”Her Seçiş Bir Vazgeçiştir”
20’li yaşlarımın baharını sürerken Beyoğlu’nda yeni açılmaya başlayan kitap sergilerinde, üzerinde özlü sözler veya şiirler yazılı olan tebrik kartı boyutunda birşeyler satılırdı. Ben, bu sözün yazılı olduğu kartı alıp duvarıma yapıştırmıştım. Tuhaf bir gizemi, henüz benim yaşadıklarımla erişemediğim bir derinliği vardı sanki… Sanki o sözü, duvarımda tutmak, onun derslerini de yaşamıma davet etmek gibi birşeydi.

37 yaşındayım şimdi. Seçimlerin gizemi ve yaşamlarımıza getirdikleri GÜZELLİKLER hakkında epey bir yol katettim. Dürüst olmak gerekirse çok çalışkan, çok hızlı ilerleyen bir hayat öğrencisi olamadım ama sanırım artık bu kıymetli özdeyişi irdeleyen bir yazıyı bir nevi ”uçan bilmez, seçen bilir” rahatlığıyla yazabilirim…

Şimdilerde motto haline geldi bu yaklaşım spirituel kardeşlerimiz arasında; Determinizm bitti, şimdi geçerli olan voluntarizm! Kısa meali; ”Seç, Olsun”… Karşıkonulmaz bir vaat gibi, doğru anahtarı bulup kilide soksan seni cennet bahçelerine sokacak bir kapının kolu gibi, insanın uyumadan önce beş dakikada yaptığı şıpın-işi bir büyü gibi, birşeyleri çağrıştırıyor bu önerge bana. Biraz da meydan okuma içeriyor sanki; Seçmeyi bilsen neler olur, ama nerdeee filan gibi…

Sanki SEÇİMLERİN GÜCÜ ADINA gibi bir kitap yayınlanacak ve seçimlerini değiştirerek yaşamını değiştiren, yoksulluktan zenginliğe, yalnızlıktan aşkların en güzeline, mutsuz olduğu ortamlardan süpper hatta hipper alemlere, IŞIK HIZIYLA geçiş yapan insanların hikayeleri olacak içinde. Ardından da EN ETKİLİ SEÇİŞ YÖNTEMLERİ türü bir egzersiz kitabıyla desteklenecek belki. Şu minval birtakım ritüeller önerilecek mesela kitapta; Küveti ılık suyla doldurun ve içine arınmak için elma sirkesi, sakinleşip özvarlığınızın titreşimlerini hissetmek için lavanta atın. Yapacağınız seçim aşk ve sevgi ile ilgiliyse gül yaprakları serpin küvete. Yok zihinsel bir seçimse, bergamut veya limon yağı damlatın… Yıkanıp, arınınca eğer hala üzerinizdeki karman çorman kokulardan baygınlık geçirmediyseniz, üstüne bir de konuyu destekleyici içerikte bir tütsü yakın. Bu meyanda odanın her yerine seçiminize uygun renkte mumlar yerleştirin. Yani aşk için pempe, para için dolar yeşili filan gibi.. Ardından bir reiki müziği koyup, meditasyona oturun. Vesaire, vesaire… Hatta belki de vardır böyle bir kitap da, ben bilmiyorum…

Duyuyorum insanlar bazen üç kız bir arkadaşın evinde toplanıp, mumlar yakıp tütsüler tüttürüp, canlarının çektiği yaşamı sağlayacak ama onları fazla yormayacak işler, hem yakışıklı, hem zengin, hem akıllı, hem duyarlı, hem çekici ve klas giyinmeyi, hem pantolonunun paçasına basıp düşmeden soyunmayı, üç ayrı stilde yüzmeyi, orasını burasını kırmadan kayak kaymayı bilen, hem ciddi ve olgun, hem enerjik ve esprili, aman illaki cömert, sporcu vücutlu ama sanatsever, global ama vatansever, ve daha kimbilir benim hayal bile edemediğim ne özellikleri olan erkekler filan seçiyorlarmış. Sonra da 3-4 aya kalmadan şıppadanak istediğin kapında… Valla voluntarizmi de ”Cosmo-girl” formatına döndürdük ya bize helal olsun!

