Yalnız yiyeceğimi sanıyordum. Bir de baktım karşımda. “Hoş geldin” dedim, “Ne güzel sürpriz”. Dedi ki “Biliyorsun hep yanındayım.”

-Evet biliyorum ama bazen unutuyorum işte. İyi ki varsın.

– Ve hep olmaya devam edeceğim. Yalnızlık sadece bir algı.

Konuyu değiştirmek için sordum:

– Balık yer misin?

– Ben su diyetindeyim. Sadece su içerim.

Oh dedim hem de masrafsız ne güzel 😊 Çevre masalara baktım. Herkes karşılıklı oturuyor. Ama hepsi cep telefonuna bakıyor. Oysa o hep bana bakıyordu.  Direk içimi görüyordu sanki. Ondan hiçbir şey saklayamayacağımı biliyordum. Muhtemelen bilinçaltıma kadar görüyordu. Ve ilginç bir şekilde bu beni hiç rahatsız etmiyordu. “Haydi anlat” dedi. Kalakaldım. “Neyi?” dedim.

– Anlatmak isteyip de anlatamadıklarını.

“Hah! Anlat demekle çıkacak sanki. Aylardır tıkanmışım. Sanki beynim boşaldı. Yazacağım dediğim hiçbir şey akmıyor. Yapmam gereken bir şey var ama yapamıyorum hissiyle dolanıp duruyorum. Öyle anlat demekle dökülseydi keşke…” diye söylenerek başlayan konuşmam Anlatarak devam ediyor. Kendim bile kendimin neler dediğine şaşırıyorum. Zihnimin arkalarından bir ses “Ah keşke ses kaydı ya da not alsaydım” diyor. Ama biliyorum ki er istediğim an yine yanımda olur. Yine Anlatmamı sağlar. Dinliyor sabırla. Ben anlattıkça o parlıyor. Işıldıyor gülümseyerek. O parladıkça benden daha da dökülüyor anlatamadıklarım. Ben şaşkın, o parlak. Devam ediyoruz böyle bilmediğim bir süre. Sanki zaman durmuş diyeceğim ama yan taraftan gelen eski pop şarkıları akmaya devam ediyor ortama. Zaman akıyor, ben akıyorum, o ise sabit. Tüm dikkati bende. O kadar ki dumanın bile aramıza girmesine izin vermiyor. Anlattıklarım bitince bir hafifleme hissediyorum. Oysa ki koca bir balığı götürdüm salatayla. Çok da lezzetliydi. Tat algılayabildiğime göre rüya değil bu herhalde diyorum.  Hiçbir şey söylemiyor. Sanki sonsuza kadar konuşsam dinleyecek. Teşekkür ediyorum. Şükrediyorum varlığına.

– Asıl iyi ki sen ve senin gibiler var. Varlığımı onurlandırıyorsunuz. Çoğu insan görmüyor beni. Bakıyor ama görmüyor; hissetmiyor. Öyle mutlu oluyorum ki beni hayatınıza dahil ettiğinizde. Etmeseniz de benim görevim ışık saçmak ama ne yalan söyleyeyim farkedilmek güzel.

O karşımda oturdukça ikram, ikram üstüne geliyor. Oturduğum mekan da onun varlığını onurlandırmak istiyordu anlaşılan. Zihnim ise “Ne güzel anlatıp hafiflemiştim. Şimdi ye ye şişmesem bari” diye kuruyordu. Gülüp geçtim onun dediklerine. Tabii ki zihnimden geçeni yine de hissetmişti.

– Haydi gel yürüyüşe çıkalım. Eritirsin hem yediklerini; dedi.

Birkaç dakika yürümüştük ki “idil bir yere mi yetişeceğiz?” dedi.

– Yooo

– O zaman neden koşturuyorsun? Şu manzaranın güzelliğini görebiliyor musun öyle koştururken?

Utandım. Haklıydı çok. O kadar farkındalıktan, yavaşlamaktan bahset sonra keyif yürüyüşünde bile koştur. “Dalgaların sesini dinle” dedi. “Senin yürüdüğün gibi hızlı vursalardı kıyıya ne olurdu?”

– Fırtına olurdu herhalde

– O zaman ne gerek var içinde fırtınalar yaratmaya. Sakinleş.

– Haklısın.

Yavaşladım. Yolsa birini gördüm tanımadığım. Selamlaştık. Bir yavru kedi gördüm. Onu sevdim bir süre. Yavaşlamasam kaçıracağım bir çok detay beni mutlu etti. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle bitirdim yürüyüşü. Ama tabii gram eritememiştim yediklerimi. Bir soda içsem iyi olacaktı 😊

Anladım ki Anlatabilmek için önce yavaşlamak ve Anlamak gerek. Zihin oradan oraya koştururken anlatmaya çalışınca sadece gevezelik etmekle kalıyorsun. Döndüm bu güzel öğreti için tekrar teşekkür ettim ona. O da

– Ben bunun için buradayım ve her zaman yanındayım unutma. Ben zaten yaratıcılığınızı da canlandırmak için buradayım. Dişi enerjinizle bağ kurun, yaratın ve yarattıkça benim gibi parlayın istiyorum; dedi.

Siz hiç AY’la bir gece geçirdiniz mi? Bir deneyin. Bakalım siz neler ANlayacaksınız 😉