derKi kurulmadan çok önce, burada başından beri yazısı bulunan pek çok arkadaşla çeşitli bilgi paylaşım gruplarına üyeydik. Özellikle ezoterik konularda bilgi paylaşmaya özen gösterdiğimiz o gruplarda zaman zaman bazı tartışmalar da yaşanırdı. Çoğu gruba hala üye olmama karşılık hepsinde “bana grup postaları gelmesin, ben siteye girip oradan okurum” konumundayım. Çoğunu da okumuyorum açıkçası. Sebebi bu tartışmaların içinde bulunmaktan sıkılmam.

Bu tartışmalar genellikle aynı konular üzerinde olurdu. Aynı tartışmayı “bizim oğlan minare okur, döner durur yine okur” örneği dönüp dönüp yeniden karşımda görmekten o kadar sıkılmıştım ki, aşağıdaki yazıyı sonsuzlukotesi.com sitesine yerleştirmiş, soru soranlara o adresi göstermeye başlamıştım.

derKi kurulunca, Sonsuzlukötesi’nin daimi yazarlarından çoğu da buraya kaydı. Bir şekilde orayı boşlamaya başladık. Şimdilerde Sevgili Editörümüz Hasan “Sonsuz” Çeliktaş o siteyi yeniden hareketlendirmek için kolları sıvadı. Arşivde bu yazıyı bulmuş, “güncelle derKi’ye koyalım” dedi. Tam da bu konuda birkaç öğrencimle ciddi bir sıkıntı yaşadığım bu dönemde kendisine “hayır” diyemedim doğrusu. Buyurun gelin okuyun… “Bazı konular vardır her dem günceldir” ne demekmiş görelim hep birlikte.

(Aşağıdaki yazı orijinal metinden çok az farklıdır.)

Her iki üç ayda bir önümüze gelen ve kişisel saldırılara kadar uzanabilen bir tartışmaya, kendi adıma son noktayı koymak üzere bu yazıyı yazmaya karar verdim[1].

Bu yazıyı yazma amacım, insanları eleştirmek, ya da verdiğim öğretiler karşılığı “para alıyor olmamı” savunmak değil. Ereğim, her dönemde yeniden başlayan ve “kişisel gelişim yöntemleri”  eğitmenliğinde profesyonelliği seçmiş olan arkadaşlarımızın geneline, ya da seçtikleri özel bir eğitmene, suçlamalarda, hatta zaman zaman ağır saldırılarda bulunan kişilere tamamen kişisel görüşümü doğrudan ortaya koyan bir yanıt vermek.

Şimdiden söyleyeyim, zehir zemberek ve çok ağır eleştirilerle dolu bir yazı yazdım ve sözlerimin hepsinin arkasındayım. Bundan böyle bu konuda getireceğiniz her türlü suçlamayı aldım kabul ettim ve kendi seçimim o yönde olmadığı sürece, bu konuda  içimdeki hiç bir şeyi değiştirmeyeceğimi de beyan ettim.

“Bilmem ne öğretisi bilmem kaç para olur mu, ya da evrensel olan bilgi parayla satılır mı?” tartışması artık midemi bulandırıyor.

Bu kez kibar olmaya çaba göstermeden, içimden nasıl geliyorsa öyle yazıyorum.

Alınanlar olursa, dönüp aynada kendilerine bakıp, “bu kadın bana hangi konuda aynadarlık ediyor olabilir” diye sorsunlar. Orada görüp de görmek istemedikleri benliklerine…..

Ben 89 yılında gittiğim İsrail’den 98 yılında döndüm. Oradaki tüm yıllarımda pek çok maddi ve manevi sorun yaşadım. Özellikle son 3 yılımı deli gibi çalışarak, kazandığım bütün parayı da eğitimime harcayarak geçirdim[2]. Uykusuz kaldığım geceler, yol param bile olmadığı için, yürüyerek 2 saatlik mesafedeki okula gittiğim günler, kumsalda üstelik de aç karnına uyuduğum 3 gece, beni bu günlere taşıyan eğitimimin acı/tatlı birer anısı olarak yer tutuyor belleğimde:))) .