Yani olabilir tabii… Çok ısrarla istiyorsanız hani derler ya ” Arayan Mevlasını da Belasını da Bulur”. Ancak TUTKUYLA istenen herşey dersiyle beraber gelir.. Tutku eşittir insanın kendinde duydugu bir eksikliği dışarıdan bir nesne aracılığıyla kapatma arzusu. Tutku Tu Kaka’dır demiyorum. Varsa vardır ve deneyimlenmesi kaçınılmazdır. Ama ister tensel olsunlar ister tinsel, tüm tutku nesneleri yaşamımıza derslerini arkalarında Ajda Pekkan’ın bavulları gibi sürükleyerek gelirler.

Seçimler sandığımızdan daha güçlü büyülerdir. Bazen o kadar önemli bir seçimi hiç farkına varmadan yaparız ki, bütün yaşamımız bu doğrultuda değişir. Ama bu değişimi davet ettiğimizin farkında olmadığımız için alıştığımız düzenin neden alt üst olduğuna bir türlü akıl erdiremeyiz. İngilizlerin hoş bir lafı vardır; ”Keki bozmadan tadına bakamazsın” diye. Oysa çoğumuz bunun farkında değilizdir. Biz ”Hem Gönlümüz Hovarda, Hem Nikahımız O Yar’da” olsun isteriz. Ama mutluluğun kapımıza gelmesini seçtiğimizi sanırken aslında seçtiğimiz şey mutluluğa giden yolu düşe kalka yürümektir.

Ben SEÇİM yöntemiyle yaşamını değiştirmek konusunda en şahane örneklerden birini Bağdat Yollarında isimli bir kitapta okumuştum. Roman 16. Yüzyıl’da Istanbul’da başlıyordu. Halli vakitli bir ailenin 15-16 yaşlarındaki aklı evvel kızı bir Hıdırellez gecesi gül dalına bir dilek asıyordu. Dileği şuydu; ”Ben bana yaşamın anlamını öğretecek bir yol gösteren, bir hoca istiyorum”. Kadınların, kızların iyi bir koca bulup dünya evine girmekten başka birşeycikler istemediği öyle bir dönemde bu küçücük kız, güzeller içinden bir güzel olarak bilgeliği seçiyordu kendine. Ertesi gün kuşluk vakti evlerinin kapısı kaderin çanları gibi zangır zangır çaldığında ise gelen hepi topu herkesin Hoca Efendi diye ünlediği, Mahalle Kadısı’ydı. Üstelik bizim gül yüzlü feriği istemeye geliyordu yaşına başına ve kaknem suratına bakmayıp. Gördünüz mü kanayan yaralarına tuz bastığımın kaderini. Ama bizim efendi yaradılışlı kız kabahati kendi seçiminde buldu. Hoca yazmamış mıydı kağıda alenen? Eh işte gelmişti bir hoca kapıya kadar. Ama herhalde o seçimini yeterince iyi tanımlamamıştı. Açık bırakılan uçlar nedeniyle kaderin kodları şaşmıştı zaar!! Zavallı çocuk ”Almayayım Mersi” deyip kaçıverdi ilk fırsatta bu gözü dönmüş arsız ihtiyarın elinden. Ve revan oldu yollara… Ne yol ama… O dönemde gencecik ve güzel bir kızın yalnız başına yolculuk etmesi mümkün olmadığı için bizim yavru ceylan büründü bir çobanın kıyafetine. Lepiska saçlarını da bir işkembe altına saklayıp yaptı mı kendini bir Keloğlan.. Nerelere düşmedi ki yolu.. O dönem henüz iktidara hazırlanan bir şehzade olan Yavuz Sultan’ın otağından, Mevlevi tekkelerine, ve dahi Yavuz Osmanlı’nın şahı olduktan sonra O’nun emperyal yatağından, bir masal kahramanı olan Şehrazad’ın işbilir ellerine kadar, geçmediği yer, görmediği devran, tatmadığı dünya hali kalmadı. Sonunda oldu bir garip ozan, hala türküleri çığrılan Anadolu’da.. Yani bu seçim öyle bir buldu ki yerini, bizim Kader Efendi , yavrucağızın huzur, düzen, sevgi adına bildiği ne varsa hepsini yerle yeksan eyleyip, bizzat yaşamın tozlu taşlı yollarını ona öğretmen etti. Gayrı hayat O’nun, O ise karşısına çıkan herkesin hocası oldu. Yaşadı, yaşattı. Dinledi, anlattı…

