Dün bir demet tiyatroda Mükremin şöyle bisi dedi: “Babacim, sen hep zaman her şeyin ilacidir derdin ya hani, yalanmis o be. Asil zaman hastaligin ta kendisiymis!”

soru 1: Zaman ne demek?

soru 2: Mukremin mi hakli babasi mi ya da kim?

CEVAP :
Zaman bence bir an’ı bir başkasına bağlamak için icat edilmiş bi düzenek…

Kendimize bir sıfat bir isim buluyoruz, ve o olmaya başlıyor, o olmayı yaşıyoruz… Aslında kendimle ilgili herhangi bir algı, herhangi bir düşünce bir seçimdir – bir sunum şekli seçmektir…

Ben sıcak sevmem, kışı tercih ederim.
Ben kendimi bildim bileli öğrenciyim, işte neler yapabilirim bilmem ki .
Ben dansetmeyi beceremem, sevmem de zaten.
Ben de hep arızalı hatunlar buluyorum.
Ben tipik bi balık burcuyum.
Ben özellikle uçak simulasyonu oyunlarında iyiyim.
Bak gene kelek yaptı kader bana! Otobüsü kaçır trafik yüzünden, şimdi de 3 saat bekle terminalde… O-hoo… İşlerim niye hep kötüm kötüm gidiyo?!

Vs vs vs…

Bunların herbiri kendimizle ilgili, hayatımızla ilgili şekil veren ifadeler… Ve bi şey var zeminde, bu gibi düşüncelere inanıp benimseyip onlar olan… O şey nası bi şey nası bi zemin bilmiyorum ama taa derinde “ben” dediğim zaman orayı kastettiğimi hissediyorum…

O “ben” son derece yalın, son derece takısız – sadece var..!

Ve ne olmak istiyorsa (farkında olarak veya olmayarak) onu olmayı seçiyo, basitçe o inanca/düşünceye “tutunarak”… Aslında “ne olmak istiyorsa” lafı da yanlış, çünkü zaten asıl “olan” kendisi… Gelin şuna “kendini nasıl sunmayı seçiyorsa” veya “oluşunu nasıl ifade etmek istiyorsa” diyelim…

Yani o “zemin benlik” noktasından, her türlü inanç her türlü düşünce “sanal”… Çünkü seçilen, edinilen veya bir şekilde giyilen bir kılıf sadece… Ben şuyum ben buyum ben şöyleyim böyleyim falan düşüncelerinin her biri, BEN’i nasıl sunacağımı belirliyor… EGO dediğimiz de bu aslında… Yani bizi tutsak eden, aşılması gereken, dizginlenmesi gereken bir şey değil. Tam tersine Oyun’un can damarı, en züper buluşu belki de! Sınırsız formsuz olanı nasıl sunmayı seçtiğimizdir EGO… Yani bir kişi, yer veya kabuk falan değil; bir süreçtir… Sunum sürecidir… Ve gerçek olmasını (realitesini yani) BEN’im süregelen dikkatime borçludur… Ve tabi içiçe geçmiş bir sürü ego taşır insanoğlu…

Kitap cümlesi olarak söylemiyorum, deneyimle gördüğüm bir şey şu ki: kısacık bir boşluk bile oluşursa herhangi bir sanal benliğimiz/imajımız/egomuz sürecinde, o an varlığı bitiyor o egonun… Çok yalın bir yöntem : “her ne sanıyorsam ben o değilim”. Yoğun biçimde kaptırmamışsam kendimi drama, bu replik çotank diye kesiyor akışı ve isimsiz formsuz bir varlık olarak tanıyosunuz kendinizi (bu varlıklardan kaç tane vardır, hepimizdeki aynı mıdır bilmiyorum)… ben bu eyleme “boşluğa demirlemek” diyorum… kendimi kısa bir an koparabilirsem, kısa bir an herhangi bir inanca/düşünceye değil boşluğa çapalayabilirsem hükmü geçiyor egomun… ve eğer keyif vermeyen bir sunum şekliyse bu ego, “zamana geri döndüğümde” bırakılmış, geçersizlenmiş oluyor… yok hoşa giden keyif veren bir sunum şekliyse tercihen devam ediyor – tabi bu boşluğa demirleme eylemini zaten, hoşa gitmeyen bir sunum sergilenmekteyse yapma ihtiyacı duyuyor insan… mutluyken nedenini sorgulamayız ki! keyfini süreriz!…

ve bu sanal yapılar, kendi başlarına gerçeklikleri olmadığından, ilgimizi dikkatimizi çekmeyi sürdürerek hayatta kalabilmek için bir geçmişe – sağlam, köklü, böyle-gelmiş-böyle-gider bir geçmişe – ihtiyaç duyuyor… ve ileride olmak istediği şeyleri olabileceği, sahip olmak istediklerine ulaşabileceği bir geleceğe… şimdide varolamaz ego… ya önceki bir anı yansıtır şimdiye ya da kurgusal bir gelecek anı…

işte bu mekanizmayı sağlayabilmek için icat edilmiş düzeneğe de zaman diyoruz biz faniler 🙂

bu doğrultuda, geçmiş ve gelecek arasına sıkışmış bir yaşam yarattığı için en büyük hastalıktır zaman… ama aynı şekilde, BEN’im kendim için seçtiğim sunumun hayat denen dans şöleni içerisinde ahenkle ortaya çıkmasına olanak verdiği için; yani seçtiğim şeyi olabilmeme/yaşayabilmeme imkan sağladığı için en büyük buluşlardan biridir de zaman….

yani zamanı eski acıları, tatsızlıkları sürdürme, canlı tutma veya yalnızca hoşa giden şeyleri oldurma amaçlı kullanışımıza göre değişir zamanın iyiliği/kötülüğü…

fizik, türlü enerji kaynakları geliştirmede de kullanılır, atom bombası yapmakta da… e şimdi fizik insanlığa ilaç mı hastalık mı?

özetle : mükremini seviyim babasına bi şey olmasın ! 😛

Murat Öz