Yemek yapmak ve erkekler konseptlerini tek bir başlık altında buluşturduğumuz bu yazıda erkeklerin mutfağa ve yemeklere daha doğrusu yemek yapmaya karşı yaklaşımlarını irdeleyeceğiz. Bu ne kılıbıklık destekleyici feminist bi yazı ne de yemek hatun işi elinin kasıyla hatun işine karışma! yazısı. Bu erkekleri mutfaktaki hal ve hareketlerine göre değerlendirme mutfağa göre uygun koordinatlarda konumlama mümkün mertebe ya hatunu ya da mutfağı kurtarma yazısıdır ey sevgili okuyucu.

 

Mutfağa en uzak salon erkeklerinden başlayalım. Ortaya hiçbir eylem koymadıkları için sadece psikolojileri üzerinden konuşabilmemiz söz konusu olan en baskın gruptur bu. Bir erkek ki eğer sadece yemek yemek için giriyorsa mutfağa ya da su içmek için bilin ki o bir klasiktir. Bu klasik modeller aslında medeniyetlere işkence olsun diye form bulmuşlardır yaşamda, zira karşısındaki hatunu hayatı kolaylaştırmak için kendisine özel yaratıldığı gibi garip bir mantıkla hareket ederler genelde… Otoritedir ve her konuda olduğu üzere yemek yapma ya da yemek içeriğinin neler olması gerektiği konularında da söyleyeceği çok şey vardır. Anlattıklarını dinlesen sanırsın ki sarayda aşçıbaşı olarak çalışıyor. Ama gurmedir minimum bu arkadaşlar bilinçaltısal bi yerde… Aslında küçümsemeyelim bence durumu,  padişah diyelim biz ona. Madem bu kadar biliyorsun niye kendi yemeğini kendin yapmıyorsun diye sorsanız alacağınız cevap büyük ihtimalle. “ben gerekirse 10 kişilik ziyafet sofrasını senden bile güzel donatırım, ama işte sen varken bana ne gerek var” olacaktır. Aslında onlar evin yükselen sesidir. Sistemin sağlıklı işleyişi için direktifler vermeyi kurallar koymayı uygun bulur çünkü. O fikir adamıdır. Biz bir takımız ve bu takımın beyni benim demektedir aslında bu fikir adamı. Hani işte bu voltran çocukları var ya. Sen elleri kolları ve bacakları oluştur ben de kafayı oluşturacağım mantığı yerleşik, işte onların büyümüş halidir bunlar… Her memeliyi yemek yapar sanan bu arkadaşları bi süreliğine bi inekle baş başa bırakmak caizdir zannımca.

Arada bir mutfağa girenleri vardır bunların… Sırf ne var ki bunda bu kadar şikayet edilecek gösterişi yapmak niyetli… Mesela bunlardan duyabileceğiniz sözler arasında şu vardır bi kere: “Of çok rahatlatıcı bi işmiş bu ev hatunluğu ya!!! Maydanoz yıkamak süper rahatlattı beni!!” Ama maydanozlar rahatlarından oldu kirli tencerede o ayrı tabi… Ha giden galonlarca suyun hesabını tutmuyorum bile dikkatinizi çekerim..

Bunların bir üstünde yaratıcı yeteneği olan ama idmansız tipler yer alır. Bu arkadaşlar güzel bir yemek yapmak için mutfağı baştan sona çirkin hale getiren adventurer ekolündendir. Bu ekol maceraperesttir… Yeni adımlar atmayı beceremeyecek olsa da atacak kadar gözü karadır.. Yaratıcıyım ben temel mantığıyla girişir her işe. Örneğin süt ve ketçap bile uyumlu olabilir, denenmelidir! Durdurak tanımaz bu pasaklı arkadaşların artlarında bıraktıkları yegane eserler içler acısı bir yemek ve talan olmuş bir mutfaktır. Hayır tezgaha salça dökülmesini anlarım ve anlayışla karşılarım ama o salçaların ocaktan 2 metre ötedeki mutfak camında yaşamına devam etmesini anlayamam ve “rendelendim ben” diyen bir havuç parçasının, havalandırmada çaydanlıktan gelen buharla buhar banyo yapmasını da anlayasım varsa kendimden şüphe duyarım.. Bu arkadaşlar “küçük bir oluşum için büyük bi talan girişimi” sonrasında masaya ne koyarsa koysun nezih nezih yemek mümkün müdür sorarım sana ey sevgili okuyucu… Aç kalırım daha iyi açıkçası.. Hem bunlar haiz oldukları yeteneksizlik sebebiyle bütçeye de zarardır zaten. Yani “patatesin kabuğu patatesin çapının yarısı kadardır” mantığı başka türlü açıklanamaz sanırım. Kovalayın bu tipleri süpürge ile mutfaktan!

