Küçükken sokakta oyun oynadığım arkadaş grubumda bir çocuk vardı. Her zaman elindeki çikolatası bitmeden bakkala koşar ikinciyi alırdı. Bazen ‘’Bu son çikolatam’’ derdi. Bizim çikolatalarımızı yememizi beklerdi. Sonra hoppp! Arka cebinden üçüncüyü çıkarır yerdi. Bizde elimizdeki çöplerle onun hapır höpür çikolatasını yemesini izlerdik.

O zamanlardan dikkatimi çekmiş. ‘’Neden böyle yapıyorsun? Bitince alsana diğerini. Hem belki çikolatan bitince canın tatlı bir şey yerine çubuk kraker isteyecek…?’ diye gevelenirdim. O da, ‘’İkinci çikolatam hazır olunca birincisini daha rahat yiyorum. İlki bitince üzülmüyorum.’’ derdi.

Çocukluk aklı işte. Annem ve babamdan ikinciyi hak etmem için önce önümdekini yemem gerektiğini öğrenmiştim ben. Bu sebeple çocuğun yaptığı garip geliyordu bana.

Sonradan fark ettim ki bu kural sadece abur cuburda değil, hayatımın yetişkinlik döneminin her köşesinde bana eşlik etmiş.

Nasıl mı? Ben hayatım boyunca bir ilişki tamamen bitmeden ikincisine başlamadım. Bir işten ayrılmadan başka bir iş aramadım. Bir eşya tamamen kullanılmaz hale gelene, iyice eskiyene kadar ikincisini almadım.

Önce bitirdim. Sonra yenisi için gerekli adımları attım.

Belki oradan bakınca risk gibi görünüyor. ‘’Önce iş bul sonra istifa et! Deli misin? Peki ya daha iyi bir iş bulamazsan?’’ soruları az sorulmadı zamanında… ‘’A ya da B ile aranı bir düzelt-ısıt, sonra C den ayrılırsın’’ tavsiyeleri az dolmadı kulaklarıma…

Doğrudur-yanlıştır demiyorum. Belki de haklılardı. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, ben her zaman önce ‘bitirdim’. Sonra yenisine başlamak için gerekli adımları attım. Bitirdim. Başladım. Bitirdim. Başladım. Bitirdim. Başladım. Bu hep böyle oldu.

Karanlık Sular

Mevcut işimde daha fazla çalışmak istemediğimi anladığımda -kalbimin bu işe hayır dediğini fark ettiğimde- başka bir iş bulmadan istifa ettim. Belki karanlık sulardı atladığım. Kabul ediyorum. Ama ben kalbimin sesini dinlemek uğruna bunu yapma cesareti gösterdiğim için kendimi her zaman kutladım. Ve ne oldu biliyor musun? Ayrıldığım işimden ‘çok’ değil ‘çok çok çok’ daha iyisini buldum.

İkili ilişkilerimde de, ilişkinin daha fazla yürümeyeceğini anladığımda, o zamanlarda çevremde benimle ilgilenen, benimde ilgimi çekebilecek kişiler olmasına rağmen, hem hayatımdaki insana hem de diğerlerine haksızlık-saygısızlık olmaması açısından emin olmadan, mevcudu sonlandırmadan diğerlerinin kafasını karıştıracak davranışlarda bulunmamaya özen gösterdim her zaman. Biri bittikten sonra, ikincisinin adımları atıldı. Ve ne oldu biliyor musun? Her zaman bir öncekinden çok daha mutlu olduğum bir ilişki yaşadım sonraki seçimimde.

Kısaca, garantici olmadığım her konuda hayatın bana hep daha iyilerini sunduğunu fark ettim. Bu sebeple bana artık hizmet etmeyen, kalbimin hayır dediği her işi, aşkı, arkadaşlığı cömertçe harcadım. Başlarda, yokluklarına üzüldüm elbette. Değişiklik zorladı beni. Ama sonrasında hep çok ama çok daha mutlu oldum. Ben -kalbimin sesini dinleyerek- garantici olmadan, içerideki sese güvenerek bilinmeyene dalma cesaretini her gösterdiğimde, hayat beni hep ödüllendirdi.

Şifa

Şimdi bakıyorum da; ben garantici olmamak için ne kadar özen göstersem de, iş hayatım, aşk hayatım, arkadaş çevrem kısaca hayatımın birçok alanının, maymun gibi diğer dala uzanmadan tuttuğu dalı bırakmayan garantici insanlarla dolduğunu fark ettim. Zaman geçiyor. İsimler değişiyor ama karakterler hep aynı.

Ne garip. Çocukluk arkadaşım Ali gibi, ellerinde ikişer çikolatayla gezen insanlar her kulvardan karşıma çıkmaya devam ediyor.

Ruhsal gelişim kitaplarında, karşınızdaki kişilerde sizi memnun etmeyen hangi özellik varsa, içinizdeki o yanınızı kabul edip, onurlandırdığınızda bu sıkıntılı durum şifalanır yazar. Bende içimdeki garantici-maymun iştahlıyla yüzleştiğimi sanıyordum. Kaç yüzlüyse artık, bitmedi bir türlü. Biri gitti. Diğeri geldi.

Şimdi şifa için tekrar ediyorum;

İçimdeki garantici, seni seviyorum.

Varlığını kabul ediyor ve onurlandırıyorum.

Hadi artık şifa vakti…