Bütün bu eğitimi aldıktan sonra, yine orada kalmayı seçebilirdim. Mesleğim dediğim şey, o ülkede çoktan kabul görmüş ve bana günlük -en fazla- 2 saatlik çalışma karşılığında 200 USD. kazandırabilecek olan terapistlik ve bu sözünü ettiğiniz bedava olmalı dediğiniz konularda eğitmenlikti. Nerede olduklarını bile bilmediğim ne kadar çok diploma ve sertifikam var bir bilseniz :)…

Ben kolay olanı bırakıp, zor olanı seçtim. Benim doğumumdan, 28 yaşıma kadar bana hizmet etmiş olan topraklara ve onun üzerinde yaşayan yurttaşlarıma hizmette olmak adına, işimin hiç de kolay olmayacağı güzel ülkeme geri geldim.

Tek amacım vardı. Bu ülkede yaşayan insanlara hizmet edebilmek…

 

Buraya döndüğümde henüz Festiva ve Doğal Yaşam Seminerleri, Bimad ya da benzeri konularda hizmet veren kuruluşlar yoktu ortada. Ben Reiki, Shaitsu, Bach Çiçekleri ya da benzeri herhangi bir isim söylediğimde, sözüm meclisten dışarı ama insanlar suratıma “bön bön” bakıp, “onlar da nedir ki” diye soruyorlardı. Saatler boyunca hiç bir karşılık almadan bilgilendirdiğim insanlar oldu (hala da var). Cebimde hemen hemen hiç para yoktu, ben yine de “biraz daha geniş kitleler bu tür konuşmaları duyabilsinler dediğimden” nerden çağırırlarsa oraya koşup, hiç bir ücret talep etmeden tanıtım toplantılarına katılıyordum. Bugün dahi çağıran olunca sevgiyle koşuyorum.

Bu toplantıları “babanın hayrına mı yaptın, eğer ikna edebilirsem, terapi yapar ya da kurs veririm, böylece para kazanırım diye düşünmüşsündür” diyecek olanlara şunu söylemek isterim. Evet haklısınız. İşin bir yanı da buydu. Yaşamak için gerekli olan bir araçtır para ve ben onu kendime çekmekten keyif alıyorum. Yaşamımı bolluk ve bereket içinde sürdürmeyi seçiyorum. Bundan da utanç duymuyorum. Daha da ileri giderek, paranın “kötü” bir şey olmadığı”, ya da daha doğru bir deyişle “yaşam kalitesini arttırmaya yarayan iyi bir değiş tokuş aracı olduğu” bilincinin sizlerde de yeşermesini diliyorum, öyle OL’sun 🙂

Gün oldu, devran döndü, ilk Naturel Sağlıklı Yaşam Semineri kuruldu ve benden orada bir konuşma yapmam istendi. Ben iki ayrı konuda konuşma yaptım. Tabii yine hiç bir ücret almadan. Üstelik, başka konularda olan bilgimi de paylaşmak istediğimden, iki ayrı workshop yaptım. Workshop odasının kirasını kendi cebimden ödeyerek. O dönemlerde o kadar parasızdım ki, birer saatlik iki program yerine yarımşar saatlik iki program alabildim.

Şimdi Türkiye’ye dönüş tarihim olan Kasım 98’den bu yana tam 4 yıl ve 2 ay geride kalmış olduğu bir dönemde, -hiç birinizin aklına bile gelmeyecek çabalardan sonra- nihayet, “yaptığım iş tanınmaya ve bu işi iyi yaptığım” insanlar tarafından takdir edilmeye başlandı.[3]

Benimle yaklaşık aynı kaderi paylaşan onlarca insan tanıyorum. Hepsini, hepinizin huzurunda bir kez daha takdir ediyor, bilinç açılması ve genişlemesi konusunda Türk Toplumu’na olan katkılarından dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.

Nihayet evimin bir odasında, bir kafede, bir kişinin işyerinde, ya da gruptaki öğrencilerden birinin evinde yapmak zorunda kaldığım bütün bu öğreti ve terapileri, kendi çalışmamın karşılığında kazandığım para ile kurduğum, yine de yasalar bu işi benim anladığım biçimde yapmama pek de uygun olmadığı için, tek başıma değil, bir dostumla birlikte açtığım yerde yapacağım[4].

Orası bir ticarethane ve orada her şey para karşılığında yapılıyor. Buna itirazı olanlar varsa, bu onların sorunu.

