Pek çok ünlü spiritüel guruya göre dünyamız, onların “Karanlık Çağ” olarak adlandırdıkları bir dönemin sonuna doğru yaklaşıyor.  Haklı ya da haksız olabilirler, ama kendimizi ikna etmenin bir yolunu ararsak, günlük hayatımızdan önemli kanıtlar bulabiliriz.

Bir taraftan, daha fazla insan sevgiden, ışıktan, barış ve uyumdan söz ediyor.  Çoğu, daha derin bir kendini-biliş kazanmaya çalışıyor. Daha fazla kişi şiddetten, yalanlardan, dedikodudan, haksız kazanç artışından, hileden, ihanetten ve diğer yasa dışı ya da  toplum yararına karşı olan davranışlardan kaçınıyor. 

Diğer taraftan, dünyanın sonu ile ilgili karanlık kehanetler gerçekleşiyor ve pek çok insana ciddi şekilde acı veriyor. Her birinde pek çok insanın öldüğü çok güçlü depremler, sel baskınları, tsunamiler ve diğer felaketler sıradan hale geliyor.  Çok sayıda tarihi yapılar ve diğer hazineler yok oluyor. Hem maddi hem manevi kayıplar son derece fazla, ancak durdurmak için bir şey yapamıyoruz.

Spiritüel gurulara göre, bu kayıplar için yakınmamalıyız. Onlar, bunun dünyanın kendisini yeniden dengelemesinin yolu olduğunu ve her şeyin olması gerektiği için olduğunu iddia ediyorlar. Spiritüel insanlar ayrıca korkmak yerine bu zor koşulları değiştirmeye çalışmak için bir şeyler yapabileceğimizi iletiyorlar : Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek ve sevmek, sonrasında var olmanın yeni yollarını aramak.

Karanlık Çağ’ın sonlarına yaklaştığımızı hayal etmek kalplerimize büyük umut telkin ediyor. Çoğu insan yüksek güçlerin dünyadaki sevgi ve ışık eksiğini çözüme kavuşturacağına inanmak istiyor. Bu mümkün müdür? Ben mümkün olduğuna inanıyorum.  Eğer gerçekten harekete geçmeye ve kendi içimizin daha derin alanlarına ulaşmaya niyetli olursak, sonunda varlığımızın en karanlık yerine ulaşabiliriz. Onu bir kez bulduğumuzda, kendimize daha fazla sevgi ve ışık  gönderebiliyor olacağız.

Biz, insanoğlu, bir oyun için dünya üzerindeyiz :  İkililik oyunu. Bu sebeple, enerjiyi karanlık ve aydınlık olarak böldük.

Bu oyunun asıl amacı  hislerin ve duyguların vücudumuz ve ruhumuz üzerindeki etkilerini deneyimlemektir.  Bunu gerçekleştirirken, duyguyu ve bu duygu tarafından yaratılan enerjiyi tanımlamamız gerekir. Daha sonra da bunu günlük hayatın gereklilikleri için kullanmalıyız.

Bunu daha iddialı yapabilmek için,  toplumsal kuralları da içine katarak oyunu daha zor hale getirdik.  Örneğin, sadakat (bağlılık) kavramını yarattık. Sadakat pek çok şeye yönelik olabilir : Ebeveynlerimize, ortaklarımıza ve ülkemize ya da liderimize.

Öncelikle, sadık olacağımıza dair söz veririz, daha sonra, her ne olursa olsun kendimizi bu sözü tutmak zorunda hissederiz.  Bize, sözünde durmamanın toplumun bize olan sevgisini ve saygısını  azalttığı öğretilmiştir.  Benzer şekilde, kendimize, korku, öfke ve kırgınlık gibi  temel duygularımızı açığa çıkarma izni vermeyiz. Dolayısıyla,bu duygularımızı  sadakatimizi kanıtlamak için  bastırırız.

Yıllar boyunca duygularımızı, ölümümüzden,  sonraki hayatlarımıza aktararak bastırmaya devam ederiz. Öyle bir zaman gelir ki, bu birikmiş  kök duygular zapt edebileceğimizden çok fazladır. Er ya da geç patlarlar ve tüm bastırılmış enerji bizim enerji alanımızı bozar  ve zihinlerimizin  işleyişini tehlikeye atar. Bu, bizim iredemizi kaybedebileceğimiz ve birilerini öldürebileceğimiz noktadır.

Birisi bunu yaptığında, ruhunun bir parçası hemen ayrılır ve kurbanın ruhuna katılır ve tam tersi.

Geçen seneye kadar, bu ruh değişimi hakkında hiç bir fikrim yoktu. İşte bunu nasıl öğrendiğimin hikayesi.   

