Bölüm 1
Az önce Instagram’da bir post okudum: “Öğretiler parayla satılmamalı” diye başlayıp devam eden. Yıllardır bu konular konuşulur. Size şunu söyleyeyim: Öğreti zaten isteseniz de parayla alıp satabileceğiniz bir şey değildir.
Parayla alamazsınız. Hatta isterseniz dünyanın en iyi hocaları olduğuna inandığınız kişileri (ki zaten böylesinin kafasında en iyisi en meşhur anlamına gelir) yüksek paralar vererek tutun, o size sırlı bilgileri öğretsin ki günümüzde sırlı bilgi diye bir şey yok, her şey ortada; öğreneceğiniz kitap harflerinden ötesi değildir.
Veya siz en iyi ustaların eğitiminden geçin, sonra da bunları satmaya kalkın. Yapamazsınız isteseniz de, evet sesi ve yazıyı satabilirsiniz. Ama…
İşte ama kısmı “Mânâ”dır. Mânâ size açılmadığı sürece öğrendiğiniz veya sahip olduğunuzu zannettiğiniz yalnızca kitap sayfaları, ders notları, videolar veya sertifikalar olur. Öğrendiklerinizi papağan gibi tekrarlar durursunuz. Belki çok da güzel bir hatipsinizdir de veya muazzam bir çekim gücünüz vardır da çevrenizdeki bazılarını ikna edebilirsiniz size mânâ’nın size açılmış gibi yaptığına, ama sizin bile haberiniz yoktur neyin ne olduğundan. 3 boyutlu dünyaya sıkışmış kalmışsınızdır.
Al gülüm ver gülüm gider bu alışveriş. Taa ki bir gün aslında hiçbir şeyin gitmediğini, hamster gibi kafesinizde dönüp durduğunuzu anlayana dek… (Bunu anlayabilmek de büyük bir fırsattır.)
Yol ondan sonra başlayabilir işte. Mânâ ise size ancak yolculuk ile açılır. Aşk’ın yolculuğu ile… Aşk ile…
Tabii talipliğiniz, terkiniz, adanmışlığınız ölçüsünde… Yoksa Aşk yolu diye anlatır durursunuz da olduğunuz yerde yine sayarsınız.
Bugüne kadar nice talipler gördük ki ceplerinde tek kuruş yoktu da yürekleri öyle aşktaydı ki onlar yola gitmedi bile, yol onlara geldi.
Nice bahaneciler de gördük ki her türlü imkanları vardı da talip oldukları yol hemen önlerindeydi, ama sebepler üretip durup o adımı atmayı erteleyip durdular.
Siz bahane üretmeyi bırakın da yola adımınızı bir atın bakalım. Size “Bana bir adım gelene, ben on adım gelirim” sözünü vermiş bir Rabb’in evreninde yaşıyoruz. Atın o adımı bir. Seyreyleyin bakalım sonra o yol nasıl akıyor. 🙏🙂❤

Bölüm 2
Bir önceki bölümde değindiğim konunun bir de şu yönü var:
Hiçbir emek vermeden, hiçbir bedel ödemeden, kendilerinden hiçbir şey katmadan her şeye sahip olmanın hakkı olduğuna inananlar da var. Yani paşam şu aleme hiçbir katkıda bulunmayacak, ama önüne her şey serilecek. Böyle bir dünya yok.
Zamanında Bursa Kadısına tuvalet temizlettirmiş bir düzenden bahsediyoruz. Kadı ki o şehrin en yüksek mertebesinde. O derece terk etmiş ki o zat bu uğurda kimliğini şimdi gidip onu dualarla ziyaret ediyoruz.
Keza hakikat ilmini hakiki bir ustadan almak istiyorsun. Peki hakiki bir usta nasıl bir adanmışlıkla yetişiyor biliyor musun? Tüm hayatını bu yola adıyor. Nasıl bedeller ödüyor bu uğurda…
Nitekim hakiki üstat anlatıp duran da değildir, hayatıyla size örnek olandır. İzzetiyle duruşuyla oluşuyla… Böyle ustalar karşınıza çıkarsa da Allah’ın sevgili kuluymuşsunuz derim size. Nasip işidir bu. Arayarak bulamazsınız da bulanlar da arayanlardır.
Ha bir de bilgelik kisvesini takınmış, dışından bakınca dış yüzü çok güzel işlenmiş dolap gibi olanlar da vardır. Böyle gözünüzü alamazsınız da dolabın için bomboştur. Öyleleri de vardır bu alemde. Bunlara bakıp da yolu yargılamaya kalkmanız sizin için bir erteleme olur.
Siz yola çıkmadınız diye yol bir şey kaybetmez. Öyle peşinizden koşup da aman bir an önce uyan, sensiz olmaz diyen bir sistem de yok maalesef. Bu alem biz olmadan da var olacak, gezegenler dönüp duracak ki mezarlıklar onsuz dünyanın dönmeyeceğini zannedenlerle dolu.
“Sensiz olmaz” diyen bir sistem yok elbette de “Seninle bir başka güzel” diyen bir Maşuk var şu alemde… 😉
O vakit vaktin geldiğine eminseniz, bahaneleri bırakın da yola koyulun bir an önce. Siz yürekten niyet edin ve adımı atın, gereken kaynaklar size nasıl akıyor, o kapılar size nasıl açılıyor hayret edersiniz. Böyle sayısız hikayeye şahitlik ettik.
Fakat yol bedel ister demedi demeyin ve de göreceksiniz ki en çok neyden vazgeçmekte zorlanıyorsanız, bedeli oradan istenecek… 🙂
Ve de yürekten vazgeçebildiğiniz her ne var ise, o size hakikatte bağışlanacak… 😉 (Fakat unutmayın ki ilahi sistem feyk yemez, onu asla kandıramazsınız.)
O vakit samimiyetle, kalpten adım atmanın vakti. 🙂