Pişmanlık bir duygu. İnsanların arınmak için kullandığı bir illüzyon duygusu. Peki bu duygu ne işe yarıyor?

Pişmanlık ruhun o an taşıyamadığı bir hesaplaşma süreci. Bu süreç “birlik” unsurunu devreye sokuyor ve tıpkı Mevlana’nın dediği gibi “gel ne olursan ol, yine gel, bin kere tövbe edip bozsan da yine gel” davetini hatırlatıyor. Mevlanın aracılık ettiği ve Tanrı’nın adına yaptığı bu davet kutsal kitaplarda işaret edilen her şeye rağmen “bağışlanacaksın” mesajının motivasyonudur.

Bu sözü tersinden ele alırsak acaba durum ne kadar değişir? Gelme, bizim istediğimiz gibi biri olmadan gelme, bir kere bile tövbeni bozduysan bağıslanmayacaksın sakın gelme! Nasıl da korkunç duruyor değil mi?

Neler sizin pişman olmanıza yol açar ve bu sizi hangi geri bildirime döndürür? Huzura, erdemli olmaya, nirvanaya, aydınlanmaya! İçsel uyanışım için hangi pişman olacağım eylemleri yapmalıyım? Ya da hiç bir şey yapmamalıyım?

Aşağıdaki listeye göz atın ve kendinize uygun olan ya da sizin başka bir pişmanlığınızı inceleyin. Gördüğünüz şey size şaşırtmasın çünkü o sizin oyuncağınızdır.

Kalp kırdığımız, çocuğumuzu cezalandırdığımız, zamanında karar veremediğimiz, dedikodu yaptığımız, ibadet edemediğimiz bazen de olaylar karşında korkak gibi davrandığımız için pişman oluruz.

Mesela yukarıda ki unsurlardan biri olan kalp kırdığımız için pişman olma duygumuz hepimizde hemen hemen ortaktır. Birisine çok kızdığımız halde bir insanı kırmaktan dolayı daha önce yaşadığımız pişmanlık deneyimimiz yüzünden sakin olmaya çalışırız. Karşımizdakinden hoşlanmıyor ama sessiz kalmam lazım diyerek kendimize telkinde bulunuyoruz. Yoksa fena halde kalp kıracağız. Aslında “kamil” tavrımız devredeyken kendimize hayranızdır. O beni sinir etmesine ‘rağmen’ kalbini kırmadım. Sustum. Yani eyleme geçmeyen bir duygum var. EYLEME GEÇMEYEN DUYGULARIMIN BAĞIŞLANMASINA GEREK YOKTUR.!

Peki gerçek bu mu? Eyleme geçmemesi beni arındırmaya yaradı mı yoksa bir gün gerçekten bunun acısını çıkartacak mıyım? Belki aynı kişiden belki başka bir kişiden ya kendimden.

Eylemsizlik güvencemizden dolayı gerçek bağışlanmaya bir türlü ulaşamıyoruz. Asıl tehlike budur. Çünkü insanların patlama noktaları buradan başlar. Gerçek ‘bağışlanma’ insan olarak kendimizi onaylamak ve yargılamamakla kalmayıp etrafımızdakiler için de aynı şeyleri hissetmekle başlar.

Son zamanlarda affetmek ve bağışlamak ile ilgili olumlamalar duyuyoruz. Bunlardan en önemlilerinden biri de ‘rağmen sevgi’. Yaşamı her şeye rağmen sevmek karşımızdakileri her haliyle kabullenmek için farkındalık çalışmaları yapılıyor ama bana göre bu ‘rağmen sevgi’ aynı zamanda kişinin içinde ikilem yaratıyor . Olumsuz olmana rağmen seni seviyorum dediğinizde ego hala devrede olduğu için o kişinin bir gün mutlaka size rahatsızlık veren tarafını görecek ve rağmen sevginiz ve kabullenmeniz bir süreliğine rafa kalkacaktır. Ego’ nuz sizi ve karşınızdakini yeterince yıldırıncaya kadar diğer bir deyişle; siz oyuncağınızı bir süreliğine bırakmaya karar verinceye kadar bu devam edecek.

Peki nedir gerçek? Nasıl bu ikilemden kurtulacağız? Bunun cevabını yıllar önce duyduğum tasavvuf öğretisinden vermeye çalışacağım:

Pişman olacağın şeyi yapma, yaptıktan sonra pişman olma!

Evrende her şey olması gerektiği gibidir. Daima olması gerekenleri yaşarız. Ya bir insanın davranışıyla öğrenir ya da kendi davranışımızla öğretiriz. Bizler birbirimizin eğitici Tanrılarıyız. Birbirimizden bilinebiliriz ve öğrenebiliriz. Bizsiz bizler birer hiçiz. Farkında olsak olmasak da birbirimizi koşulsuz seviyoruz. Bu bizim gözümüzün içine sokulan bir olgu ve sanki yeni bir şey öğreniyoruz. Koşulsuz sevgi birlik halimize ulaşmak için birbirimize armağanımız. İnanılmaz bonkörüz çünkü birbirimize verdiğimiz armağının yine bize geleceğini biliyorduk ama sadece unuttuk.

Kutsal kitapların söylediği’ iyi ve hayırlı bir insan olun’ öğretisi bizi iyi bir insan değil ancak dini korkunun etkisiyle iyi bir inanan yapar. Ve hep bahsettiğim peşinden gelen pişmanlığa bir de korku eklenerek davranışlarımıza yansır. Ve bu korku bir gün bizi çok ciddi etkileyecek olaylara yol açabilir. Sırf yardıma muhtaç diye birine maaşınızın hepsini vermeye kalkarsanız bu sizi sadece aç bırakmaz aynı zamanda aptal da yapar. Olması gerektiği gibi davranmayı öğrendiğimizde içimizdeki kutsal kaynak bizim için en doğruyu evren için ise en hayırlısını zaten söylüyor olacak ve böylelikle bağışlayan ve bağışlanan arasında pişmanlık süreci yaşanmadan gerçek bir kabullenme söz konusu olacak.

Esra Ö. Erdoğan