Ruhlarımızdaki  Yabancı  Ruhlar

2011 yılının Mart ayında, varlıklarımızda çok sayıda yabancı ruh taşıdığımızı fark etmeye başladım. Bu ruhlar geçmiş hayatlarımızda atalarımızı hatta bizleri öldürmüş ruhlar olabileceği gibi atalarımız ya da bizler tarafından geçmiş hayatlarımızda öldürülmüş kişilerin ruhları da olabilir.

Bu gerçeği şans eseri öğrendim.  Bir kadın danışanım ciddi depresyon şikayetiyle seansa geldi. Enerji alanını dengelemeye  başladığımda, aniden, alışılmadık bir enerji türüyle karşılaştım. Bunun ne olduğuyla ya da alanını nasıl dengeleyeceğimIe ilgili hiç bir ipucum yoktu.

Yüksek benliğime teslim oldum ve kadının durumu için en iyi çözümü sordum. Bana, yabancı ruhların onun enerji alanına sıkıştığı söylendi. Kendimi tamamen çaresiz ve şaşkın hissettiğimi hatırlıyorum.  Sorular sormaya başladım, ama, tabi ki, cevapları dinlemedim. Tartışma aşağı yukarı şu şekilde devam etti, “Yabancı ruhlar? Nedir bu? Şaka mı? Hiç komik değil. Vesaire, vesaire…” 

Neyse ki, yüksek benliğim bana karşı sabırlıydı ve ben rahatlayana ve dinlemeye hazır olana kadar bekledi. Daha sonra, “Bu uzun yolda sana rehberlik etmeme izin ver. Şu andan başlayarak, benzer şikayetleri olan çok daha fazla insanla karşılaşacaksın ve  teker teker hepsine yardım edeceksin. Bu esnada ben sana öğreteceğim. Biraz karışık ancak endişelenme; ihtiyacın olan tüm bilgiyi yeteneğine ve zamana göre  elde  edeceksin. Her danışan, bu yeni teknikle ilgili sana daha fazla şey öğretmemi sağlayacak” dedi.

Yüksek benliğim beni eğitirken bir kez daha teslim oldum ve seansa devam ettim.

Danışan bağırmaya ve ağlamaya başladı, aynı anda tüm vücudunda da acı hissediyordu. İkimiz de korkmuştuk, ancak ruhların serbest kalma prosedürünü tamamlamak için yüksek benliğimin talimatlarını uygulamaya devam ettim.  Yarım saat sonra yeniden sakinleşti ve ağzının kenarları yukarı doğru hareket ettti.  Gülümsedi ve “Son on yıldır ağız kaslarımı hiç bu şekilde kullanamamıştım. Ne zaman gülümsemek istesem, bir şeyler ağzımın kenarlarını aşağı bastırıyormuş gibi hissettim. Aşağı itilme hissi gitti, artık hissetmiyorum” diyene kadar gülümsemeye bir süre daha devam etti.  

O ilk tecrübeden itibaren, çok daha fazla insan enerji alanlarının yeniden dengelenmesi gibi sade bir niyetle bana geldi. Ne yazık ki (ya da olaya nasıl baktığınızla ilgili olarak iyi ki)  pek çoğunda yabancı ruhlara rastladım.  Bu ruhları varlıklarından serbest bırakmalarına yardımcı oldum.  Rahatlamalarına tanıklık ettim ve yeni derin bir özgürlük duygusu tecrübe etmelerini izledim.  Bütün bu tecrübelere, mükemmel sonuçlara, danışanların şaşırtıcı geri bildirimlerine rağmen hala şüphe içindeydim.  Hatta, bir kaç gün için zihnimi meşgul eden şüpheli bir düşünceyi hatırladım, “Ben şizofren miyim?”

Master Sha Terapisi

2011 yılının Kasım ayında, şifa mucizeleriyle ünlü Çinli şifa ustası Dr. Zhi Gang Sha, Frankfurt’taydı.  Bazı dersler verdi ve tüm dünyadan hasta insanlar için bir çok şifa seansı yönetti.

Eklem iltihabı sıkıntısı çeken bir akadaşım var. Son dört yılda alışılmış ve alışılmışın dışında pek çok şifa yöntemi denedi. Diğer şifacılar ve ben onun için pek çok şifa ve enerji dengeleme tekniğini denedik. Pek çok Aile Dizimi’ne katıldı, hatta bizzat Bert Hellinger’e kendisi için dizim açtırdı.  Bir tıp doktorunun ulaşabileceğinin ötesinde bir şifa seviyesine ulaştığımızı kesinlikle iddia edebilirim, ancak yine de sağlığı mükemmel değildi.   

