Yedi yaşlarında bir çocuk olduğumu anımsıyorum. Yine babamın peşine takılmışım, biliyorum işleri var ama tutturdum “ben de geleceğim” diye. Kafama koyduğumu yapacağımı biliyor ya “peki” diyor gönülsüz gönülsüz. Başlıyoruz, o nereye ben oraya. Sonra birden bir merdiven görüyorum, ikinci kata çıkıyoruz. Merdivenler adeta gözümde büyüyor ama çıkıyorum. Sonra ikinci katta gözlüklü bir abla var. Babam tanıştırıyor “Merhaba de kızım, bu Jale ablan” ben de “merhaba” diyorum. Bana yaşımı, nelerden hoşlandığımı soruyor Jale abla, söylüyorum. Söylüyorum ama bir şeyler beni mutsuz hissettiriyor, pek de sevmedim ben bu Jale ablayı. Konuşmasının yavaşlığını ağır ağır eriyen sakıza benzetiyorum. Bakıyorum aksi bir durum yok, bana kötü de davranmıyor ama içime o an engelleyemediğim bir mutsuzluk kaçıyor adeta. Benimle konuşmaya çalışıyor ama aklım orada değil. Mutsuzluk yayıldıkça yayılıyor, aklıma bir sürü sorular geliyor, “Kim bu Jale abla, benimle neden ilgileniyor, babama neden gülüyor ki, gülmesin, babam hala neden konuşuyor bu çirkin kadınla, çocuğu var mıdır acaba?” derken esas mutsuzluğumun sebebi olan soru kafama çakılıyor adeta “Babam bizi bırakıp gider mi?”. 

“Nasıl yani babalar kızlarını bırakıp giderler mi? Yok babam gitmez ama bu kadın niye sürekli babama gülüyor ki o zaman, tamam arkadaşı olabilir, ama sevmedim ben bu kadını” derken aklımda binbir tane soru sorup yanıtlamaya çalışıyıyorum. Bir yandan da Jale abla soru soruyor. Ama hayatımda duyduğum en berbat soruyu kendime sormuştum bir kere “Babam bizi bırakıp gider mi?”  Bu soruyu zihnimde duyduğumda kendimi hiç çocuk gibi hissetmediğimi farkediyorum. Ben o anki hislerimde boğulurken babam, “Tamam Jale siparişleri yarın bekliyoruz” diyor ve çıkıyoruz.

Sonra Mustafa’nın sesini duyuyorum “Birden beşe doğru sayacağım beş dediğimde gözlerini açacaksın”.

Açıyorum.

Şok oluyorum. Hafif transa gireceğim derken, derin transa girmişim. Mustafa’nın dediği hiç bir şeyi hatırlamıyorum. Sadece Jale ablayı ve bulduğum çözüm yollarını ve en son Mustafa’nın verdiği telkini hatırlıyorum.

Bir şeyler değişiyor bende bu transtan sonra, kendimi daha da hafif ve özgür hissediyorum. Şaşırıyorum, uygulamayı yapmamızın sebebi gayet kolaylıkla üstesinden rahatlıkla gelinebilecek bir şeydi üstelik. Ev almak istiyoruz ve beni bu belirsizlik hali huzursuz ediyor. Bir çok teknik uyguluyorum, hafifliyor ama tamamen geçsin istiyorum. Ve sonra bu trans hali…  Ve sonra çıka çıka Jale abla çıkıyor. Bu durumu çocuk aklımla anlamlandıramıyorum ve öğrenilmiş bir güvensizlik oluşuyor. Ne zaman bir şeyler net olmasa, ben de gizli Jale abla vakası uyanıyor ve ben huzursuz oluyorum. Sonra farkediyorum ki bu korku tam bir ilüzyon. Yedi yaşındaki minik Meltem’in babasını kaybetme korkusu, tamamen sanal yani.

Resmen Jale ablanın programı bilinçaltımda açık kalmış. O gün o transta arka programı kapatıyorum ve sonra müthiş bir rahatlama hali. 

Mustafa transta diyor ki “çözüm sana rüya halinde gelecek”.  

Ve ben ertesi sabah çözümü rüyamda görerek uyanıyorum. Bilinçaltı ve zihnin gücü beni kimbilir kaçıncı kez tekrar şaşırtıyor ve gözlerimi dolduruyor. Çözümü bulmamla birlikte, en önemli kabullerimden birini yaşıyorum; hayatın belirsizlikten oluştuğunu… Ve o AN zihnim, bedenim, ruhum, huzuru buluyor adeta. Belirsizlikten keyif almaya başlıyorum.

Sonra ne mi oluyor?  Beş aydır bulamadığım çözümü o gece rüyamda görüp, 1 hafta sonra da evi satın alıyoruz ve benim için daha önemlisi, ben belirsizliğin kollarına kendimi atmayı öğreniyorum. 

Ah Jale abla ah… 

On yedi yıl önce sayende aldığım armağanı yeni buldum ama kimbilir belki bir gün yine karşılaşırız ve  ben de gecikmiş armağanım için, gecikmiş teşekkürümü edebilirim.