Baktığın yerde ne gördüğün önemlidir.

Sen ne görüyorsun şu an?

Neye bakıyorsun?

Ne düşünüyorsun?

Ben bu küçük papatyayı, İstanbul’un tozlu sokaklarında, bilmem kaç katlı beton yığını plazaların arasında, minik bir çimenliğin, çamurun içinde gördüm.

Tek başınaydı. Gülümsüyordu. Selam verdi. Selam verdim. Elimde olsa kucaklayacaktım. Ama çok küçüktü. Sadece dokundum. Okşadım. Gülümsedim.

Yanına çömelip onu okşadığım için bana deliymişim gibi bakan insanları işaret etti. “Umurumda değil” dedim. Sevmeye, dokunmaya devam ettim.

Bir yandan bu tatlı çiçeğe bakarken bir yandan da etrafı süzmeye başladım. Bu narin papatya öyle bir yerde açmıştı ki, yanında başka çiçek olmadığı gibi, sağından solundan sürekli insanlar geçiyor, aceleden çarpışıyorlar, sonrada sinirlenip birbirlerine bağırıyorlardı. Kalabalık bir caddeydi burası. Arabaların kornaları, sokak satıcılarının naraları, şıkır şıkır süslenmiş ablaların yüksek ökçelerinin çıkardığı sesler…..

Herkeste bir yerlere yetişme telaşı. Sanki hayat kaçıyor onlar da kovalıyor.

HERKES BAKIYOR AMA KİMSE GÖRMÜYOR

“Neden burada tek başına açmayı seçtin? Arkadaşların nerede?” dedim.

“Onlar daha rahat edecekleri, bol güneşin ve temiz havanın olduğu çayırlarda açmayı tercih ettiler. Bense burayı seçtim. Hayata, varoluşa dair güzel bir sebep arayanlara ‘aradıkları sebep’ olmayı istedim.

Ama buradaki insanlar sadece ikramiyelerin, terfilerin, paranın, sağlığın, arkadaşların, aferinlerin varoluşa şükretmek için uygun sebepler olduğuna inandıklarından benim onların yoluna çıkmış olmam gibi küçük bir rastlantıyı şükür için yeterli bir sebep olarak görmediler bile. Küçük tesadüfleri görmenin hayatlarında büyük etkileri olabileceğini henüz keşfetmemişlerdi çünkü. Biz buna hayatı okumak diyoruz kendi aramızda.

Onlar terfi ettikleri zaman müdürlerine teşekkür ettiler, iyilik gördükleri zaman arkadaşlarına, sağlıklarına kavuştukları zaman doktorlara teşekkür ettiler. Dedim ya, hayata teşekkür için hep büyük sebepler beklediler. Beni hiç görmediler.

Bu meşgul insanlardan bazıları belki beni fark eder, belki umut, belki gelmekte olan güzelliklere haberci, belki  de yüzlerinde minik bir tebessüm, sordukları sorulara cevap ya da şükür için sebep olurum sandım. Burada herkesin acelesi var. Hep yapacak bir şeyleri var. Bitmek bilmeyen istekleri var. Herkes bakıyor, bakıyor, bakıyor ama kimse görmüyor.”

UYKUDAKİLERİ UYANDIRABİLMEK İÇİN BİRAZ ZORLUĞA KATLANMAK GEREK

“Olsun. Benim hala umudum var. Biri üstüme basana kadar ya da birileri beni koparana kadar, yolu bu caddeden geçenlere gülümsemeye devam edeceğim.

Varoluş amacımı gülümseyerek, sevgiyle yerine getireceğim.

Bu meşgul ve tekdüze hayatlarının eğer ‘gerçekten bakmayı ve görmeyi isterlerse’ güzelliklerle dolu olduğunu onlara göstereceğim. ‘Uykudakileri uyandırabilmek için biraz zorluğa katlanmak gerek sevgili Seçkin.’ Ben bunun için burada açmayı seçtim.” dedi.

Daha çok şey söyledi aslında, onlar da bana kalsın.

Küçük bir çiçekten yaşam dersi alacağımı hiç ummazdım. İyi ki rastladım ona. Bu günlük koşturmacada onu benim dışımda kaç kişi fark etti acaba? Kaç kişi saatine bakmak, hayıflanmak yerine ona bakıp gülümsedi? Ben bu küçük öğretmenden almam gereken derslerimi aldım. Varlığı için, yoluma çıkıp günümü güzelleştirdiği için, farkına vardırdıkları için ona tüm kalbimle teşekkür ettim.

Yanından ayrılırken tek dileğim ‘umarım kimse üstüne basmaz, kimse seni koparmaz güzel çiçek’ oldu… O ise bir gün üstüne basılacağından emin, açmayı seçtiği o yolu aydınlatmaya devam ederek, daha da kocaman gülümsemeye devam etti…

Sanırım yaşam amacını bilmek ve tüm zorluklara rağmen bu uğurda var olmaya devam etmek böyle bir şeydi…