Hoca, empati ve sempatiyi birbirinden ayırmalıdır, ve bunu yapmak hiç kolay değildir.

Birincisi, kimse kimseye ne yapması gerektiğini, ne yapacağını söyleyemez, en fazla önerilerde bulunabilir.

Sorulan, soranın göremediği senaryo ve seçenekleri ortaya koyar, ve farklı seçimlerin olası sonuçlarını anlatır.

Ama hiç bir seçimi empoze edemez.

Bluğa eren birinin yerine seçim yapmak, evrensel yasalarla uyumsuzdur.

İkincisi, sorulmadan fikrinizi söylemek de zarif değil, ve aslında ego sorunudur.

Çünkü biri size danışmazsa, ne yapacağını söylemek zaten haddiniz değil.

Çok yakınınız olsa bile, siz sorunu olduğundan emin olsanız da, ona sorunu olup olmadığını sormanız, ve eğer ve sadece o sorunu olduğunu kabul ederse, yardım önermeniz gerek.

Sorunu olduğunu kabul etmez, ya da görmezden gelirse, muhakkak susmalısınız.

Bırakın çözüm önerisini, onun yerine, onun istemediği bir teşhise bile hakkınız yok.

Üçüncüsü, özellikle iradesini ve karar verme sorumluluğunu devretme eğiliminde olan bağımlı ruhlara dikkat etmek gerekir.

Geliştirdikleri mesnetsiz hayranlık, size tanrıcık gibi davranmalarına neden olabilir, ve bu sizin sınavlarınızdan en büyüğüdür, tuzaklıdır.

Kendilerini acındırırlar, sizi zorlarlar, övgülere boğar ve egonuzu şişirirler.

Ve herhangi bir nedenle desteğinizi keserseniz, taşladıkları ilk put da siz olursunuz.

Taşlamalarında da sorun yok deseniz bile, bu hocalık görevinizi yapamadığınızı gösterir.

Üstelik, seçilmiş olduğunu umanların hayal kırıklığı çok düşmanca olabilir.

Empati ve sempatiyi birbirinden ayıramayanlar, başkalarına objektif zihinle yardım edemezler.

Bazıları, ayırabildiklerini zanneder, ama danışanlar ya da öğrenciler bunu kabul etmez, edemezler.

Hep daha fazlasını ister, vermeyince öfkelenir, ve saldırırlar.

Ve o hocalar, bu konuda, kim bilir kaçıncı radikal kararlarını alırlar.

Ben de onlardan biriyim.