Spiritüel Acil Durumlarda Ne Yapmalı?

Yeni Çağ akımlarının popülerleşmesi, “batın” bilginin bir bölümünü kitleselleştirdiği ve basitleştirdiği ölçüde eski sistemlerin düalist (ikici) düşünce tarzını veya disiplin kaygısını, sadece kitap okuyarak, kendini akışa (anlık hislere) bırakarak aştığını zanneden yeni bir psikolojiyi de beraberinde getirebiliyor.

Eski ya da yeni hemen hemen her sistemde uygulayıcının karşısına çıkabilecek spiritüel krizler ve acil durumlarla ilgili, Stanislav Grof’un teorileri ve birkaç network dışında, Yeni Çağ literatüründe geniş çaplı bilgi bulmak mümkün değil.

Ne var ki spiritüel acil durumların ehemmiyetini kavramak, özellikle “yükseliş” gibi kavramların toplu histeriye dönüşebileceği günümüzde, son derece önemli.

Spiritüel Acil durum nedir?

Spiritüel acil durumlar, herhangi bir (ya da birden çok) sistemi pratik eden insanların karşılaşabilecekleri, ani, işlerliği, algıyı ve psikolojiyi derinden sarsabilen, çoğu zaman bir hata ya da zorlama sonucu ortaya çıkan ve dolaysız bir yanıt beklemesi doğrultusunda ruhsal geçiş deneyimlerinden ve sınavlardan farklı bir niteliğe sahip olduğunu kanıtlayan, travmatik ya da yarı-travmatik ifşalar, enerji dengesizlikleri, bildirimler ya da görüler olarak tezahür edebilen ani ruhsal değişikliklerdir.

Çoğu zaman hayatı kökünden değiştiren ruhsal sınavların ilk aşamaları, eğer uygulayıcı kendisine kapsamlı, destekleyici ve açıklayıcı bir çerçeve devşirememişse – ki çoğu Yeni Çağ sisteminde böyle bir çerçeve kurmak kolay değildir – birer spiritüel acil duruma dönüşebilir.

Fakat Spiritüel Acil Durumlar, tek başlarına, herhangi bir dönüştürücü krizin başlangıcı olmaksızın da tezahür edebilirler.

Bu gibi vakalarda, spiritüel acil durumların ruhsal sınavlardan farkı nedir?

Daha açıkçası bir Ruhun Karanlık Gecesi deneyimiyle ani ve zorlanmış bir Kundalini uyanışı arasında ne fark vardır?

Şunu bilmeliyiz ki, inisiyatik her deneyim, hayatın işleyişini allak bullak etme potansiyeline sahiptir. Ruhsallık yolunda atılan her adım ciddi bir dönüşüme gebedir ve dönüşüm çoğu zaman sancısız olmaz.

Bu açıdan, ruhsallık yolunda deneyimlenen, ruhsallıkla ilgili çalışmaların tetikleyeceği, ya da uygulayıcıyı kıyısına bırakacağı “doğal krizler” yeni bir paradigmanın doğuşunu müjdeleyebilirler. Fakat yeni bilginin, yeni görünün benliğe entegrasyonunu, bir felç deneyiminin öncelemesi normaldir.

İnsan pürüzsüz işleyen bir makine değildir. Bu yüzden, bu entegrasyon çabası, direnci de beraberinde getirecektir. Ya da yeni bilgi ve görünün ortaya çıktığı zamandan sonraki süreçte, her iki olgu da (direnç ve kabulleniş) eşzamanlı olarak görülebilir.

Eğer yenilik entegre edilemezse, direnç, negatif bir paradigmaya hayat verir. Negatif paradigmaların doğuşu için genellikle bir “mit” gerekir: örneğin kendinizi sadece kariyeri/dünyevi şeyleri vs. düşünmeye zorlayarak geçirdiğiniz yıllardan sonra sizi derinden sarsan fakat kötü sonuçlanan bir aşk yaşadınız. Bu maceradan çıkan dersleri benliğinize entegre etmek ve duygusal doyumun yaşamınızdaki yerinin hakkını vermek yerine sadece sonuca odaklanarak yapacağınız gerçekdışı çıkarımlar (aşkın yaşamınızda yeri olmadığı, aşkı hak etmediğiniz vb) sayesinde “güvenli” kıyıya geri dönebilir, hatta o güvenli kıyıyı eskisinden daha da güvenli kılabilirsiniz. İfşalar (“revelation”), “mit”ler olmaksızın bastırılamaz; çatlaklar, mitler olmaksızın kapatılamaz.