Aynı pasaklı grubun bir diğer ayağını ise  “beni ıssız adaya bıraksan sergileyeceğim performansı mutfakta da sergilerimciler oluşturmaktadır (survivor ekolü) Bu türde yukarıda bahsettiğim grubun aksine yaratıcılıktan eser yoktur. Zira bu arkadaşlar yemek yemenin yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayacak bir aktivite, bir gereksim olduğunu düşünmektedirler. Hal böyle olunca yapmayı bildikleri yemek sayısı ikiyi üçü geçmez tabi.  Hani etrafta  “ben çok iyi spagetti bolonez yaparım” ya da “sana bir menemen yapayım da gör, menemen konusunda üstüme tanımam” diye gezen arkadaşlar vardır ya hani, işte onlar bu sınıfa girer. Yemek ihtiyacını gidermek için öğrenmiş oldukları bir iki kalem yemeği de (menemen ne derece yemektir tartışılır, ayriyeten nasıl cafcaflı isim verirsen ver o pişirdiğin spagetti bolonez bir makarnadır!) sürekli pişiriyor olmaktan kaynaklanan uzmanlıkları vardır. Olayları bunla sınırlıdır yani… Ha neticede mutfak dağılır mı dağılır.. Çünkü o menemeni yapmak için geliştirdikleri uzmanlaşma bulaşık yıkamada gelişmemiştir.. Ee niye gelişsin ki zaten?? Bulaşık yıkamak doğal bir ihtiyaç değildir!:) Süpürgeyle kovalamayın gerek yok.. Peynir ekmek en kökten çözümdür!

Ve gelelim yemeklerini yemeyi en sevdiğim gruba. Bunlar var ya bunlar bıdı bıdı etmedikleri sürece en sevilesidir bu saydıklarım içinde.. İnsan bunların yemeğini yiyince oha len olur.. Mutfakta bir karışıklı beklentisi içine girersiniz ama öyle değildir işte. Her şey bir hatun elinden çıkmışçasına düzenlidir mutfakta… Tiril tiril mutfakta, elinde bardak, henüz bastırdığı patlıcan tavaya dökmek üzere sulandırdığı salçayı homojenize etmekte olanından tut, soya soslu biftek yaparken mutfağı dağıtmamanın inceliklerini harfiyen uygulayanına… Ya da değil mutfak evin her köşesini hijyenik tutup üzerine bir de topkapı usulü pirzola dolması yapıp enginar nasıl güzel pişirilir anlatanına kadar pek çok sevilesi üyesi vardır… Ha bu tipler bıdı bıdı ediyorlarsa bilgiçlik düzeyinde maksimum misafirliğe gidilir bu elemanlara söyleyeyim şimdiden. Hiç girilmemelidir bu tipler için “hayatımın erkeki” muhabbetine, bi çöplükte iki horoz ötmez zira. Yemek olayını sen kadar başarılı yapabilecek hatta senden başarılı yaptığı durumlar olan bir erkeğin çenesi durmazsa harbiden durmaz, duramaz be güzelim. “Canım, neden bu salata sosuna kekik koymadın çok şık olurdu? “Spagettiyi andante seviyorum, beceremiyorsan söyle ben yapayım tatlım” derse kalırsın… Ha diyorsan ki ben zaten yemek yapmayı bilmem, onun dediği olur, ona eyvallah zaten de, bu sefer “istersen ben çocuk doğurayım, sen zahmet etme” argümanı kapıya dayanır kısa bir süre sonra bilesin.

Ayriyeten bu türün bir üstü vardır  -ki kendini yemek olaylarına adamışı oluyor kendisi-, market alışverişi, dolaba yerleştirme gibi olayın tüm fazları onlar tarafından gerçeklenmelidir. İlk tür kadar abartı ve uçtur yani.. Hayır her şeyin aşırısı zarar o açıdan diyorum.

Aslında atla deve değil arkadaşlar… Yemek en nihayetinde… Yiyorsun ve doyuyorsun o kadar işte.. Yemek yapmayı iyi bilenler her daim takdir edilmelidir o ayrı. Ama şu anlattıklarımdan da çıkarabileceğiniz gibi bir erkeğin mutfakta olması her daim sakınca arz edebilecek bir olay. Salonda da otursa, mutfak demirbaşı olmuş da olsa… O yüzden naçizane fikrim bir erkek mutfağın etrafında ekliptik bi düzlemde dönmelidir. Gerektiğinde yakın gerektiğinde uzak koordinatları olmalıdır. Sağlıklı bir hatunun ve mutfağın sırrı bu koordinatlarda gizlidir zira…

Bu yazıyı annem bir süreliğine yanımızda olmayacak diye kendisine bakım işinde vekaleten görev alacağımı düşünen şirin ağabeyime ithaf ediyorum.. Hayır canım aç kalacaz iki hafta!