Bugüne kadar sayısız kitap okuduk, sayısız çalışmalara katıldık, meditasyonlar yaptık, güzel sözler paylaştık, birbirimize sarıldık ettik ve ruhsal gelişim adına bir şeyler yapmaya çalıştık… Öncelikle şunu söyleyeyim ki ruhsal gelişim demek, ruhun gelişmesi anlamına gelmez. Ruh zaten mükemmeldir. Bizler beyin ve sinir sistemlerimizi geliştiririz ki ruhu dünyaya mümkün olduğunca geniş yansıtabilelim.* Bedenlerimiz harika birer bilgisayardır ve ruhumuza bağlanıp, ruhu dünyaya yansıtırlar. Makine ne kadar gelişmişse, o kadar yansır ruh. İşte biz tüm bu ruhsal çalışmaları, temizlikleri, dizimlemeleri, regresyonları tek bir amaç için yapıyoruz. Bedenimizi geliştirip, ruhu dünyaya daha geniş yansıtabilmek için… Bu yüzden ruhu yansıtmamıza engel olan blokajlarımızı çözmeye çalışıyoruz. İşte bu yüzden bir blokaj kalktığında önce rahatlıyoruz, sonra huzur buluyoruz, sonra da genişlemiş hissedip, daha ışıklı yürüyoruz bu dünyada…

Bunları şu sebeple yazdım: Önümüzdeki günlerde ortalık bayağı şenlenebilir. Ülkemizde gerilim zaten yüksek, artabilir. Bu noktada, ruhsal gelişim yolcusuyum diyenlere düşen en büyük görev dinginliklerini korumaktır. Zaten herkes bağrış çağrış halindeyken, öfke almış başını gitmişken, bir de üstüne “bildiğini” iddia eden bu grup eğer kapışmaya katılacaksa; o zaman demezler mi adama “bugüne kadar sen ne öğrendin?” diye. Her şey ama her şey spiritüeldir! Yaşadığımız her an, her olay, her ne varsa hepsi ruhun parçasıdır. Spiritüellik ayrı, gerçek yaşam ayrı diye bir şey yoktur. Hepsi aynı ruhun parçasıdır. Eğer ayrım olduğunu sanıyorsanız, halen ruhu anlamamışsınız demektir bu. Spiritüellik “şimdi bırakalım spiritüelliği bir tarafa da gerçeklere gelelim” sözleriyle bir kenara kolayca atılıveriyorsa, o zaman ruhu ne kadar anladığın ve yansıttığın konusunda soru işaretleri ortaya çıkar. Elbette ki insanız hepimiz, elbette ki nice eksiklerimiz engellerimiz korkularımız sıkıntılarımız oluyor ve elbette ki olan bitenler bizleri etkiliyor. Canımız sıkılıyor, içimiz daralıyor, kızıyoruz, tepki gösteriyoruz, eyvallah. Bunları reddetmeyeceğiz kesinlikle… Fakat ilk rüzgar geçtikten sonra karmaşaya değil dinginliğe kaydıralım odağımızı. Duvarlarımıza hep astığımız “Bir tapınak yazıtı”ndaki gibi “gürültü patırtının ortasında sükünetle dolaşma”nın zamanı bunlar. Nasıl yapacağım diye düşünmeyin. Bunun eğitimini alıyoruz uzun zamandır…

Bastırmayalım, reddetmeyelim; önce yüreğinizde yer verelim. Çok zor gelse de bunu yapmak, yüreklerimiz çok geniş, bazı kişiler ve konularda daha zorlansak da emin olun tüm dünyayı alabilecek yer var orada. Sonrasında da sakinleşme ve dinginleşmeye odaklanma zamanı… İçimizin suyu sakinlesin bir… Bir sakinledikçe RUH kendine yansıyacak daha geniş alanlar bulacak. Ne kadar çok kişi olan biteni gördüğü halde dinginliği yaşayabilirse, o kadar çok kişiden RUHun enerji dünyaya ve olan bitenin sürecine yansıyabilir. Bunu çok kişi yapamayacak toplumdaki evet, ama madem “bildiğimize” inanıyoruz; o zaman bunu yapalım da. Hem ruhsal gelişimimizi ne güzel test etme fırsatı işte…

Ayrıca birileri de denge ve bütünleşme adına bir şeyler yapmalı… Bu ülke hepimizin ve iktidarlar değişir gider; ama ömürler boyu bu ülkede birlikte yaşayacağız hangi dünya görüşünden, etnik kökenden, inanıştan gelirsek geliyor olalım…

Bizleri bütünleştiren en önemli varoluşumuz, önce İnsan; sonra da Anadolu’nun çocukları olmamız… Şimdi bunu idrak edip yaşamamızın ve yaşadıkça da özümüzdeki RUHu dünyaya daha dolu dolu yansıtmamızın zamanıdır…

Yaşadığımız bu günlerde katkısı olan tüm kardeşlerimize sonsuz sevgi ve saygılarımla…

* M Reşat Güner’e ruhsal gelişim tanımında bana açtığı çığır için teşekkürlerimle…