Bir çok mesaj aldım.

Son olaylarla ilgili düşüncelerim soruluyor.

Çok doğru önerilerde bulunan, çok güzel yazılar yazıldı.

Onları okudum, ve ilave edecek bir şey bulamadım.

Bunun dışında, bu olaylar ve bireysel bazı tetikleyiciler, kendimi sorgulamama neden oldu.

Sevdiklerim ve yakınlarım da dahil, neden toplumdan bu kadar ayrıştığımı fark etmeye uğraştım.

İnsanlar üzgün ve öfkeli.

Ben değilim.

Korkuyorlar ve bu yüzden bağırıyorlar.

Ben sevdiklerim için bile korkmazken, kendim için hiç korkmuyorum, ve sessiz kalmak istiyorum.

Son olarak, büyük senaryodaki rollerini oynayan sorumlularla da, onlara güç verenlerle de, merhamet dışında, hiç bir meselem yok.

Bu yüzden söyleyeceklerim kollektif bilinç ve bilinçaltıyla pek uyumlu olmayabilir.

Zor zamanlar geçirdik, ve daha zor zamanlar geçireceğiz.

Sonra yeniden inşa dönemi de hiç kolay olmayacak.

Ama bunları hem ruhsal, hem zihinsel düzlemlerde, biz seçtik, hepimiz oradaydık, o seçim sırasında “hepiniz oradaydınız (be)”.

Şimdi sorumluluktan kaçmak, bana mızıkçılık gibi geliyor.

Bu yüzden, üzgün, öfkeli, kızgın olanlar ve korktukları için bağıranlara çok saygı duyarak, aralarında ama izole olarak, sükunette, boş zihinle düşünmeyi seçiyorum.

Her 21 Mart’ta olduğu gibi, bedenimle beraber, zihnimi de toksinlerden temizlemeye çalışıyorum.

Korsanların gemisini gören köylüler ormana kaçarken, bilgeyi de çağırmışlar.

O “meditasyon yapacağım” demiş, “bitince gelirim”.

“Deli misin, zamanı mı şimdi?” demişler.

“Tam zamanı” demiş…