Daha önceleri söylüyordum yine ama şimdi daha da eminim. Yazdığım yazılar kendimden kendime. Yaptığım soru cevap muhabbetleri kendimden kendime. Kurduğum iletişimler kendimden kendime. Aldığım nefes de kendimden kendime. İçime dışarıdan hava çekip, sonra dışarı hava mı veriyorum zannediyorum. Okyanustaki balık, okyanustan ayrı mı ki? Dünya okyanusunda bir balık değil miyim ki? İçim dışım her yanım hava ile dolu iken, kendimi havadan nasıl ayırıyorum da nefes alıp veriyorum diyorum. Ya nefes beni alıp veriyorsa… İçime aldığım her nefes, Rabbimin içime üflediği ruh, dışarı verdiğim her nefes O’nun sonsuz cömertliğine şükrümün ifadesi ve de içimde zannettiğimi, dışımda zannettiğimle bir etme eylemi ise…

Soru cevap yapıyoruz arada. Sanıyor musunuz ki o sorulara yanıt veren Hasan’dır. Hasan vasıtasıyla gelen yanıtlar, yine Hasan’ın kendinedir. Hasan da yazarken şaşırır, “Yahu bu ne güzel cevap böyle, nereden geldi.” diye. Ve hatta bir muhabbet alanı açıldığında Hasan anlatıyorsa da bilir ki o kimseye bir şey öğretmiyor. Karşısındaki dost, kendini açma lütfunda bulunmuş, gelenleri kabuldedir. İşte böyle bir dost varsa muhabbette aktıkça akar, çağladıkça çağlar ve bundan alan da nasiplenir, vesile olan da… Bu yüzden derler ki “konuşana değil, konuşturana bak…”

Ama muhabbet dost meclisinde olur. Şüphe, vesvese, direniş, sorgulama, kibrin içinde kendini kaybetmişlerin olduğu meclislerde açılmaz bu alan. Zaten karşıda bir alıcı yoktur ki verici olsun. Böyle ortamlarda ruh kendini sırlar, erişilmez bilinmez olur. Kendini kapatır. Fakat kişi alanını korumayı bilmez, sınırlarını çizmez, alanını açık tutarsa; içeriye dolan dolanadır. Enerjisi emilir, alanı talan edilir, gücü tükenir… Gece yatağına yattığında bitik haldedir. Bir türlü arzuladığı hayatı yaşayamaz, çünkü hakkı hakkı bilmeyenlerce yağmalanır durur. O içeri dolanlar, ruha erişemezler. Ruh kendini kapatmıştır çünkü, ama o ana kadar kişinin içine dolmuş nefes, enerji emilmiştir. Ortalık talan olmuştur. Yine uğraşır kişi, ruhuyla bağlantı kurmak adına ve ortalığı derler toplar binbir zorlukla, ruhun nefesiyle temizler havayı, doldurur enerjisini. Ama sonra bir bakar ki yine içeriye hücum edilmiş ve yine yağmalanmış tüm bina. Ne kokusu kalmış ruhun, ne düzen, ne enerji ortada…

Ne demiş Hz. Pir: “Gönlüm geniş ama giriş kapısı dar. Oradan yalnız Sen olarak giriş var.”

Gönlümüzün giriş kapılarını kime açtığımızın farkında olmamız dileğiyle…

Ve de gönlünüzü adı Hasan olana açıp, bu satırları akıttığınız için sonsuz teşekkürlerimle…

Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...