Bu güzel kitaptan bana yadigar kalan birçok hoş seda ve şu düşünce oldu; ”Yaptığın seçimlerin hepsi kayıtlara geçer. Ancak bu seçimlerin gerçekleşmesi için yaşaman gereken dersler bazen karşına olmadık yöntemlerle ve kılıklarla çıkabilirler’.’ Üstelik insana en iyi şeyler hep haketmeyenlerin karşısına çıkıyormuş gibi gelir!! Biz o kadar iyi, o kadar fedakar, o kadar çalışkan, o kadar bilge, o kadar sevecen, o kadar vs. vs. olmamıza rağmen, hep karşımıza topatan kavunu kılığında kelekler çıkar. Böyle dertleri olmayan, hayatta sadece keyfine sefasına ve hatta dümdüz bireysel çıkarlarına odaklı yaşayan ”sefil” mahlukların karşısına ise habire onları ihya etmeye çalışan melekler çıkar… Adaletin bu mu dünya?? Budur! Ya da meşhur deyişle ”Tabak sevdiği deriyi yerden yere çalar”.

”Hakettiğimi yaşıyorum” cümlesine yüklediğimiz anlam çok ilginç değişiklikler gösterir; Eğer yaşadığımız şeyler bize göre istenir, keyifli, mutluluk verici olaylar ise, bir daha, bir daha gurur duyarız kendimizden. ”Evet, ben bunu hakettim. Çünki şapşahane bir insanım.” gibi egomuzun başını okşayan, omuzlarına masaj yapan, ayaklarını yıkayan duygular basar içimizi. Gelgelelim yaşam bizim önümüze umduklarımızı çıkartmıyorsa, ya da iyi birşey sanıp ”Allah be!!” nidalarıyla üzerine atladığımız şeyler üfürükten laleler çıkıp, bize kendimizi eşşekten düşmüş karpuz gibi hissettiriyorsa, o zaman niyeyse haksızlığa uğramış olma duygusu gelir içimize. Oysa daima hakeder ve yüksek hayrımız adına ihtiyacımız olanı alırız. Ve programın önyüzü ister aydınlık olsun ister karanlık, bu oyunda hiçbirşey göründüğü gibi değildir!!! Törpülememiz gereken tüm yanılsamalar, tüm beklentiler, tüm korkular, tüm kolaycılıklar, kestirmesini bulmaya çalıştığımız tüm kaçışlar bizi çepeçevre kuşatan yaşam öğretileri ile suların kayaları yonttuğu gibi temizlenir. Hiçbir seçim, hiçbir niyet, hiçbir dua, biz yolu tıkayan molozları temizlemedikçe, umduklarımızı bize getirmez. Hatta aksine en ummadıklarımızı getirir. 

Mutluluğu seçen, mutluluğu içinde bulmayı,
Sağlığı seçen, sağlığının değerini bilmeyi ve onu korumayı,
Güzelliği seçen, herkesin ve kendinin içindeki güzeli görmeyi,
Bolluğu seçen, verimli olmayı, yaşama daha fazla katkıda bulunmayı,
Aşkı seçen, sevginin anlamını,
Gücü seçen, onu hakkını vererek, saygıyla, sorumlulukla taşımayı
Öğretecek sıkı dersleri yaşamına çağırmıştır.
Ve hayat sınıfta kalanı harbiden süründürür!!
Vazgeçmek zorunda olduğumu bildiğim ve bağlandıkça çarşafa dolandığım güzel özelliklerime, değerli alışkanlıklarıma, buradan saygılarımı yolluyorum… Hepinize özenli seçişler, hayırlı vazgeçişler diliyorum.

Alef Berfin

Alef Berfin bir mahlas... Alef ruhun nefesidir. Berfin ise kar tanesidir - evrendeki en hayranlık uyandırıcı tasarımlardan biri Ben bütün varlıkların ruhun nefesinden bir yansıma olduğuna ve muhteşem tasarımlar olduğumuza inanıyorum. Yaşamın kendimize doğru yürünen bir yol olduğunu düşünüyorum. Yazılarımda kendi deneyimlerimden yansımalar olacak. Biraz da hayalgücü...