Kendi bilgilerini ücretsiz olarak paylaştığını söyleyen ve özelime mail atmak inceliğini gösteren bir arkadaşa benim bu kadar ali-cenap olmadığımı açıkça söyledim. Şimdi aynı şeyi size de söylüyorum. Yıllarca emek vererek elde ettiğim bilgilerden geçimimi sağlamak konusunda kararlıyım. Ben bu işte profesyonel olmayı seçtim ve geçimimi bu bilgilerim aracılığıyla kazanıyorum. Tıpkı, İngilizce, matematik, tarih, resim, heykel vs öğretmenleri gibi…

Kime, neyi, kaç paraya vereceğim beni ilgilendiren bir konudur. Gerçekten iyi niyetle eğitim almak istediği halde, bütçesinde bu eğitime para ayıramayan insanlara seve seve, tamamen karşılıksız eğitim vermediğimi açıkça belirtmek isterim. Ücret deyince aklınıza ille de para geliyorsa, bu konuyu bir kez daha düşünmenizde yarar var derim. Nelerin ücret yerine geçebileceğini bir kaç satır aşağıda göreceksiniz zaten.

Bu arada, bütçesi uygun olmayandan farklı bir ödeme talep ederken, fazla parası olandan daha fazla ücret almak da benim yapabileceğim bir şey değil.

Kaç kişiye ücretsiz eğitim verdiğim, kaç kişiye hiç bir karşılık almadan terapi sunduğum, bilançosunu sizin tutabileceğiniz ya da bana hesabını sorabileceğiniz bir konu oluşturmuyor.

Ben eğitmen olmak için kendimi paraladım. (Kim bilir daha kaç dost aynı şeyi yapmıştır…) Üstüne hala eğitim alıp, kendimi geliştirmeye ve bu eğitimler için bolca para harcamaya devam ediyorum.

Şimdi zamanı geldi bu verdiğim emek ve bedelin keyfini süreceğim. (Dilerim diğer dostlar da aynı şekilde keyfine varırlar…)

Karşılık almadığını söyleyenler, dönüp kendinizle hesaplaşın bence. Neden karşılık almak istemiyorsunuz. Gerçekten ali-cenap ruhlu olabilirsiniz elbette. Bu durumda sizi kutlarım. Yine de enerjinin değişim dönüşümünü engellediğinizi biliyor musunuz? Yani siz zamanınızı ve bilginizi birisiyle/birileriyle paylaşıyorsunuz, başka bir deyişle karşı tarafa bir çeşit enerji aktarıyorsunuz. Sizden giden enerjinin geri dönmesi ve spiralin bir üst basamağına ulaşması gerekli. Aksi halde kırılan çember, homojen olan enerji ağında boşluk açılmasına sebep olur. Evren boşlukları sevmez, hemen doldurur. Siz bir karşılık almadığınız için oluşan boşluk “eksiklik/yetersilik” enerjisiyle dolmaya başlar. Gün gelir, bu enerjiyle dolan boşluk o kadar büyür ki, kendinizi –belli belirsiz- eksik/yetersiz hissetmeye başlar, buna uygun davranışlar sergilersiniz. Bilginize….

Ayrıca “karşılık” almayanlar! hepinizin de ali-cenap olduğuna inanmam çok zor. Ben de o yollarda oldum zamanında ve karşılıksız yapıyorum dediğim her şeyin altında, bir beklentim vardı. Bunu ayrımsayıp, karşılık almakta bir hata olmadığını, böyle davranmanın yalnızca “değersizim” temel şemasını ortaya koymanın bir yolu olduğunu öğrenip bununla yüzleştikten ve bedel talep etmekten çekinmez hale geldikten sonra, yukarıda saydığım, ücretsiz terapileri gerçekten isteyen insanlara koşulsuzca vermeye başladım. Yine de, en azından “Allah Rızası” denilen ve evrensel dönüşümü ifade eden beklentimin olduğunu da gördüm bu arada. Ancak her şeyden önce kendimle hesaplaşmadan, bu aşamaya ulaşamadığımı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Siz, sevgili ücretsiz eğitim veren eğitmenler. Dönüp bir kez daha kendinize bakın bence…

Belki kendinize yeterince değer vermiyorsunuzdur. Başkalarının sizi takdir etmesini umut edip, bunu elde etmek adına, “bilgiyi ücretsiz dağıtmayı” kendi kişisel çıkarlarınız için kullandığınız bir araç olarak görüyorsunuzdur.[5]

Belki de verdiğiniz bilginin kendisine, ya da kendinize bu bilgiyi dağıtma konusunda yeterince değer vermiyorsunuzdur. Belki de eğitmenlik yeteneğinize pek güvenmeyip, mahcup olmaktan çekiniyorsunuzdur.

