İnsan kendini aynadan tanımalı.

Ama bu zordur, çaba, mesai ve zaman ister, disiplin ve tutarlılık ister.

Bu yüzden, insan başkalarının gözlerindeki yansımasına bakar, kim olduğunu başkalarına sorar.

Hani Narcissus, deredeki aksine aşık olmuş, sonra tanrılar ona kızıp çiçeğe çevirmişler ya…

Bunu çoğumuz biliriz, ama ezoterizm, mitolojik hikayeleri hep uzatır.

Eonlar sonra, ona haksızlık yapılmış olduğundan şüphelenen bir tanrı dereyi bulmuş, “Narcissus gerçekten çok mu güzeldi?” demiş.

Dere şaşırmış, “bilmiyorum” demiş, “ben hep onun gözlerindeki yansımadan kendimi seyrederdim.”

Başkalarının gözlerindeki yansımadan kendimizi tanımak mümkün değil.

Bu yüzden “acaba ben nasıl bir insanım?” sorusunu, gazetelerdeki “kıskanç mısınız?” testlerine, ya da sosyal medyada kısıtlı seçenekleri olan algoritmik testlere sormak çok şeker, ama sadece keyifli oyalanmalar.

Keza, benim de faydalandığım, astroloji, numeroloji, ve diğer bir çok teknik ve yol, size kim olduğunuzu söyleyemez.

Potansiyellerinizi anlatırlar.

Bu yüzden, Facebook’taki ve medya ve internetteki testleri, lunaparktaki komik aynalar gibi görüp, gülüp geçelim.

Üstelik o testler, profil bilgilerinize de ulaşıyor…

Ne insanlar, ne metotlar, ne de yapay zekaya dayalı sistemler, bize kim olduğumuzu söyleyemezler.

Gerçekten kim olduğumuzu anlamak için, bilinçaltımızdaki aynayı tertemiz yapacağız.

Sonra aynaya, başkalarının bakış açılarıyla değil, doğrudan kendi gözlerimizle bakacağız.

Sonra aynanın sırlarında, önce kendimizin, sonra bütünün sırlarını göreceğiz.

Ve anlayacağız ki, hiç birimiz, hiç bir sistemin, hiç bir kategorisine sığmıyoruz, bir bölümümüz hep dışarıda kalıyor.

Bülent Ortaçgil’in şarkısında Sezen Aksu “beni kategorize etme” demiş zaten…

Kategorilere sığmayan yanlarımızda buluşalım…