“Bir zamanlar sevdiğimiz bir kişiyle iletişim kurmanın yolu mektup yazmaktı. Ona mektup yazmak ve ondan cevap beklemek uzun bir süreçti. Bu bekleme ise beynimizdeki frontal cortex’in gelişimi için çok gerekliydi. Bu cortex bizi diğer canlılardan ayıran yegane bölümdür. Cortex’teki gelişim bizi Kamil İnsan olmaya götürür. İşte bu bekleme ve sabır süreci cortexi geliştirir. Sonrasındaki yanıtla birlikte gelen mutluluk ise beynimizde dopamin salgısı sonucudur. Teknoloji bu kadar gelişmemişken uyaran cok azdı ve dopamin salgılamak için küçük mutluluklar bize yetiyordu ve bu süreç bizi olgunlaştırıyordu. Fakat cep telefonları ile birlikte artık iletişim öyle hız kazandı ki bekleme ve sabır süreci kalmadı. Uyaran çok fazla ve dopamin için sürekli daha fazla daha fazla ihtiyacındayız. Bu da tatmin olmayınca sebepsiz mutsuzluklar, boşluk hissi çıkıyor ortaya. Frontal cortex’in gelişmemesi de cabası…”
Ne kadar etkileyici değil mi? İstediklerine bir an önce kavuşmak arzusu nelere yok açıyormuş bakın. Sabır ne kadar değerliymiş ve de cep telefonları bizi kemalat yolunda nasıl yolumuzdan edebiliyormuş…
Bu cümleleri TRT Belgesel’in “Şaşırtıcı Gerçekler” programındaki psikiyatrist ve sunucunun cep telefonu bağımlılığı üzerine anlatımlarından özetledim. Özellikle de sabır ve frontal cortex ilişkisi çok etkiledi beni…
Antroposofi’yi hiç duydunuz mu bilmiyorum, ama oradaki şeytani güç Yaradan’a der ki: “Yarattıklarını senden ayırmak için teknolojiyi kullanacağım.” Bir an bu aklıma geldi.
Tabii bu teknoloji düşmanı olmak anlamına da gelmiyor. Yani şu anda bu satırları okuyor olabilmeniz de teknoloji sonucu. Yoksa bundan 30 sene önce Allah’ın Mersin’inde yaşayan bir Hasan’dan haber almanızın yolu çok kısıtlı olurdu. Bir kere birbirimizi tanımamız bile çok kolay olmazdı. Fakat olayın dozajını kaçırıp, dengeyi bozmak her konuda olduğu gibi burada altı çizilen.
Hakim olabilen ehildir. Ehline de helaldir. Burada kendimize sormamız gereken ne kadar ehilim, yoksa ehil mi zannediyorum.
Teknolojinin laneti bizi Hak’tan hakikatten koparabilmesi, rahmeti ise bizi birbirimizden işte bu şekilde haberdar edebilmesi. Ne tüü kaka, ne de baştacı.
Allah hepimize sabır versin. 🙂
Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...