sonsuz:

Sevgili Cem, bu sayımız için ben biraz senin uzmanlık alanlarından olan konulara girmek istiyorum. Özellikle de doğu öğretilerini çok iyi bildiğimizi sanıyoruz ama gerçekten biliyor muyuz emin değilim. Hemen başlıyorum. Bana kısaca Tao ve Zen nedir anlatabilir misin?

cem sen:

Tabi ki Hasan. Taoizm, Çin’in geleneksel öğretilerinin bir derlemesidir. İki temel yaklaşımla açıklanabilir tarihi. Antropolojik yaklaşıma göre, erken dönem insan topluluklarına dayanmaktadır ve bunların animist ve şamanik dünya görüşlerinden evrimleşmiştir. Bu anlamda Taoculuk, gelişmiş bir şamanizmdir. Fakat Taoizmin batıni yani ezoterik geleneği bize Taocu öğretinin “atalardan” geldiğini söyler. Bu atalar, ilk dönem ölümsüzlerdir. Taoculuk 2 temel yoldan ilerler. Bunlardan bir tanesine iç diğerine dış yöntem denebilir. İç yöntem ruhsal enerji ile başlar ve dış dünyaya yönelir, dış yöntem ise nefes ve fiziksel egzersiz ağırlıklıdır ve içe doğru yönelir. Yani sonuçta ikisinin de dönüp dolaşıp geldikleri yer aynıdır. Batıni öğretiye göre, erken dönem ölümsüzler dünya üzerinde uzun süre yaşamışlardır.

Zamanla dünyadaki bazı değişimler 2. ve 3. kuşak insanları yaratmış ve bir seri bozulma sonucunda insanlar bugünkü halini almıştır. Taocu çalışmaların amacı, atalardan gelen yöntemleri kullanarak insanları bu ilk dönem atalara benzer insanlara dönüştürmek ve “tanrı” (bu terim uygun olacak sanırım) ile birliğe ulaştırmaktır.

sonsuz:

Peki ya Zen nedir?

cem sen:

Zen ya da Çincedeki adıyla Chan ise Hindistan’dan gelen Budizmin, Çin’in yerli öğretileri olan Taoizm ve Konfüçyüsçülük ile karışımından doğmaktadır. Yaratıcısı Bodhidharma ya da Çince’deki adıyla Da Mo’dur (Japoncası ise Daruma’dır). Da Mo, Hindistan’dan Çin’e Budizmi anlatmak için gelmiş ve burada Shaolin manastırına yerleşmiştir. Bu manastırda Budist rahiplerinin miskin miskin oturdukları ve sağlıklarının bozuk olduğunu gören Da Mo, 9 yıl süren bir arayışın sonucunda 2 önemli çalışma geliştirmiştir. Bu çalışmalar I Chin Ching ve Shi Shoei Ching olarak adlandırılır. Yani Kas ve Tendon Değişim Yöntemi ile İlik ve Beyni Temizleme Yöntemi. Bu yöntemlerle Zen Budizm hayata geçmiştir. Zen’in özünde, kişinin varolan şartlanmalardan kurtulup özgürleşmesi bulunmaktadır. Ancak Çin Zen’i orijinal haliyle Taoizm’den çok ciddi etkilenmiş ve qigong ile benzeri çalışmaları kullanmıştır. Zaman içinde ise Budistler Zen’e sırtlarını döndüğünde Taocular bu öğretiye sahip çıkmışlardır. Daha sonra Çin’den Japonya’ya ihraç olan Chan, burada Zen olarak adlandırılmıştır. Ancak Japon Zen’i ciddi anlamda eksikler içermektedir ve çalışmalarının özü yalnızca Zazen olarak adlandırılan bir meditasyon üzerine kuruludur. Oysa orijinal Zen yani Chan, Taoizme çok benzeyen bir yoldur. Benim ustalarımdan bir tanesi yüzyıllardır Shaolin’in gerçek koruyucusu olan ailenin mirasçısı. Mesela onların uyguladığı Zen, Japon Zen’inden çok ciddi farklı. Bu nedenle Zen dediğimiz zaman hangi Zen’den bahsettiğimizi sormak lazım.

sonsuz:

Aslında biraz kafa karıştırıcı ne yalan söylim. Bunları daha basitleştirebilmek mümkün müdür? Tao şudur, Zen şudur gibisinden. Çok basit, düz cümlelerle?

cemsen:

