Son zamanlarda içine biraz mistisizm karıştırılmış, okültizmle bolca baharatlanarak, parapsikoloji türevlerinin her türüyle yapay biçimde tatlandırılmış çok sayıda yanıltıcı akım ve de bunları temel alan sözde “kişisel gelişim” yayınları ortalıkta boygöstermiş durumda…

Böylesi akımlar ülkemizde yıllar öncesinde bir yandan ufocular tarafından öte yandan da parapsikologlarca başlatılmıştı (Tanrıların Arabaları’nı hatırlayınız). Ufoculuğun modası geçince kadim ruhçularla işbirliğine gittiler; çünkü onlar da demode olmuş, bütün çabalarına rağmen içlerinin ne kadar boş ve yanıltıcı olduğu anlaşılmıştı. Bir süre el ele, kol kola gidildi; köprülerin altından çok sular aktı, fazlasıyla çeşitlendiler. Bu arada teknolojik gelişmeler yaşandı, uyuşturucu türleri sayıca arttı; derken “Dördüncü Boyut”, o da yetmedi “Beşinci Boyut” safsatalarına ulaşıldı. Evet, böylesi boyutlar vardır; ama bu satırların yazarları onları deneyimlemiş midir? Bakın hemen söyleyelim, deneyimleyebilmiş olanlar böyle yazmazlar, daha doğrusu afişe etmezler; hele de meseleyi ticarete dökmeleri hiç mümkün değildir. Bu, yogayı bilmeyenlerin yoga konusunda, meditasyonu hiç yaşamamış ya da deneyimlememiş olanlarınsa meditasyon konusunda ileri-geri konuşup yazı yazmasına benzer. Bunların yogayı da meditasyonu da nasıl anlayıp tanımladıklarına ve okurlarına nasıl aktardıklarına önceki yazılarımda ayrıntısıyla değinmiştim. Hattâ bazı sözde üstatlar (!) moksha’yı, samadhi’yi,ve de Nirvana’yı öyle bir anlatıyorlar ki, sormayın gitsin…

Fantastik edebiyat zaman zaman çok etkili ve cezbedici oluyor, amerikan toplumu yıllarca “superman”lar bekledi; “dünyayı kurtaran adam”lar hep bir özlemin, ama daha da önemlisi dışsal ve kolaycı çözümlerin beklentileriydi. Zaten Doğu’da hep “guru”lara, Batı’da ise “kahramanlar”a özlem duyulmuş, yoksa da yaratılmıştır. Kendimiz birer mikrokozmos olduğumuz halde yine de akıllanmadık; kendi içimize dönmemizi engelleyen, geciktiren, yeni yeni olumsuzluklara, hayal kırıklıklarına ve başka psişik acılara ve umutsuzluklara yöneldik durmamacasına.

Ama artık başka mesih’ler yok; peygamberlere, gurulara, kurtarıcılara da yer yok… Neden yok?, dünya çok hızlı gelişiyor ve değişiyor da ondan.

Bilişim ve iletişim çağının bütün bu entel-okült-sözde mistik yeni moda akımları insanlarımızın özlemlerinin, tatmin edilmemiş tutkularının istismarı üzerine kurulmuştur; çoğu Doğu felsefelerinin kırıntılarından toparlanmış birkaç güzel söz, bu konulara az çok kafa yormuş yarı aydınlara ve aydınlanmaya çabalayanlara hitap edebilecek birkaç teknolojik ayrıntı ve dediğimiz gibi bolca da zihinsel karmaşanın istismarı…

Tamamı bol yaldızlı, sahte ışıltılı, parlak cümlelerle süslenmiş “Antik Mısır Sırları”, “Aura ve Çakra Kullanımı”, “Gizli Güçleri Geliştirme Teknikleri”, “Şakra Teorileri”, ruhçuların ‘fırsat bu fırsattır’ diyerek ısıtıp ısıtıp araya sıkıştırdıkları “Gizli Sırlar Öğretisi”, “Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri”; derken “Işık Habercileri”, “OMNI-Yaradılışın Dört Prensibi”ni ve “Kozmik Şifreler”i biliyormuş gibi açıklayanlar; “Yüksek Bilinç” kılavuzları, “Kirael-Büyük Değişim”i, “Batık Ülke MU Uygarlığı”, ardından “MU’nun Sembolleri”, hattâ “MU’nun Çocukları”; sözde kızılderili büyücülerinin öğretilerinden yola çıkılarak yazılan kitaplar, KRYON celselerinden sözde ciltler dolusu ama sürekli birbirini yineleyen yüce ruhsal varlık mesajları, hep ‘bir kanaldan bir üstada aktarılan’ uydurma “Tebliğler”, herşeyin ve herkesin “kodu”nu çözenler… sıkıldınız değil mi?; halbuki daha yarısına gelmiştik…

