Dışarıda yağmur yagiyor… Arabamın içindeyim ve içerde sıcak bir ortam var, dışarının soğuğuna engel… Arabanın silecekleri, teybimde çalan müzik sesine ritm tutturmuş, ona eşlik ediyor..
Yavas ilerliyor trafik… Istanbul’un aksam saatleri cokuyor ortalıga, gunun yorgunlugunun coktugu gibi omzuma…

Gunun yogun trafiginden soluklanmak icin yol kenarındaki bir park yerine cektim arabamı… Dinlenecegim birazcık…

Etrafa soyle bir bakıyorum… Parkın her yanini yesil renkteki cam agaclari susluyor, diger yapraklarını doken agaclara inatla… Arabamin benden taraftaki camini actim ve cam agaclarinin kokusunu solukluyorum icime dogru… Oyle guzel bir koku var ki, is-duman-egzos kokusuna ragmen havada… Bu arada oyle bir park etmisim ki arabamı, bes ayri yolun birlestigi bir kavsagi da gormekteyim… Trafik isiklari bir yanip, bir sonuyor… Araba kullananların yuzlerinde degisik ifadeleri de gozlemliyebiliyorum. Kimisi neseli, kimisi uzgun, kimisi endiseli… Kimisi korkak… Kimisi sinirli…

Fakat hepsinde aynı beklenti… “Bir an once yesil ısık yansın”.. “Yansın ki bir an once hareket edeyim ve uzaklasayim stres dolu bu yollardan…”

Zaman geciyor… Ben ise dinlenmekteyim… Agaclarin arasında bir karaltı goruyorum. Bir seyler var galiba orada… Ne oldugunu anlamlandıramıyorum. O karaltı arabaya dogru, bana dogru yaklasirken gelenin disi bir kopek oldugunu fark ediyorum…

Su an yanima kadar geldi…
Yanımda…

Islanmıs ve usumus gorunuyor… Kuyrugunu tatlı tatlı sallıyor. Gozlerim gozlerine kilitlendi… Aramızda sessizce bir haberlesmeyi yakaladık… Yalvaran gozleriyle ona bir seyler vermemi istiyor galiba… “Karnın ac mi kizim?” diye soruyorum, anlamsızca… Bu arada torpido gozune dogru uzandım, aciyorum, orada yarim paket biskuvitim olacak.. Evet buldum… Paketi hizla acip, ona uzatıyorum, yemesi icin… Hayret, verdigim bisküviti almadı… “Al kizim, ye” diyorum. Hic ses seda yok, umursamıyor sanki beni… “Once sen ye” demeye getiriyor sanki gozleri, verdigim biskuviti begenmemis bakislarıyla… Bir tane agzıma attım ve yemeye basladim…

Yavasca arka iki ayak ustunde ayaga kalkıp on ayaklarini cama dogru dayayarak “bana da verebilirsin artık” diyor…

Elimden teker teker yemeye basladi…

Basini sevgiyle oksuyorum bu arada, firsattan istifade… Ve son bir tane kalana kadar yedi, bitirdi… Fakat son verdigimi agzina aldi, yemiyor… “Hadi ye kızım, niye yemiyorsun, doydun mu” diyorum.

Hayır, yemiyor…
Hay Allah!… Agzindaki biskuvitle yanımdan uzaklasmaya basladi…
Arada bir geriye donup bana bakarak, yuzundeki tebessumuyle…

Tam “Gule gule kopekcik” diyecegim anda trafik lambalarının yanıp sonmesi ansızın duruverdi…
Elektrikler kesildi… Bes yola dogru yonleniyor. Aman yarabbim nasıl gececek karsiya? Trafik lambalarına bakıyor. Onlar ise ne yanip ne sonuyor… Bir iki deneme yaparak karsiya gecmeye calisiyor. Ne mumkun… Araba suruculeri firsattan istifade hic durmamacasina, yayalara da hic firsat vermemecesine hizlica geciyorlar… Kopekcik, karsiya gecme denemelerinin sonucunu alamadı ve insanların yanına geldi, firsatini kolluyor, onlarla birlikte gecmek icin..