Elbette. Temelde Çin Zeni ile Tao aslında aynı şeyi hedefler. Birisi (Taoizm) bunu, enerji ve ruhsal çalışmaları öncelikli kullanarak yaparken diğeri farkındalığı temeline alır. Taoculuk çok daha zengin bir folklör içerir ve Taocular aslında belki de ilk bilim adamlarıdır. Çalışmaları ciddi bir bilimsel platforma oturur. Zen yaklaşımının böyle bir kaygısı yoktur. O, doğrudan bir yaklaşımla gerçeğe ulaşmak ister. Aslına bakarsan iki öğreti çoğu zaman o kadar iç içe girir ki birini diğerinden ayırmak mümkün olmaz. Elbette Japon Zeninin bundan ayrı tutuyorum.

sonsuz:

Hazır el attık madem o zaman Japon Zen’inin farkı nedir diye sorsam?

cemsen:

Japon Zen’i biraz eksik devşirilmiş bir bilgi içerir. Bu biraz hayata Japon bakışı ile Çin bakışı arasındaki farktan kaynaklanır. Çin’in bakış açısı, ki Taocular da böyledir, pragmatisttir. Yani işe yarayan bir şey varsa onun kimden ya da neden geldiğini önemsemeden kullanırlar. Japonlar ise gelenekçi ve statükocudur biraz. Öğretiyi hemen sınıflar, standartlaştırır ve belki de bir anlamda gereksiz yüceltirler.

Mesela Çin’de gerekli eğitimini tamamlamış bir insanın kendi ekolünü yaratması çok sık yaşanan bir durumken Japonya’da bu daha zordur. Japon Zen’i bu anlamda Koan dediğimiz bir sorular silsilesini kullanır. Bu sorular evet ve hayır ile yanıt verilemeyecek sorulardır. Mesela “Bir elin sesi nedir?” gibi. Bu sorularla öğrencinin aklın sınırlarından kurtulması hedeflenir. İkinci yöntemleri Mondo’dur. Bu da usta ile öğrenci arasındaki sohbetleri içerir. 3. yöntemleri ise Zazen yani farkındalık meditasyonudur. Bu kadar. Japon Zen’inde başka bir şey yoktur. Elbette sanat, savaş sanatları filan gibi şeyler vardır ama bunlar çok önemli değil. Japon Zen’i bu üç temel üzerinde hareket eder. Çin Zen’i bu anlamda çok daha zengindir. Qigong vardır mesela içinde ki bu çok ciddi bir fark yaratır. Ayrıca daha özgür ve serbesttir diyebiliriz. Japonya’da çok değerli Zen ustaları vardır. Fakat kişisel görüşüme göre Çin Zen’i ustaları ile karşılaştırıldıklarında bana biraz yetersiz gelirler.

sonsuz:

Aslında Türk insanına Japon olan daha çekici geliyor herhalde. Samuray falan deyince, hani TV filmlerinden alışkınız ya, samuraylar, ninjalar, bushido falan. Popüler kültürün bu bağlamda olumlu etkisi mi oluyor, yoksa içine mi ediyor bu bilgilerin? Mesela Shaolin deyince de gelip gösteri yapan rahipler akla geliyor. Felsefe falan nanay sanki.

cemsen:

Elbette Japonlar yakın gelebilir. Ne de olsa bizim bektaşi kültürümüz de Osmanlının savaşçı sınıfına çok şey katmış. Bu anlamda Zen ve Samurailer arasındaki bağlantıya benzer bir bağlantı Bektaşilik ve Yeniçeriler arasında var. Bu anlamda iki kültürün bir akım benzerlikleri bulunuyor. Bununla birlikte popüler kültürün çok etkisi var beğeniler üzerinde. Yine de bize ballandıra ballandıra anlatılan samurailer ne yazık ki en parlak oldukları dönemde bile 1000 de 1 bellki bulunuyordu belki de bulunmuyordu. Yani bize anlatılan bir ideal. Shaolin’e gelince, onlar da son zamanlarda tam anlamıyla show maymununa döndüler ne yalan söyleyeyim. Ama tabi ki gerçek öğretiler hala duruyor. Shaolin’e gidersen görürsün orada minicik çocuklar, bizim burada bakkala yollamaya kıyamazsın, deli gibi antrenman yapıyorlar. Üstelik, gerçek Chan ya da Zen ve Shaolin öğretileri Taocuların elinde hala duruyor. Bu nedenle aslında elbette onların bize ne sunduklarına bakmak lazım. Yine de Japon samuraisi yaklaşımının bugünün iş dünyasında ya da hayatında Sun Tzu’ya göre daha yetersiz kalacağını düşünüyorum.

sonsuz:

Qigong dediğin nedir? Aklıma parkta çeşitli hareketler yapan insanlar geliyor. Ha bir de Karate Kid’deki Efendi Miyagi. (Popüler kültür nasıl etkili görüyoruz burada da.)

cemsen:

Ne ilginç değil mi? Mesela efendi Miyagi, Okinawalıdır. Yani geleneksel karate yapmaktadır ve bu Çin’e en yakın olan sistemdir. Bu nedenle o filmde, her ne kadar gerçek olmasa da, qigong vardır. Bu arada Miyagi ailesi gerçekten de Çin’den Okinawaya karateyi getiren balıkçı ailedir.

