Favori yönetmenlerimden Ömer Faruk Sorak’ın son filmi “8 Saniye”yi bugün izledim. Beni bugünlerde sinemaya yönlendirmeyi başarabilen ender filmlerden oldu. Maalesef özellikle sinemada izlemek istediğim son iki “Interstellar” ve “Exodus” filmlerinde önce Cinemaximum Kipa, sonra Cinemaximum Armada sinemalarındaki görüntü rezaleti, beni sinemalardan soğutmuştu. Çok şükür İzmir Agora Sinemaları ses ve görüntü konusunda çok başarılıydı da büyük keyifle filmi izleyebildim.

*****

Filmi özellikle bir an önce izlemek istiyordum, çünkü yıllardır spiritüel filmlerle içiçeyim ve dünya sinemalarından nice örnekler izledim. Bizim sinemamızda ise spiritüel film olarak nitelendirebileceğimiz film sayısı azdır. Spiritüel film deyince de doğrudan spiritüel film olarak çekilmiş filmler ve dolaylı olarak spiritüel yani ruhsal mesajı olan filmler olarak bir ayrım yapabiliriz belki. Doğrudan çekilmiş filmler, mesela “Tanrı ile Sohbet”, “Dingin Savaşçı”, “Dokuz Kehanet” gibi spiritüel romanların uyarlamalarıdır veya senaryoyu yazan kişi spiritüel bilgileri filmin içinde vermeyi seçmiştir, mesela “Indigo” filmi gibi. Bir de dolaylı olarak spiritüel filmler vardır. Yani doğrudan spiritüel bilgi ya da deneyim paylaşma amacıyla yazılmamıştır senaryo, ama ruhlara sıkı dokunur. Mesela bizde Çağan Irmak filmleri böyledir. Doğrudan spiritüel içeriği yoktur, ama dolaylı olarak spiritüel film sayılabilirler rahatlıkla.

“8 Saniye “ ise doğrudan spiritüel bir film. Bu alanda daha önce çekilmiş “Eşruhumun Eşzamanı” vardı doğrudan spiritüel film olarak, ama maalesef o başarılı bir örnek olamadı. Fakat “8 Saniye”, uluslararası standartlarda kaliteli ve çok güzel bir spiritüel film. Yani bu filmi Arjantinli de izler ve etkilenir, Rus da, Belçikalı da… Bunda en önemli faktör, yaşananların gerçekliği yani başrol oyuncusu Esra İnal’ın gerçek yaşam hikayesi oluşu ve bu hikayeyi Ömer Faruk Sorak gibi çok başarılı bir yönetmenin çekmiş olması.

*****

Film, psişik güçleri çok açık olan Esra İnal’ın hikayesini anlatıyor. Esra’da yok yok psişiksel bağlamda; geleceği görebilme, astral seyahat yapabilme, telepati, empatlık… ne ararsanız yaşamış kız. Hani bir sürü kişi kendini psişik zanneder de birkaç deneyim yaşadıktan sonra, ama gerçek bir psişiğin hayatı cidden zorludur; Esra, bunun net bir örneği. Ayrıca, ben her ne kadar bu tanımlardan çok hoşlanmasam da bence o bir “İndigo”. Spiritüel bilgilerle içiçe olan yetişkinler, çocuklarının sorunlarının sorumluluğunu, çoğunlukla onların “İndigo” olmasına bağlayıp kendilerini rahatlatmayı seçerler; ama her “sorunlu” çocuk “İndigo” değildir. Hatta “İndigo”lar öyle her elinizi attığınız yerden çıkacak kadar çok da değillerdir. Ayrıca illa ki spiritüel bilgileri okumaları, bilmeleri de gerekmez. Zaten spiritüel olmanız için illa ki spiritüel bilgileri okumanız da gerekmez. Ruhu hissedebilen herkes spiritüeldir. Ama tabii ki bir yandan da ruhsal bilgilerin yayılmasına aracılık eden birçok ruh da var ve yıllar geçtikçe sayıları daha da artıyor. Bu noktada spiritüel kitapların ve filmlerin artması da gayet doğal. Neyse Esra’ya dönecek olursak yine, karşımızda kendine bomba bir hayat senaryosu seçmiş bir kız. Muhtemelen senaryosundaki önemli görevlerden birisi de “8 Saniye” filmine uzanacak süreçteki o hayatı yaşamaktı. Çünkü bu film aracılığıyla bazılarının yaşantıları değişecek, hayatlarında yeni bir arayışa başlayacaklar veya sordukları soruların yanıtları gelecek. Hatta sinemaya girmeden önce Remzi Kitabevi’nde dolaşıyordum. Filmde rol alan Meksikalı spiritüel üstad Don Miguel Ruiz’in “Dört Anlaşma” kitabı, çok satanlarda yedinci sırada çıkmıştı. Bu kadar eski yayınlanmış bir kitabın yeniden çok satanlara girmesi, elbette ki filmin etkisi ve nice güzel mesajlar ulaşıyor nice ruha. Bu bağlamda Esra enfes bir misyon yerine getirdi ve eminim kendi hayatında getirmeye de devam ediyor.