Belki tek başına yaşamak zorunda kalmışsınızdır ve yalnızlığınızı, sizi dinlemeye gelen insanlarla örtüyorsunuzdur. Başka bir deyişle onları kendi içsel dünyanızdan kaçma aracı olarak kullanıyorsunuzdur.

Belki hala ceza verecek bir Allah’tan korkuyor, onun gazabına uğramamak adına, bilgiyi karşılıksız paylaşarak, cennette kendinize yer satın alıyorsunuzdur.

Belki maddi olarak çok iyi durumdasınızdır. Bütün bu maddiyatı iyileştirme yıllarında, manevi tarafınız aç kalmıştır. Onu da bu bilgilerle doyurduktan sonra, sizin durumunuzda olan başkalarına katkıda bulunmak istiyorsunuzdur.

Belki de şu anda benim de aklıma gelmeyen başka bir çıkış noktanız var.

Bu sebeplerden hangisi sizin gerçeğiniz onu bilemem. Bildiğim tek şey var. “İnsanlarda minnet borcu oluşmasına sebep olduğunuzda bunun bedelini en ağır biçimde ödemek durumuyla karşı karşıya kalırsınız.

Şimdi hepinize soruyorum. Günde, haftada, ayda ve son olarak yılda kaç saatinizi bu işe ayırıyorsunuz? Kaç mail grubuna üyesiniz ve hangisine ne kadar, tamamen kendinize ait olan, özgün yazılarınızı, hiç bilgi sakınmamaya özen göstererek gönderiyorsunuz?

Bütün bunları kendinize ciddi olarak sorun lütfen. Ya da sormazsanız da kendiniz bilirsiniz. Ben şimdi aşağıdaki paragraflarda, bu sorulara verdiğim yanıtları açıklıyorum ve ister eleştiri gelsin, ister takdir edileyim, bu konudaki hiç bir yazıya yanıt vermeyeceğimi bir kez daha beyan ediyorum.

Kendi adıma, bazı dostların “artık kendine de zaman ayır” diye uyarıda bulunmak isteyeceği kadar çok uzun süre (haftanın 7 günü günde 10 saat) bu işi yapıyorum. Ben bu işin içinde yaşıyorum. Böyle olduklarını bildiğim pek çok da öğretmen tanıyorum. Hepsi var OL’sun 🙂

Karşıma çıkan ve madden gerçekten “tatmin edicinin de üstünde” iş teklifini, üstelik de madden en zor dönemlerimde bile reddettim. Tek sebebi, kendi “Karmamı kendi Darma’mla” yaşama kararımdı.

Yaşamak için gereksindiğim parayı kazanmak için büyük usta Konfiçyüs’ün “sevebileceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın” deyişini örnek aldım. Ya her hangi bir işte çalışıp, geçimimi günlük 10-12 saat karşılığı kazanacak ve kalan zamanlarımda, -bir hobiyle ilgilenir gibi- şimdi yaptığım işi yapacaktım, ya da bu hobiyi, ressamların, tiyatro sanatçılarının, satranç ustalarının yaptığı gibi, meslek haline getirip, ulaşabildiğim kadar çok insana ulaştıracaktım. Ben ikinci ve zor olan yolu seçtim 🙂

Ben kendi adıma, mürit mürşit ilişkisi istemiyorum. İsteyen gelsin, eğitimini alsın, karşılığını versin ve serbestçe yoluna devam etsin. İstemeyen gelip, benden ders almak zorunda değil. Ücretsiz eğitim her yerde var.

Kursun bitiminde size “şimdi bilmem kaç hafta boyunca, her pazar buraya gelip, çalışma yapacaksın” diyen bazıları da ücretsiz olduğunu söylüyorlar.