Ve hala agzinda biskuvit duruyor… Fakat bir turlu firsat vermiyor arabalar… Ne yayalar gecebiliyor karsiya, ne de o sevimli kopekcik…

Biskuvit ise hala agzinda… Icim elvermiyor, arabadan alelacele disari ciktim, icimden gelen bir hisle o kopegi karsiya gecirmek istiyorum. Hızlı adimlarla yola dogru yurumeye basladim…

Biskuvit ise hala agzinda… İnsanlarin cogu yanlarinda bir kopegin olmasindan huzursuz olacaklar ki kopegin yanindan uzaklasiyorlar. Kimisi ise o sevimsiz kelimeyi kullaniyorlar ona karsi “host!” O ise hic aldirmiyor bu sozlere… Biskuvit ise hala agzinda… Yol hala bitmedi, dizlerimin bagi cozuluyor… Bir an once onun yanina gelmeliyim… Ona yardimci olmaliyim…

Yagmur siddetini artiriyor…
Suruculer ise suratlerini…
Biskuvit ise hala agzinda…

Allahim o kopegi karsiya gecirmek icin ayaklarima yeteri kadar kuvvet ver…. Yalvarislarindayim…
Birden o kopegin sol on ayagi kivriliveriyor… Sendelemeye basladi… Topalliyor…

Artik hizli kosmaya basladim…. Bir sey mi oldu, gozumden bir sey mi kacti??? Allahim yardim et…

Biskuvit ise hala agzinda…

Arabalarin arasina daliveriyor… Arabalar onu gorunce fren yapiyorlar… Birbiri ardısıra… O ise topallamaya devam ediyor…

“Aman yarabbim ezilecek” diye bagırmaya baslamisken, topallaya topallaya caddenin birisini gecmeyi basardi bile… İnsanlarin yanina kadar soluk soluga geldim…

İzliyorum onu, caresizce… “Orada dur kızım” yanına gelecegim… Biskuvit ise hala agzinda… Yolun diger tarafini da ayni sekilde geciyor… Topallayarak…. Tum arabalar yine ona yol veriyorlar… Inanilmaz bir manzara… Kare kare izliyorum olanları… Inanamiyorum… Oysa biraz once o kopekcik gayet saglikli yuruyordu. Hicbir seyi yoktu.. Ne oldu, gozumden neler kacti? Anlayamiyorum… Dusunemiyorum…

Dusunce sistemim altust…
Biskuvit ise hala agzinda…
Oh, hele sukur caddeleri kazasız belasız gecti…
Yolun tam karsisinda kaldirimda durdu… Bana dogru bakiyor…

“Gule gule git kopekcik… Seni seviyorum” diye bagirdim… Insanlar tuhaf tuhaf yuzume bakmaya basladilar… Yuzumde hem sevinc, hem de huzun… Son kez kopekcikle birbirimize bakisiyoruz…
Biskuvit ise hala agzinda…

Ve biraz once topallayan o kopekcik hicbir sey olmamis gibi dort ayaginin uzerinde gayet saglikli bir sekilde yuruyerek, ortadan kayboluveriyor…
Biskuvit ise hala agzinda…

Gule gule git kopekcik… Bilmiyorum o biskuviti kime goturuyorsun? Bu aksam bana ve oradaki insanlara neler anlatmak istedin… Bana ve onlara hangi dersleri verdin? Yolun acik olsun, bilge kopek…

Arabama dogru geri donuyorum, yagmur siddetli yagiyor, gozlerimden akan yaslara karisiyor…
Aldıgım dersin acisindan olacak, orada oylece arabamin basinda kaliveriyorum…

Arabamin ici hala sicak, disarinin soguguna engel…
Silecekler ise calisiyor, muzikle birbirine paralel…