Şimdi sözü fazla uzatmadan, eleştirilerimizi birkaç noktada özetleyelim:

1. Bu tür yayınların, kendi potansiyelinize ve gücünüze olan inancınızı zayıflatması bir yana, gerçekliklerle ilişkinizi askıya alma riski söz konusudur.

2. Sanal ya da gerçek olsun, yolunuzun dışındaki birilerine “yüksek varlıklar” derseniz, içinizdeki gücü ve cevheri inkâr etmekle kalmaz, kendinizi de “alçak varlıklar” kategorisineindirgemiş olursunuz. Bu ise zaten size klasik semavi dinlerin binlerce yıldır yapmak istediği şeydir. Yani asıl tuzak budur.

3. Hep söyledik, bu işler önce içsel gelişmeyle olur; yemek tarifi değil ki sadece kitaptan okumayla başarılabilsin. O vakit öğretmenlere, ustalara ne gerek kalır? Önce kişisel eğitiminiz belli bir aşamaya gelecek, eleştirel bakabilecek, yorumlayabileceksiniz; zaten o zaman bu tür yayınlara itibar edilmeyecektir.

4. “Kişisel Gelişim”de mesele artık bir bakıma ‘fantastik edebiyat’a ya da bir tür ‘psişik bilim kurgu’ya dönüşmüş durumda. Okuyun, hayal kurun, temel bir eğitiminiz yoksa halüsinasyonlara dalın; o konuda ne kadar “yükseğe ulaşacağınızı” bilemem ama, bildiğim birşey, eğer kendinizi kaptırır ve ciddi arayışa girerseniz sonunda psikologlara ya da terapistlere mutlaka ulaşırsınız. İnanın böyle kişiler tanıdım. Uyku ve rüya düzenleri bozulmuş, yaşamları çekilmez hâle gelmişti.

Yani bu tür çabalar size elle tutulur hiçbir şey sunmayacağı, ruhsal ve mental olarak hiçbir olumlu katkı sağlamayacağı için sonucun o büyük beklentilerin ardından gelecek olan büyük bir düş kırıklığı ve mutsuzluk olması kaçınılmazdır.

5. Eğer onlar süper insanlar, üstün güçler, farklı boyutların gelişmiş varlıkları, dünyamızı kurtaracak olan “görevli” yaratıklarsa bizlere de, göstereceğimiz bunca çabaya da ne gerek var? O zaman zaten zihnen “ruhçu–uzaylı koalisyonu”na katılmış (!) olmaz mıyız? Hani eskiden “koalisyon güçleri” ile “klingonlular” vardı…, bir de bu güçlerin ağababaları olan daha üstün varlıklar. Şimdi de çocuklara Selena’lar, Nana’lar, Perfinya’lar var; büyüklereyse yukarıda sayılanlar…

6. Bu tür boşuna çabaların kendi özümüze dönmemize engel oluşturmaları bir yana, onca zamanın ve emeğin boşa harcandığı kanısına vardığımızda nasıl hayıflanacağımızı da tahmin edebiliyorum.

7. Ayrıca bu tür safsatalar teorimizi zenginleştirmediği gibi, zihnimizi de sislendirir, gölgelendirir… Üstelik alternatif maliyeti o kadar yüksektir ki hem yol’a hiçbir yararı olmaz, hem de yürüyüşümüzü aksatır, duraksatır. Bizleri o hep yakındığımız emeksiz, hazırcı ve kolaycı sözde yararlar ya da çözümler aramaya yöneltirler.

Yorum ve eleştirilerimizi uzatabiliriz, ama bu kadarı da yeterlidir.

A. Kerim Soley