“Şimdi bu eğitimi aldın, bilmem kaç kişiye karşılıksız yardım vereceksin” (bunların arasında ben de varım), diyenler de aynı şeyi söylüyorlar (bazı şeylerin farkına vardığımdan bu yana, bu isteğimin aldığınız bilginin bir karşılığı olduğunu açıkça söylüyorum).

Tabii sadece adı yürüsün diye yapanlar da var bu işleri. Sizin bir gününüzün bedeli nedir? Ücretsiz yardım ettiğiniz kişiye ayırdığınız o zamanda başka neler yapabilirdiniz? Yaptığınız her hangi başka bir iş sizin için “…. süper bir hocadır, üstelik hiçbir karşılık da istemez, ben bu kadar iyi insan görmedim” dedirtir mi?

Ben ne sizin fazladan zamanınızı istiyorum, ne özel olarak takdir edilmeyi bekliyorum, ne de başkalarına içinizden gelmese bile, yalnızca ben öyle karar verdiğim için tamamen karşılıksız yardımcı olmanıza razıyım.

Benim tek istediğim var. Bilgi istiyorsanız, parasını ödeyin, alın istediğiniz gibi kullanın. Bana yalnızca sıkıştığınız anlarda, kendi isteğiniz öyle olduğu için, yardım almak adına baş vurun. Tıpkı, verdiği eğitimin karşılığında, yaşamını sürdürmek adına para talep edip, özgür seçim hakkınızı ve özgür yaşam hakkınızı size hemen kursun sonunda teslim eden onlarcası gibi :)))

Anlaşılan o ki bu yazıyı yazıp, kendim okumayı unutmuşum. Geçtiğimiz dönem 8 kişilik bir gruba ZSG Sinerjik Denge Yöntemi nedir, nelere yarar, nasıl kullanılır konusunda bir eğitim verdim. Bir de hekim arkadaştan “anatomi, fizyoloji ve patoloji” dersleri vermesini rica ettim. Bu dersler programa dahil olduğundan ayrıca bir ücret istemedik. 8 Kişinin bazıları bu derslere katılmadılar, sadece ders notlarını alıp yollarına öyle devam ettiler. Ücretsiz olması mı buna sebep oldu? Olabilir…

Bu 8 kişi arasından ikisinden parasal bir karşılık talep etmedim. Bir tanesi ise % 50 indirimle aldı eğitimleri. Yine de bu durum onlarda minnet borcu yaratsın istemiyordum. Kendimce onlardan farklı yardımlar alarak minnet borcu duymalarına engel olmaya çabaladım.

Bu kişilerden biri masör ve bundan 6 yıl önce benim ilk biyo-enerji eğitimi verdiğim kişilerden biri. Masaj ve biyo-enerji bilgisini birleştirip kendine göre bir yol oluşturmuştu. Her ikimizin de uygun olduğu zamanlarda kendisinden masaj alıyor ve böylece bir karşılık vermiş olmasını sağlıyordum aklımca. Ayrıca onu bazı kişilerle tanıştırıyor, masaj yapıp kendine bir miktar gelir elde etmesine yardımcı oluyordum. Ben de toplam ücretin % 3ounu alıyordum. Kendisine bizim orada tanıdığı insanlara sadece bizim orada çalışması gerektiğini defalarca söyledim. O her tanıştığı insana “masaj böyle olmaz, ben sizin evinize geleyim, daha rahat olur” demeye devam etti. Amaç bana verdiği %30 dan kurtulmaktı. Söyleseydi zaten almazdım. Söylemek yerine arkadan dolap çevirmeyi yeğledi L. Sonunda yollarımız ayrıldı. O derslere katılmak istediğinde ücret talep etseydim, bana böyle davranmaya cesaret edemezdi. HATA BENİM