Qigong aslında nispeten yakın zamanda geliştirilmiş bir terimdir. Çin’deki bu çalışmalar daha önceden qigong adıyla bilinmiyordu. Daha önceden Tao Yin adı kullanılıyordu ama o bile nispeten yakın zamanda kullanılan bir isim. Yine de Qigong’un genel olarak Çin’deki yaşamsal enerji çalışmalarına verilen genel isim olduğunu söyleyebiliriz.

sonsuz:

Peki Qigong ne işe yarar? Ondan ne bekleyebiliriz?

cemsen:

Qigongu 3 temelde ele almak gerektiğine inanıyorum. Bu üç temel hem bedendeki üç enerji türüne karşılık geliyor hem de gelişim çizgisine daha uygun. İlk aşamada Qigong sağlık kazanmak ve bedeni güçlendirmekle ilişkilidir. Özellikle de bağışıklık sistemini güçlendirmekle. Çağımızda yıkıcı hastalıkların çoğunun bağışıklık sisteminin çökmesine ya da zayıflamasına bağlı olduğunu düşünürsen bence qigongun günümüz insanına vereceği çok şey var. Hatta okullara ders olarak konması gerekir. Bu sayede çocuklar çok daha sağlıklı olacaktır.

Neyse konumuza dönersek. İlk aşamada Qigong, bedenin alt kısmında bulunan enerji deposu üzerinde çalışır. Bedenimizde bu depolardan 3 tane vardır ve her biri Dan Tien olarak adlandırılır. Dan Tien, iksir alanı anlamına gelir. Alt Dantien, karnın altında bulunur ve bedenin sağlığı ile ilişkilidir. Aynı zamanda san ciao ya da üç hazine olarak adlandırılan üç temel enerjimizin ilkini, yani jing enerjisini yönetir. Bu bölgenin güçlenmesi, bedenin sağlıklı bir hale gelmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Taocular, sağlıklı bir bedenle ruhsal arayışın daha kolay olacağına inanırlar. Aslına bakarsan ben de orası burası ağrıyan hasta bir bedenle ruhsal gelişim peşine düşmektense sağlıklı bir bedenle bunun daha kolay olacağına inananlardanım.

Jing, bir yandan bağışıklık sistemimize karşılık gelirken bir yandan da hormonlarımıza ve cinsel enerjimize karşılık gelir. Dolayısıyla bu alanın güçlendirilmesi hormonal sistemin ve cinsel enerjinin de güçlenmesini sağlar. Bu alan yeterince güçlendiğinde, burada Dan ya da enerji incisi yaratılır. Bu inci bilincin kendine aktarıldığı ruhsal özümüzdür. Bu anlamda dan tien gerçek anlamda bir iksir kazanı ya da felsefe taşıdır. Burada yoktan bir şey varedersin. Bir inci yaratabilirsin. İnci bir kez yaratıldı mı artık bilinç de ölümden sonrasına taşınabilir. Bu nedenle alt dan tienin güçlendirilmesi “temel”dir ve bütün ruhsal gelişim aşamaları bu temelin üzerine yükselir.

sonsuz:

Bu inciyi açabilir misin? Senin Thumos romanındaki gibi bildiğimiz inci mi, yoksa sembolik bir inci mi?

cemsen:

Thumos’taki inci gibi. Bedendeki enerjinin, bir tür ışık olarak yoğunlaştırılmasının sonucunda yaratılıyor ve erdem ile besleniyor. İnci yeterince sağlamlaştığında güçlenip büyüyor ve bedenin dışına da hareket edebilir hale geliyor.

sonsuz:

Nasıl yani bedeninden inci mi çıkıyor?

cemsen:

Evet, ustalar öldüğünde, bedenleri yakıldığında geriye bildiğin inciye çok benzeyen inciler kalıyor. Ama bunlar normal inciden farklı ve yokedilemiyorlar. Yani yaksan da yok olmuyorlar. İki türü var. Koyu renk ve açık renk. İkisini bir araya getirdiğinde, eğer çevrede dua, hoşgörü, ruhsal enerji ve erdem olursa üçüncü bir tane yaratabiliyorlar. Senin anlayacağın Dan ya da inci aslında erdemin maddeleşmiş hali.