Öte yandan, yeni bilgi, görü ve sezgi benliğe ve temele entegre edilirken, yaşanan kayıp hissi ara ara kaçınılmaz patlamalara yol açar.

Ruhsal sınavların/geçişlerin, spiritüel deneyimle tetiklenmesi gerekmez. İnsanın hayattaki amaçlarını/önceliklerini değiştirmesine yol açan şartlar, bir yakını kaybetmek, hatta yukarıdaki örnekteki gibi yeni bir aşk vb. de pekala kapısına pratikle varılmış bir ruhsal sınav yoğunluğunda yaşanabilir. Akış, halihazırda bu hediyelere gebedir…

Öte yandan spiritüel acil durumlar, krizlerden farklı olarak, sağlıksız, yanlış, temelsiz, entegre edilmemiş, dengesiz bir ruhsal yapının üzerine kurulmuş ya da disiplinsiz pratiğin dolaysız sonucudur:

Örneğin topraklanma/dengeleme çalışması yapılmaksızın tefekkürle zorlanmış Kundalini uyanışı, denge, sağlık ya da uyum isteminden ziyade iktidar isteği veya kendini suçlayıcı/baskılayıcı düşüncelerin motivasyonuyla yoğunlaştırılan pratikler, ağır bir spiritüel acil durumu tetikleyebilir.

Spiritüel Acil Durumlarda, kriz nasıl tezahür ederse etsin (atalet, psikoz, panik, paranoya, depresyon, düşünce bozukluğu vs), uygulayıcı, basit süreçleri izleyerek kriz durumunu kontrol altına alabilir, kendini en azından nefes alabileceği bir düzlüğe taşıyacak basit adımları atabilir.

Bu gibi durumlarda en büyük kurtarıcınız, kendinize, mistisizmle, spiritüel pratikle, fakat aynı zamanda devleşmiş ve dengesizleşmiş duygular ve düşünce örüntüleriyle şekillenen dünyanızın dışından bakabilme becerisidir.

Peki bir spiritüel acil durum “patladığında”, ne yapmalı? Uygulayıcı, böyle durumlarda, basit adımları izleyerek neyin içinde olduğunu anlayabilir ve kendini düze çıkartmak için gerekli önlemleri alabilir:

Bir Tıp Profesyoneline Danışın

“Doğu bilgeliği”, imanı bütün falcı Ayşe Teyze, Yoga hocanız, en son Rakı sofrasında konuşmuş olduğunuz gönül adamı Sufi Amca ne derse desin, yaşamakta olduğunuz bir acil durumdur. İlk yapmanız gereken mistik perspektifi bir tarafa bırakarak bir tıp profesyoneline danışmaktır.

Yaşamakta olduğunuz şeyin pek nefis bir aydınlanmayı önceleyen bir psikoz epizodu olması onu psikoz olmaktan çıkartmaz; eğer 10 gün işe gitmemenizin nedeni bulutların üzerinde geziyor olmanızsa, bu, kendinize zarar vermekte, rutininizi ihmal etmekte olduğunuz gerçeğini değiştirmez.

Ve, ne pahasına olursa olsun aydınlanmak isteyenleri rahatlatması adına, zorlanmış “spiritüel acil durumlar” genellikle, ruhsal sınavların aksine, pek büyük aydınlanmalarla sonuçlanmazlar.

Diğer taraftan, danışacağınız tıp profesyonelinin size, beşinci dünya ülkelerinin tıp pratiklerinde alışıldığı üzere hemen ve sadece ve her şeyden önce kimyasal reçeteler ve ilaçlarla yaklaşma olasılığı da, ona danışmanın iyi bir fikir olduğu gerçeğini değiştirmez.

İlaç tedavisini, eğer gerekiyorsa reddetme, ya da kendi şartlarınıza ve durumunuza göre yeniden düzenleme hakkına sahipsiniz. Fakat krizli sularda romantik perspektife tutunmak, geri alınması zor hasarlara yol açabilir.

