Yanlışla karşılaştığımızda eleştirir ama doğru eylem yapmamız tavsiye edildiğinde tereddüt ederiz. Doğru olanı yapmanın sonucunda karşılaşabileceğimiz kayıp ihtimali yakınmamıza sebep olur. Yanlış işten hoşlanmayız; doğrudur. Bu, hepimizin üzerinde hem fikir olduğumuz bir gerçektir. Farkında olmadığımız şey doğru işi yapmaktan korktuğumuzdur!

İnsanlar iyi olmanın kendilerine zarar vereceğini çünkü dünyada KÖTÜ insanlar olduğunu söylerler. İyi tavırlar suistimal edilir çünkü kötü ve art niyetli insanlar var derler. Bana iyi olmanın  şüphesiz ki iyi bir şey olduğunu ama GERÇEK dünyada uygulaması zor bir ideal olduğunu anlatırlar.

Sizlere iyi olursanız kazanırsanız demek istiyorum ama biliyorum ki benim aklımdaki kazanç ile sizin aklınızdaki kazanç aynı olmayabilir. Dolayısıyla da bazen, “Cem efendi iyi söylüyorsun hoş söylüyorsun da bu söylediklerin bu dünyaya uymaz” dendiğinde bunu söyleyen insanlara ilk olarak duymayı öğretmeden bir şey anlatamayacağımı bildiğimden susuyorum.

Dünyada da manevi dünyada da ilerlemek istiyorsanız ilk öğrenmeniz gereken şey şudur: “Ne için çabaladığınız ne kazandığınızdan çok daha önemlidir.” Bizler için doğru yoldaki kayıplar yanlış yoldaki kazançlardan çok ama çok daha değerlidir. Budha, Samsara’nın yani bu yalan dünyanın içinde yerinde durmak diye bir şeyin var olamayacağını, bu sebeple ilerlemediğimiz her durumda gerilediğimizi söyler. Gerçekten de öyledir. Evrende sabit ve durağan olan bir şey yoktur. Hâl böyle olunca da herhangi bir şeye, bu şey ister maddi ister zihinsel olsun iki varoluş durumu kalır: gelişmek, ilerlemek ya da bozulmak, gerilemek.

Doğru olanı yapmak, kazanmak için yapılan bir eylem değildir. Doğru olanı yapmak, asla sabit kalamadığımız, yerimizde duramadığımız bir gerçekliğin içinde yanlış olanı yapmak yerine doğru olanı yapmayı seçmektir. Doğru olanı seçmediğimiz her durumda, bir şekilde yanlış olanı seçmemiz kaçınılmazdır. Bu sebeple de mesele ne kazanacağımız ya da ne kaybettiğimiz değildir. Mesele nerede durduğumuzdur.

İyi olmak, bize Samsara dünyasında bazen kazandırır bazen kaybettirir; kötü olmak da öyle. Dünya söz konusu olduğunda, iyilik de kötülük de KISA DÖNEMDE kendi faydaları ve zararları olan eylemlerdir. Şüphe duyulmaması gereken şey şudur: UZUN DÖNEMDE, kötü ve kusurlu eylemler daima bozulma, iyi ve kusursuz eylemler daima iyileşme getirmektedir. Kötü tek bir bir eylem yoktur ki önünde sonunda kötü bir sonuçtan kurtulabilsin; ve iyi tek bir eylem yoktur ki önünde sonunda iyi bir sonuçtan mahrum edilebilsin.

Dünya paradokstan oluşur ve bu paradokslardan bir tanesi de, doğru ve yanlış eylemler söz konusu olduğunda kaybedenin kazanacağı, kazananın kaybedeceğidir. İyi ve doğru olan eylem, sonuçtan özgürdür. İyi eylemler belli bir sonuç için değil, onları yapmak en doğru var oluş hali olduğu için yapılırlar. Yanlış ve kusurlu eylemler ise zihnin içinde bulunduğu huzursuz, mutsuz ve korku dolu halden kurtulmak için yapılan cehalet dolu, delice eylemlerdir. Kötü eylemler, bize içinde bulunduğumuz korku, mutsuzluk, endişe ve kayıp dolu varoluş halinden kurtulmayı vaad eder ama bizi umutsuzluğun derin ve karanlık çukuruna atarlar.

Bu sebeple kaybetmeyi öğrenin kardeşlerim. Kaybetmek bir sanattır. Yarattığınız eser mutlaka ışıltılı olacaktır. İyi ve doğru eylemler bir şey kazanmak için yaptığımız eylemler değildir; bu eylemler zaten bir şeyi kazanmış olmak demektir. İyi eylem bir var oluş halidir. Bu hal, maddi ya da manevi dünyada içinde bulunabilecek tek var oluş halidir.

Kaybetme sanatı, dünyayı bırakarak onu elde etme, yönetmeden yönetme, kendimizi unutarak gerçekte kim olduğumuzu hatırlama ve kaybederek kazanma sanatıdır.