Çok sevdiğim ve “Hiç bir yardım, vereni mağrur, alanı mağdur etmemeli” diye bir söz var.

İnsanın doğasında vererek, karşılığında sevgi alma çabası var.

Oysa sevgi bir meta değil, bir muhasebesi olamaz.

Ayrıca verdiğiniz her neyse, onu sadece canınız istediği için, gönüllü olarak verdiğinizi, kimsenin size sevgi de dahil, hiç bir konuda borçlanmadığını öğrenmek gerekiyor.

Bu yüzden, eğer insanlara destek olacaksanız, onların bunu muhakkak talep etmeleri lazım.

Talep edebilmeleri için yardım önermekte bir sakınca yok, ama o yardım da en fazla üç kere önerilebilir, fazlası sisteme uygun değil.

Eğer istemiyorlarsa, insanlara destek zorlaması, onların alanlarına girmek, özgür iradelerine karşı çıkmak, ve son tahlilde, zulümdür.

Talep edilmeyen yardım, veren için soyut bir borç-alacak ilişkisi yaratır.

Kendinize açıkça itiraf etmeseniz bile, karşılığında kapalı bir fatura kesersiniz.

Sonra, bu beklenti, hem yardım ettiğiniz ve destek olduğunuz insanla, ki bu aile bireyleri de olabilir, hem de diğer bütün insanlarla ilişkinizi zehirler.

En kötüsü, kendinizle ilişkinizi bozar.

“İyilik yap, denize at, balık bilmezse Hâlik bilir” denir ya, bunu sahile vuran deniz yıldızlarını denize geri atan adam hikayesiyle birleştirirsek, verdiğiniz bütün yardım ve destekleri unutun.

Denizden geri çıkanlar, talep ettikleri desteği ve yardımı yok sayanlar, hatta yine insan doğasının bir gereği olarak, minnet yükünü nankörlüğe dönüştürenler de olabilir.

Ama siz, hepsini beklentisiz, gönüllü ve canınız istediği için yaptınız.

Bunun için aynadaki insanın gözlerine saygıyla bakabiliyorsunuz, ama destek ve yardımlarınız için, kendiniz de dahil olmak üzere, kimse size sevgi borçlu değil…