Sen kimsin? Kim olduğunu sanıyorsun? Kim? Kim? Kim?

Sahip oldukların mı? Evlerin mi, arabaların mı, paran mı, eşin mi, kariyerin mi, çocukların mı; yoksa bilgin mi, makamın mı, bedenin mi, şanın mı, şöhretin mi, sosyal medyadaki takipçilerin mi? Bunlar mısın sen?

Öyle olduğunu zannedip de bunlarla böbürlenen misin yoksa? Ya da böyle var olabileceğini zannederek, bunlara sahiplik için didinen mi? Yoksa elinde biraz bir şeyler olduğunu sanıp da onlar da giderse ben ne yaparım diye kendini endişelere vesveselere kaptıran mısın sen?

Kimsin? Gerçekten kimsin? Neye sahip olduğunu zannediyorsun? Kim olduğunu sanıyorsun?

Yaratılmış bir karakterin içine sığışmaya mı çalışıyorsun yoksa? Sığışmaksa amacın sığıştırmaya çalıştığın ne? Nelerle doldurdun bedenini, çevreni, auranı ki hareket edecek yer bile kalmamış sana. Üstüne bir de endişe içindesin ya bunlar da giderse, ya bunları besleyemezsem diye. Neyi beslemeye çalışıyorsun ki? Zaten aslında hiç olmayanı mı? Hem olmayanı nasıl beslemeye çalışıyorsun ki olan da elinden kayıp gidiyor! Gitmiyor mu? Arayıp dururken buldukların da mundar olmuyor mu bu şekilde?

Ve tüm bu sahip olduğunu zannettiklerin tek bir anda yok olup giderse, geriye sen diye ne kalır?! Her şey ama her şey! Tek bir anda! Aklına seni sen yapan olarak gelen her bir şey… Tek bir anda hepsi gittiğinde, senden geriye kalan ne?

Kimsin sen? Kimsin?!

Ve sen bunların hiçbirisi değilsen, o zaman bunlar ne? Nereden ve nasıl geldiler sana? Sahibi sen değilsen ki değilsin; anlarsın en geç musalla taşında… O zaman tüm bunların sahibi kim? Ve o sahip ne diye verdi bunları sana? Kendinden geç de unut diye mi kendini? Üzerlerine kapanıp da ya kaybedersem endişesi taşı diye mi?

Küçük bir çocuğun önüne kumdan bir kale yaparsın oynasın diye. Bir bakarsın çocuk oynamıyor onunla, onun güzelliğiyle büyülemiş de sahip olmaya çalışıyor. Geriliyor, kasılıyor ve hatta başka çocukları yaklaştırmamak için kavga bile ediyor. Ama bunu da uçsuz bucaksız bir kumsalda yapıyor. Nasıl komik değil mi?

Var mı farkın o çocuktan! Yoksa eğer, niye oynamıyorsun ki? O kaleyi yapan başka kale yapamaz mı sanki? Sonsuz kumsalı kocaman kocaman kalelerle dolduramaz mı? Hatta orada nice yeni oyunlar icat edemez mi senin neşeli kahkahalarını duymak, hoplayıp zıpladığını görmek için?

Kumsal O’nun. Kaleyi yapan da O ise eğer… sana düşen ne olur ki? Kumsalın tapusunu almaya çalışmak mı? Yoksa kale yapı kooperatifi kurmak mı? Bunların hiçbirisinin mümkün olmadığını anladıysan eğer, o zaman geriye ne kalır ki oynamaktan başka?

Ve oyunu kuran, daha nice güzellikler hazırlamış ki sana, görünce hayran olacaksın çığlık çığlığa…

Ve sen kimsin ki, kim olabilirsin ki… O’nun nefesinden başka…

Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...