Bu yüzden, Master Sha’nın ziyaretini duyunca Franfurt’a uçtu. 3 gün derslerine katıldı.  Master Sha’nın yardımcılarına enerji kontrolü yaptırdı ve  bizzat Doktor Sha’nın kendisinden şifa seansı aldı.

Dr. Sha ona vücudunun (zihni ve ruhu dahil) karanlık ruhların saldırısı altında olduğunu söyledi. Bir süredir karanlık ruhların onun bedeninde nasıl tutsak kaldıklarını açıkladı. Bu ruhlar onun geçmiş hayatlarına aitti, ancak arkadaşım ve karanlık ruhlar affetme prosedürünü tamamlayıp karmalarını tatmin etmedikleri için ışığa gidememişlerdi. Doktor Sha arkadaşımın 144,000’den az olmayan bir sayıda karanlık ruhla birlikte yaşadığını iddia etti. Bunu çözümlemek için, karanlık ruhları ışığa göndererek arkadaşımı özgürlüğüne kavuşturacak bir prosedür uyguladı. Bu bilgiyi doğrudan ilahi yoldan aldığını söyledi.

Arkadaşım Türkiye’ye döndü ve deneyimini bana anlattı. “Teşekkürler Tanrım, her şeye rağmen şizofren değilmişim” diye düşündüm. O andan sonra, kendimden emin oldum ve yüksek benliğimden bana daha fazla şey öğretmesini istedim. Yüksek benliğim :

“Yüksek güçler Karanlık Çağı çok yakında sonlandıracaklar. Buna rağmen, siz insanların öncelikle bütün tutsak ruhları serbest bırakmanız gerekiyor. Bazı ruhlar tamamen insanların enerji alanlarında sıkışıp kalmışlar. Bir kişi, geçmiş hayatlarındaki deneyimlerine bağlı olarak iki milyardan fazla tutsak ruhla yaşıyor olabilir.  Tutsak ruhların sayısında ve diğer koşullarda çok büyük farklılıklarla karşılaşacaksın.  Bazen, insanların ruhtan yalnızca bir parça  taşıdıklarını göreceksin, ancak özgürlüğe kavuşturma prosedürü aynı olacak” dedi.

Günümüze kadar, bu ruhlar gerçekten tutsak kalmış değillerdi; sadece, intikam güdülerini tatmin etmek için diğer insanların alanlarında kalmayı seçtiler.Şimdiyse kutsal yere ulaşmak istiyorlar, Işık‘a.

Hastalıktan Alınan Dersler

Her varlığın içinde, özellikle ona nasıl ulaşacağını ve kullanacağını bilen spiritüel yetenekleri olanlarda, hastalıkla ilgili birtakım bilgiler vardır. Onlar için hastalık doğrudan iç farkındalığa giden bir şeydir. Bir hastalıktan sonra, spiritüel insanlar şu soruyu sorar, “Bu hastalığın bana göstermeye çalıştığı şey nedir?”

Doğru zaman geldiği için, tüm tutsak ruhlar serbest kalıp Işık‘a gitmek istiyorlar, ancak ev sahiplerinin enerji alanlarından kaçamıyorlar. Bu sebeple, bazen insanları hasta ediyorlar. Bu davranış (insanları hasta etmeleri), iki taraf için de fırsatlar yaratıyor.  Yabancı ruhları taşıyanlar için, durumun farkına varmaları için bir fırsat oluyor. Tutsak ruhlar için, kaçmaları ve Işık‘a yönelmeleri için harika bir fırsat olabilir.

Onların Işık‘a giden yolu bulmalarına  yardımcı olmak tüm insanlığın yükseliş sürecini hızlandıracak. Yüksek benliğim evrenimizde bütün ruhların bir araya geldiği göz kamaştırıcı tek bir yerin olduğunu söylüyor, ve onun evrensel ismi “Işık”.  Bu yüzden onu özel isim olarak görüyorum.

Bu bilgiyi aldığıma şaşırdım, mutlu oldum ve onur duydum. Elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz verdim ve daha fazla rehberlik istedim. Bir kaç gün sonra, bütün hayatım boyunca yapmışcasına prosedürü tamamlıyordum. Bağırmak, ağlamak ya da acı çekmek yoktu artık, yalnızca basit bir rahatlama.

Bir hafta sonra, yeni ve farklı bir durumla karşılaştım. Bazı danışanlarım prosedürlerini tamamladığımın ertesi günü beni aradılar. Tanımlayamadıkları derin bir duygu deneyimlediklerini söylediler. Bir çeşit yalnızlık, eksiklik ya da belirsizlikten  söz ediyorlardı. Bütün olamamak hissinden bahsettiler, ancak hiçbiri anlamam için somut bir tarif verecek durumda değildi.  

