boynu büküktüm, bir zamanlar ben de seviyor seviliyordum, ilişkim esnasında yapılan jestlerden tansiyonum düşüyor, nazenin vücudum mutluluktan baygınlık geçiriyordu. Bazen öyle çok şımartılıyordum ki; Bülent Ersoy’un saçlarını iki yandan toplayıp yarmagül gibi bahçelerde koştuğu ve o yılın erkek güzeli olan kıllı partnerini bahçe hortumuyla suladığı kliplerdeki kadar coşkuyla doluyor doluyordum. Fakat günler günleri yıllar yılları kovaladı ve bir gün ilişkinin çıkmaz sokağı olan monotonluk bizim de kapımızı çaldı. Artık o aşk çocuğundan eser yoktu. Sevgilime, “seni seviyorum” demeden asla “ben de” bile demiyor (bu “ben de”kelimesine de ayrı bir parantez açmak isterim, erkeğe bir cesaret seni seviyorum diyen kadın kısmına cevaben “ben de” diyeceğinize küfür etseniz daha iyi, gözünüzü seveyim yaratıcı olun, en azından “ben de sana karşı boş diilim” diyin de cümle kurun bari), neyse devam edelim, ağlamazsam sevgilim bana  çiçek göndermiyor, “güzel olmuşum di mi?” diye köşeye sıkıştırmazsam katiyen iltifat etmiyordu. Ben “nasıl bu hale geldik ben mi sebep oldum biraz daha mı alttan alsam” diye paranoyak benliğimi paralarken,o “her dakka iltifat edemem ki; özel bir gün olur, içimden gelir, sen de gerçekten güzel olursun o zaman bir jest yaparım ve işte o zaman bir anlamı olur” diye bana iltifat ve sürprizlerin Kopenhag Kriterlerini açıklıyordu.

Bu Taç Kraker tadındaki tatsız günler devam ederken ben tabi ki rahat durmadım ve X’e “bu hafta romantik bir yemeğe gidelim belki senin de içinden jest yapmak gelir, hem bayadır baş başa güzel bir yemeğe çıkmadık” diyerek metazori ve mecburi romantizmin startını verdim, hoş bir iltifat ve güzel bir çiçek beklentimi ise 4 numara millerle oya gibi işlemeye başladım.

Yemeğe çıkacağımız gün X arabayla beni almaya geldi, ben de özenerek aldığım içine sığmak için sadece o sabah kahvaltı yapmadığım kıyafetimi giydim ve burun sızlatan parfümümü çokça sıktıktan sonra bir havayla arabanın kapısını açtım. Bir de ne göreyim arabanın arkasında bir demet papatya en sevdiğim çiçek, önce kıyafetime şöyle bir bakan X hiçbirşey söylemeden “Selam” dedi ve cep telefonundan son mailini de okuduktan sonra arabayı çalıştırdı. Ben “hadi bakalım Ayşeee daha arabaya bindin asker arkadaşın gibi “selam” dedi hayırlara vesile olsun bu gece” derken, ikinci samimiyetsiz cümleyi patlattı “Naber?”. Ben de “iyi çok şükür ya uğraşıyoruz iş güç işte sen nasılsın?” dedim. Sevimsiz bir giriş yaptığını anlamış olacak ki düzeltmeye çalışarak “gördün mü çiçeklerini, papatya aldım sana” dedi. “Hııı gördüm” diye sessizce söylenirken,  karta bakmak geldi aklıma. Bakalım nasıl bir cümle yazdı diye düşünürken, çiçekleri kucağıma aldım ve kartı zarftan çıkardım, sonra bir çiçeğin üzerinde yazabilecek en tatlı, en zarif cümleyi gördüm: “ciceksepeti.com, özel günlerinizi sizin için daha özel hale getitirir”.

Bu sefer dayanamayarak her kadında doğuştan var olan söylenme butonuma bastım; 
“Arabaya bindiğimde cep telefonundan kafanı kaldırıp yüzüme bile bakmadın ama eksik olma “selam” demeyi de ihmal etmedin, çiçeği bu kartla vermeye utanır insan, hadi içine birşey yazmadın bari beni gördüğünde bir iltafat etseydin,” diyerek içimdeki zehri tasarruflu harcayıp susmuşken, X durdu ve akmayan trafikte uzun uzun yüzüme baktı sonra birden o gönlümü alan mucizevi cümleler ağzından dökülüverdi; “dişlerin çok güzel kulakların da baya küçük ve şekilli!!!” dedi.

Ben inanamayarak koca koca gözlerle ona bakarken salon kadını çizgimden tamamen çıkmıştım veee;  “Ne dişi ne kulağı Gazi Koşusu’na at mı alıyosun sen, yeter artık zorla güzellik olmuyo işte hemen eve bırak beni” diye bağırdım. Önce uzun bir sessizlik oldu, sonra nerden aklına geldiyse geldi ve elimi tutup dudaklarına götürdü uzun bir öpücük kondurduktan sonra;  “ne deli kızsın sen napıcam ben senle” diyip radyoyu açtı, o anda radyodan Bülent Ersoy’un sesi yükseldi can hıraş; “Garajında tırları, sayılır hatırları, dolarları euroları götür evladım götürrr…”

Sevgili Çağdaş Türk Kadınları; iltitafların yükseliş döneminde erkeğinize sıcak ve gizemli bir gülümsemeyle teşekkür edin, aklınızı kaybetmeyin, devamlılık beklemeyin keyfini çıkarın, fetret ve gerileme döneminde ise çeşitli bizans oyunları ve kumpaslarla adamların ağzından kerpetenle iltifat almaya çalışmayın. İltifat gürül gürül akan bir pınardır zorla şaşallara sıkıştırmayın, bulduğunuzda afiyetle için gitsin…