sonsuz:

Neyse fazla kurcalamayalım bu konuyu. Zaten bizim ülkede usta yakma gibi durum olmadığı için incilerle de işimiz olmaz. Peki sen devam eder misin anlatmaya enerjileri?

cemsen:

Elbette. Alt Dan Tien çalışmaları biraz önce de açıkladığım gibi sağlık kazanmak için çok önemli. Hemen ardından orta Dan Tien çalışmaları başlıyor. Bu çalışmalarda ikinci enerji türü olan qi ya da chi geliştiriliyor. Bu merkez aynızamanda iradeyi yönetiyor. Yani bu depo güçlendiğinde irade ve istenç gelişmeye başlıyor. ayrıca enerji daha arı bir hale geliyor. Bu depo güçlendiğinde enerji artık ellerden ve ayaklardan bedenin dışına hareket etmeye başlıyor. Bu da şifa verme yeteneğini ve elbette kötü niyetliysen öldürme yeteneğini geliştiriyor. Mesela Tai Chi Chuan çalışması bu aşamada artık bir anlam ifade etmeye başlıyor. Ancak bu aşamaya gelmeden etkisi çok daha zayıf oluyor.

Fakat enerjinin jing’den qi’ye dönüşebilmesi için iki dantien’in arasında ilişki kurmak gerekiyor ki çoğu öğrencinin en çok zorlandığı aşama burası oluyor ilk etapta. Çünkü bu aşama aynı zamanda cinsel perhiz aşaması. 100-120 gün kadar cinsel perhiz yapmak gerekiyor bu aşama için. Bu sayede, elbette doğru çalışma ile, alt ve orta dantienler zhanog mai adı verilen orta kanal aracılığıyla birbirine bağlanıyor. Bu arada hem alt dantien çalışmalarında hem de orta dan tien çalışmalarında bedendeki inci bedenin içinde omurga boyunca yukarıya yükseltiliyor. Alt dantien geliştirilirken omurganın iki kenarından yükseliyor, orta dantiende ise omurgadan yükselmeye başlıyor yukarıya doğru ve gücü çok artıyor. Bu aşamada aynı zamanda insanın aurası çok güçleniyor.

sonsuz:

Son aşamada durum nedir?

cemsen:

Son aşama artık paranormal yeteneklerin ve ruhsal boyutların açıldığı aşama. Ruhsal çalışma artık bu aşamada yavaş yavaş başlıyor. Bu aşamada kafatasının içindeki üst dantien çalıştırılıyor. Üst dantien, Shen yani ruhsal enerjiyle, ruh ve bilinçle ilişkili. Bu aşamada sıkça sözü edilen üçüncü göz de açılıyor. Fakat buradan sonrası artık biraz tehlikeli ve ancak ruhsal gelişimi ciddi bir şekilde değerlendirenlerin kat etmesi gereken bir yol.

Bu aşamada enerji çok güçleniyor ve ilk iki aşamada omurganın kenarından ve omurganın üzerinden yükselen enerji bu aşamada iliğe giriyor. Benzetme kullanırsam ilk aşamada 220 volt enerji ile uğraşırken ikinci aşamada 1000 volt enerji ile uğraşıyorsun. Bu aşamada ise enerji bir anda kendini katlayarak artıyor ve 10000 volta çıkıveriyor. Bu sayede, kafatasının üstünde bulunan baihui eenrji merkezi bir tür kapıya dönüşüyor ve ruh, henüz biz ölmeden bu alandan dışarıya çıkıyor. Senin anlayacağın bir anlamda ölüyoruz. Mesele ruhun bedeni terketmesi değil, onun geri getirilmesi. Bu nedenle bu çalışmanın bir ustanın gözetiminde yapılması daha doğru olur. Bu deneme başarıldıktan sonra artık uygulayıcı ruhunu ve enerjisini istediği gibi öte alemlere yollayabilir buradaki ustalardan öğrenebilir hale geliyor. Bu aşama Xian Tien ekolünde ölümsüzlüğün ilk aşaması olarak adlandırılıyor ve qigong bundan sonra daha da gelişiyor. Ancak bu aşamadan sonrası tümüyle bir ölümsüzle çalışılıyor. O nedenle şimdilik buraya kadar bahsedelim

sonsuz:

Peki Qigong nasıl yapılıyor? İlla sabahın köründe bir park bahçe bulmak mı gerekiyor? Millet bir de deli diye bakmasın hani? Yoksa daha kolay yolu var mı?

cemsen:

Qigong, özellikle başlangıç aşamasında oldukça kolaydır aslında. Açık havada yapılan ve kapalı ortamda yapılan türleri vardır. Özellikle alt dantieni ilgilendiren çalışmalardan bazılarının açık havada yapılması iyi olur ama bir zorunluluk değildir. Elbette açık hava bazı çalışmalar izin avantaj sağlar ama dezavantaj sağladığı çalışmalar da vardır. Senin anlayacağın illa ki parklarda ya da açık alanlarda çalışılması gerekmiyor.