*****

Filmi çok ama çok beğendim. Yıllardır sayısız spiritüel film izlemiş bir izleyici olarak da en sonunda Türkler de Dünya sinemasına çok kaliteli bir spiritüel film sundular düşüncesini hissetmenin mutluluğuyla çıktım sinemadan. Ama elbette ki film kusursuz değil. Ben mesela finalini yetersiz, daha doğru ifadeyle çok aceleye getirilmiş buldum. O kadar izledik izledik Esra’nın hikayesini, ama en zevkli yerine geldik, dank diye bitti. Film, üçleme olarak mı tasarlandı bilemiyorum, ama dilerim böyle bir niyetleri vardır yapımcıların. Çünkü esas kendini tanıma yolculuğu hikayesi, Meksika’dan sonra başlıyor diye düşünüyorum. Fakat bu durumda en az 3.5 saatlik bir film yapmaları gerekirdi ki bu da başka sıkıntıları beraberinde getirirdi. Bir insanın, hele ki sıradışı bir yaşantısı olan bir insanın hayatını öyle 1.5 saate sığdırmak elbette ki mümkün değil, bu olsa olsa bir “giriş” olabilir ve Esra’nın hikayesi o kadar güçlü ki ben şahsen devamını izlemek isterim.

Tabii bu film, bir yandan “yeni başlayanlara” yönelik olarak değerlendirebilir spiritüel bilgiler açısından değerlendirildiğinde. Yani bazı yorumlar okudum, “finaline kadar çok bir şey yok” ya da “bilgiler hafif” gibilerinden. Siz, orta ve ileri düzey spiritüel bilgileri, daha önce bu bilgilerle hiç karşılaşmamış bir kitleye vermeye kalkarsanız, geniş kitlelere zor ulaşırsınız. Elbette ki bir “giriş” olmalı. Ama bu girişte bile o kadar güzel bir film izliyorsunuz ki işin aslı spiritüel olduğu için gitmeseniz de gayet keyifle izleniyor. Ayrıca enfes rüya sahneleri çekmişler. Hatta düşünüyorum da bir Robin Williams’lı “What Dreams May Come” filminde bu kadar güzel tasvirler vardı, hatta Brezilyalılar’ın dev spiritüel filmi “Nossolar” bile bu kadar etkileyici değildi görsel anlamda. Harika bir iş çıkartmışlar filmde kesinlikle…

Kısacası, bu filmi gidin ve “mutlaka” sinemada izleyin. İzleyin ki “8 Saniye” gibi filmler artsın ve her birimizin “8 Saniye”si daha da güzelleşsin…

Teşekkürler Esra İnal. Teşekkürler Ömer Faruk Sorak ve bu filme emeği geçen herkes…