Diğeri ise yine bana yardımcı olabilecek –terapistlikle ilgisi olmayan- bir mesleğe sahip. Ondan da bu konuda hizmet alıyordum. Bir de onun bende olmayan Finansbank kredi kartını kullanarak bir yazıcı ve bir iki küçük şey almıştım, onları bana hediye etmek istediğini söyleyince, ezik kalmaması için kabul ettim.  Derslerin bittiği ve mezun oldukları gün, dersten bir buçuk saat sonra başlayacak “derin dengeleme” çalışmasına katılıp katılmayacağını sordum. Bu bir grup çalışması ve ne kadar insan varsa o kadar kolay oluyor. Yanıtı “hayır, ben eve gidip dinleneceğim, ama ……. benden rica etti, o da bugün dengeleme yaptıracakmış, onun çalışmasına geleceğim” oldu. Ben gelmemesine üzülmedim. Bunu anlayışla karşılayabilirdim, ancak bu söylem “sen ne yaparsan yap, sana ayıracak 1,5 saatim yok” gibi oldu. Ne kadar çok kırıldığımı anlatamam. Sonradan kendisine şunu söyledim “o gün çok kırıldım, sen beni kırdın demiyorum, ben beklentiye girmişim, karşılığı gelmeyince çok kırıldım diyorum, bu yüzden artık bana ancak profesyonel hizmet verebilirsin, böylece beklentiye girmezsin/girmem”. HATA YİNE BANA AİT.

% 50 ile ders alan ise, farklı konularda terapiler yapan bir kişi. Ailesi tıpkı bu yazıya konu olan bir çokları gibi bu tür çalışmalardan para alınmasının bir çeşit sömürü olduğunu düşünen eski solculardan. Bu yüzden iki buçuk yıldan beri “ben nasıl yapsam da para almasam” der durur. Ben de her seferinde aynı sabırla para olmazsa bile bir karşılık alması gerektiğini anlatır dururum. Ona pek çok kez “hiçbir karşılık almazsan, hem minnet borcu yaratır karşındakileri ezersin, hem de gereksinme duydukları her seferinde kapını çalmalarına engel olursun, bunu istemediğini biliyorum; ille de para almak istemiyorsan başvuranlara söyle …….. vakfına …….. TL. bağışta bulunup, makbuzunu getirsinler, onlar da rahat etsin, sen de ailene karşı güçlü ol” dedim. Tam da derslerin bittiği gün, bir kişiye terapi yaptı, o kişi ücreti bana, ben de kendisine sordum. Hiçbir şekilde anlayamayacağınız bir soğuk ses tonuyla “ben para almıyorum, isterse merkeze bağışlasın” dedi. Bu konuyu yine tartışmanın anlamasızlığından söz ederken aynı ses tonuyla “ben bu kış boyunca sana yaptığım hiçbir terapiden para almadım ki….” dedi. Oysa ben bu terapileri onun içi rahat olsun diye alıyordum. Ona bu sözleri söyleten kişi olarak HATA BENİM.  

Gördünüz ya dostlar “ustanın dediğini yap, yaptığını yapma” böyle bir şey işte. Aman siz siz OL’un, verdiğiniz eğitimin karşılığını mutlaka alın. Ben artık yalnızca para kabul ediyorum. Bir daha kimse beni bu konuda kıramayacak…..

Bu yazıyı doğru ya da yanlış anlayıp, öfkesi kabaran hiç kimseden özür dilemiyorum. Hepsine sadece ışık gönderiyorum. Belki o ışıkla içlerine bakar da, kendi zihinlerinin karanlık köşelerini görme şansı elde ederler.


[1] Bu yazıyı yolladığımdan bu yana, yukarıda sözünü ettiğim gruplara gerçekten hiç yazı yollamıyorum.

[2] Konumuz yol olduğunda kendi şifacılık yolumu anlatan uzun bir yazım hala Derki sayfalarında, merak edenler oradan okuyabilirler

[3] Şimdi neredeyse 7 yıl tamamlanıyor.

[4] Bu yazıyı yazdığımdan bu yana yaklaşık üç yıl bitti. Bu geçen süre içinde ben sadece bana ait bir danışmanlık şirketi kurdum ve orada pek çok konuda eğitim vermeye başladım. Kendi seçtiğim konularda eğitim veren başka dostları da elimden geldiğince ZSG Enerji Denge Merkezi bünyesinde tutup, tanınmalarına destek vermeye devam ediyorum. Beni bu günlere taşıyan her dosta selam OL’sun.

[5] Bu konuda geçen sayıda çıkan “kanserde şifa verebilir” başlıklı yazımı okumanız yararlı olabilir.

Zeynep Alan Sevil Güven