Gelen Mesajların Kaynağına Bakın

Spiritüel krizlerin büyük bölümü “içsel” rehberlikle psikolojik dalgalanmaların birbirine karıştırılmasından doğar.

Bu fenomenin aktif ve agresif ucunu İsa’dan aldığı mesajlarla günahkarları arındırmak için yola çıkan seri katiller ve dünyayı kurtarmak isteyen sözde-mesihler işgal ediyorsa, pasif ucunda da Buddha’ya değil Van Gogh’un Yıldızlı Gece’sine yol aldığının farkında olmayanlar, her şeyi yıldızlara bağlayan yeni-kaderciler vb. konumlanmaktadır.

“Doğu bilgeliği”nin kurtulmak için can attığı “zihin” değil ama “akıl”, böyle durumlarda en büyük yardımcınızdır. Zira aklın yolu birdir.

Kendinize ya da başkasına, ya da değer verdiğiniz şeylere, ya da işinize, hayatınıza zarar verecek davranışlar, akılcı değildir ve dolayısıyla herhangi bir “Gerçek Yol”un parçası olamazlar. İçinizde uyanan her türlü “duygu”, ne kadar güçlü ve enerjiyle destekli olursa olsun, rehberlik olmak zorunda değildir.

Batılı sistemlerin takipçilerinin çok iyi bildiği bir kural vardır: Enerji, sübtil bedene girdiğinde, sübtil bedenin sadece “iyi” (erdemli, yararlı) yörelerini değil, tümünü aktive eder. Enerji çalışması, özellikle güçlü ve “nötral” sistemlerle çalışıyorsanız, saplantılarınızı, korkularınızı, arzularınızı da “büyütür”.

Bu “negatif” özellikleri – korku duvarınızı – aşmak, sizden beklenen şeydir. Onları toprağa gömülü tutarak çemberler çizmek, spiritüel bir yaşam pratiği değil, 20. Yüzyıl nevrozunu tekrar tekrar yaşamaktır. Fakat enerjiyle dolmuş bu yöreleri “gözlemlemek ve anlamak” kısmını bırakıp onları “dinlemek” ve rehber haline getirmek, dengeli sonuçlar vermez.

Topraklanın

Topraklanma, özellikle enerji çalışması yapanların çoğunun es geçtiği en önemli emniyet önlemlerinden biridir. Akrep’in karanlık sularında yüzen, her şeyin köşeli bir duygu yoğunluğuyla yaşanmak zorunda olduğu, bireyselliğe değer verilmeyen ülkemizde özellikle, dengenin kurulması, çevresel etkilerin farkına varılması, uygulayıcıyı çok şeyden kurtarabilir.

Çıplak ayakla toprakta yürümek ve “çapalanma” meditasyonlarının yanı sıra, eğer diyetiniz izin veriyorsa kırmızı et ve tensellik, en hızlı topraklanma yöntemleridir.

Dengeyi Gözetin

Hayatın dalgalarını, belirli bir “titreşimi” koruyarak aşmak – “Ne olursa olsun neşesini kaybetmemek” – büyük bir başarıdır.

Fakat bunu yapmak için içe bakış yerine baskılama, ikiye ayırma vb gibi savunma mekanizmalarına kullanıyorsanız, kısacası kendinize karşı dürüst değilseniz, aştığınızı sandığınız dalgalar, size tsunamiler olarak geri dönecektir.

Hayat sürekli aynı debide akan bir ırmak değildir. Daima ve her şekilde pozitif olmak adına kendinizi kendine-körlüğe zorlamak, hayatın basit sıkıcı işlerine, temel zevklerine vs yer vermeyen bir yaşam pratiğine girmek, negatifliğe gömülmek kadar ciddi krizlere davetiye çıkartabilir.

Hayatta üzüntünün, hatta depresif dönemlerin, sıkıntılı öykülerin ve benzeri durumların da yeri olduğunu hatırlayın. Barney Stinson’ın “sürekli yüksek” playlist’i gibi bir yaşam performansı beklemeyin kendinizden.

Kahkaha Atın

Gülümseyen Buddha’ya kulak verin…

Varoluşun, sizin o anda yaşamakta olduğunuz şey dahil olmak üzere büyük bir kozmik şaka olduğunu hatırlayın. Üzüntüler geçip gider, kalacak olan daima neşedir.