Ben yıllarca açık havada ve parklarda çalıştım. Elbette sabahın erken saatlerini tercih ediyordum. Bazen son derece medeni insanlar oluyordu ortada ve sakince izliyorlardı. Bazen de rahatsız edici insanlar da oluyordu tabi. Bu biraz da alışkanlık sanırım. Yani sabah parkta koşan birini görünce insanlara normal geliyor ama tai chi ya da qigong yapan birini görünce garipsiyorlar. Fakat yeterince insan böyle bir şey yaptığında daha normal algılamaya başlıyorlar. O nedenle zaman içinde normal kabul edilyecektir; fakat o zamana kadar eğer çok rahatsız oluyorsan kapaı alanda da uygulayabilirsin. Hatta bazı çalışmaları zaten kapalı alanda uygulamalısın.

sonsuz:

Sana son olarak Türk işi bir soru sorayım. Bu anlattıkların güzel de, hoş da, Türkiye topraklarında yaşayan bir vatandaş nasıl nasiplenebilir bu bilgilerden. Bizlere neler kazandırır? Günlük hayatımızda işe yarar mı? Bir de diyelim karar verdik ve bu yolda yürüyeceğiz? Nasıl öğrenebiliriz, kimden ders alabiliriz?

cemsen:

Qigong Türkiye’de oldukça yeni bir disiplin. Ancak son zamanlarda qigong öğreten pek çok kişi ve kurum gelişmeye başladı. Bunlardan bazıları elbette benim temkinli yaklaştığım kişi ve kurumlar.

Çin devletine bağlı olarak öğretien qigonları tavsiye ederim ilk olarak. Bazı Çinliler bu tür dersler veriyorlar. Çin devletinin geliştirdiği qigonglar özellikle sağlık kazandırmak için iyi uygulamalardır. Ancak benim bildiğim kadarıyla ciddi ve geleneksel bir qigong eğitimini benden başka öğreten kimse yok. Elbette bunu söylerken bildiğim kadarıyla dediğimi unutma. Belki vardır ama ben bilmiyorumdur. Ortalıkta qigong adıyla öğretildiğini duyduğum şeyler ise çok derme çatma şeyler. Gerçek qigonun metodolojisinden biraz uzak.

Bu nedenle biliyorsun Tao Türkiye(www.taoturkiye.com) adında bir internet sitesi hazırlıyoruz. Amacım gerçek qigong uygulamalarını bizim insanımızla buluşturmak. Bu anlamda eğer gerçekten qigong yaptığını iddia eden eğitmenler varsa kendileriyle büyük bir zevkle tanışmayı ve kendi sitemden onları da duyurmayı çok isterim.

Ayrıca hayalim biraz eğitmen yetiştirmek. Şu ana kadar gerçek anlamda yetiştirdiğim tek eğitmen var o da Yeni Zelanda’ya taşındı. Geçmişte öğrencim olmuş ve şu sıralarda ders veren bazı kişileri de duyuyorum. Kimseye öğretme yetkisi vermiş değilim; ama eski öğrencilerimi belki biraz daha eğitip ders verebilir hale getirebilirim. Fakat özel eğitim verdiğim insanlar var. Yakın bir zamanda kuracağımız internet sitesine ek olarak İstanbul’da bir eğitim merkezi de kurmayı planlıyorum. Bu olduğunda sanırım eğitimler daha kolaylaşacak. Eğer İzmir, Ankara gibi şehirlerden yetenekli arkadaşlar çıkarsa onları da eğitmen olarak yetiştirmeyi hayal ediyorum. Bu sayede belki geleneksel qigong çalışmaları ülkemize yayılabilir.

Ayrıca hastanelerde kullanılmasını çok isterim bu çalışmaların. Süha Ertekin gbi sevdiğim arkadaşlar, Tai Chi eğitimini hastanelerde kullanmayı denediler ve sanırım iyi sonuçlar aldılar. Qigong’un pek çok hastalığın tedavisinde çok önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Ama bu uzun bir yol umarım bir yere ulaşabiliriz. 

Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...