Sonuçta, bir kez daha kendimi yüksek benliğime bıraktım ve daha derin rehberlik istedim. Yüksek benliğim bana:

“Şimdi ikinci kısımla uğraşacaksın : değiş tokuş (takas). Eğer bir kişinin parçası başka bir varlık içinde kalıyorsa tam tersi de doğru olabilir. Bunu kontrol etmek zorundasın ve eğer durum buysa, eksik tüm parçaları geri çağırman  ve bütün varlıkla yeniden birleştirmen gerekiyor. Bu prosedürü tamamladıktan sonra, kişinin başka varlıklarda, evrenlerde ya da zaman dilimlerinde başka parçaları kalıp kalmadığını sorman gerekiyor. Eğer öyleyse, kişinin tüm parçaları için bu prosedürü tekrarlamak zorundasın” dedi.

Boşluk Yasası

Pek çok Evrensel Yasa vardır ve bir tanesi de Boşluk Yasası olarak adlandırılır. Bu yasa, “Doğa boşluktan nefret eder” der.  Bir alan boşaldığında, farklı bir şekilde programlanana kadar aynı enerjiyle doldurulacaktır. Bir alanı temizleyin, bir müddet bekleyin ve aynı enerjinin geri geleceğini fark edeceksiniz. Bu yüzden, bu boşluğu kişinin bilinçli tercihlerine uygun olacak şeylerle doldurmalısınız; bu sevgi, ışık, sağlık, bolluk, barış, ve hatta bunların ve diğerlerinin bileşimi olabilir..

Bu noktada, serbest kalmış ruh Işık’ta olduğudan boşluğu doldurmak için geri gelmeyeceği tehlikesi vardır.  Boşluk Yasasına göre, alanın bu parçası boş kalamaz, bu yüzden başka bir şeyler tarafından doldurulacaktır.

Oraya nasıl bir enerjinin ya da varlığın çekileceğini asla bilemezsiniz. Bundan dolayı, boşluğu doldurmak için kişinin diğer parçalarını istemelisiniz yoksa kişi bilhassa karanlık ruhlar tarafından ele geçirilebilir. Bu bilgiyi verdikten sonra yüksek bilincim bana prosedürü de öğretti.

Bugünlerde, Theta Şifalandırma Prosesinde, tutsak ruh parçalarını Işık’a göndermenin benzer bir yolunu bulabileceğinizi fark ettim. Biz insanların  kendimizi tutsak ruhlardan azat ederken onların Işık’a ulaşmalarına yardımcı olacak pek çok yol bulabileceğimize tamamen ikna oldum.

Veda Etmek…

Karanlık Çağ’a “elveda” demek için, tutsak ruhların yerini saptayıp serbest bırakmamız gerekiyor.  Ancak tüm tutsak ruhları serbest kıldıktan sonra “karanlık çağa veda”ya tanıklık edebileceğiz. Benim anlayışıma göre çoğu şifacı Karanlık Çağ’dan daha aydınlık bir çağa yükselişimizi kolaylaştırmak için kendi yollarında çalışıyorlar. Ben yükseliş prosedürünü hızlandıracak ve yumuşatacak yeni bir olanak hakkında sizleri bilgilendirmek için bu makaleyi yazdım.

Danışman bulmak vedanızı kolaylaştırabilir. Bu şansı kullanmak için direnç göstermek ya da geri çevirmek sizi parlak bir gelecek için gerçek potansiyelinize ulaşmanızdan alıkoyabilir. Lütfen bir danışmanla çalışın ve hızlı ve yumuşak bir yükseliş elde etmemize yardımcı olun.

Sizlere daha fazla tavsiye verebilmek isterdim, bunu kendi kendinize yapmanın bir yolu gibi. Ne yazık ki yüksek benliğim, ben bu yeni prosedür üzerinde gerçek bir uzman olana kadar bunu öğretmeye iznim olmadığını iddia ediyor.  Gelecekte mümkün olabilir, ama zamanını bilmiyorum.

Dolayısıyla, benim fikrimi sorarsanız, harekete geçmeden önce tutsak ruhların serbest kalması için Tanrı’ya dua edebilirsiniz. İkinci seçenek ise yüksek benliğinize teslim olmak ve uygun yardımı istemektir.  

Diğer bir seçenek de size yardım etmekten memnun olacağından  ve onur duyacağından emin olduğum Master Sha’yı ziyaret etmek olacaktır. Ayrıca, kendi bölgenizde Theta Şifa Uygulayıcısı araştırabilirsiniz. Dilerseniz , her zaman benimle irtibata geçebilirsiniz.

Sevgi ve ışık sizinle olsun!